Küçük gazetecilik numaraları…

Küçük gazetecilik numaraları…

25 Haziran 2020 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç

"Medya tarihinden" diye tanımlayabileceğimiz küçük öykülerime bugün de 2 gazete üzerinden devam ediyorum… Hepsi ayniyle vakidir… Yani, yazılan kişiler gerçektir ve metin de eğlencelidir…

Milliyet’teki günlerim… Günlük gazeteler, elbette günlük olarak hazırlanır. Ama ‘yedek sayfa’ diye tanımladığımız kimi sayfalar da olur. Örneğin Ekonomi ve Dış Haberler’e ayrılan sayfalardan birinin yarısı veya tamamı yedek olarak hazırlanır… Yani, bir gün gecikme de olsa kimsenin yadırgamayacağı ve/veya atlatma haber derdine düşmediğimiz haberler. Hatta köşe yazıları bile… Bir de, biz yazı işleriyle doğrudan ilgisi olmasa da küçük ilan sayfaları da yedek hazırlanabilir. Gene makaleler, kimi sürekli yayımlanan karikatür, fal ve bulmaca sayfaları da yedek hazırlanır…

Ben neredeyse ömrü hayatımda hep günlük ve her saniye ‘sayfanın yıkılması mümkün’ olan, politika sayfalarını yapardım ama yedek olarak kültür sayfasının olduğu sayfayı da severdim. Fal ve bulmaca da bu sayfadaydı. Arşivde çalışan Nedim (Güney) amcamız, her ne olduysa hastalandı ve 2 ay kadar gelemedi. Yazı işleri müdürümüz, ‘Fal da sende’ dedi. Nasıl yani? 12 ay var; her ne yazarsan yaz ama 3’er satıra sığdır, dedi. Rahmetli Eren Güvener ağabeyimiz…

 

Nedim Güney

 

Her gün en önce fal yazıyordum ve bir de yedeğini bile yazdığım oluyordu, coştuğumda. Sonuçta bir ruh hali yakalamam gerekiyor sanıyordum başlarda. Yahu millet de ciddiye alıp okuyor.. İşin sırrı, Nedim ağabeyin nasıl hazırladığında; hiçbirimiz bilmiyorduk. Benim icadımdır;  ‘Hafta başında sağlığınıza dikkat’, ‘Hafta sonu spor gününüz olsun’, ‘Bu hafta hiç yatırım yapmayın’ vb. gibi… İki ay boyunca muhtemelen özel okur bile kazanmışızdır. Usturuplu atardım, hava durumunu kollardım; borsayı dikkate alırdım; günlük olayların toplum psikolojisi üzerinden yarattığı etkiye göre olumlu şeyler yazardım. Rahmetli Nedim ağabey, ışıklar içinde uyusun…

Yayın Kurulu üyemiz Osman Kavala

BirGün’de kendi istemimle ve gönüllü olarak ‘Okur Temsilcisi – Omdbusman-‘ oldum. Haftada 2 sayfa yapıyorum. Mektuplar, kendi köşem dahil, başka köşeler, sevgili Firuz Kutal dostumun da karikatürleri oluyor… Hatta Özgür Gündem kapatılınca, iyi biri sandığım feci birini de işe benim referansımla almıştık ve benim sayfalardan birinde ‘Medya Eleştirileri’ yapıyordu… Sanırım, bir diğer değerli Arşivci Feza Kürkçüoğlu da haftalık yazılarıyla, önerimle ‘işe başlamıştı’… Bedavasından… Gene, gazete çalışanı bir dostumu ikna ederek, Türkiye’de ilk kez ‘Sağlık Sayfası’ yapmıştık. Hüseyin Eroğlu dostum, bu sayfasıyla ödül bile almıştı, İstanbul Tabip Odası’ndan… Cem Baba (Çobanlı) da, Latin Amerika sayfası yapardı…

Gelelim Yayın Kurulu toplantılarına… Bütün bölüm şefleri ve müdür kısmısı, her cuma oturur ve geçen hafta ile gelecek haftayı vd meseleleri konuşurduk. Düzenli gelenlerden biri, tabii ki biri rahmetli iki İbrahim dostumuz (Aydın ve Çeşmecioğlu) ile şu an tutuklu olan Osman Kavala. Yazı İşleri müdürümüz Murat Ören ile birlikte Osman Bey, her zaman katılır ve hem işletme yönetimi açısından hem de gazetecilik açısından en sahici eleştiri ve önerileri yapardı.

Ziya Nebioğlu ve asıl MİT mensubu kim?

En uzun süre çalıştığım Milliyet’e dönelim, gene. Ama hep Cağaloğlu’nda çalıştım. Plazalarda Felek amcanın kahvesi yok denince, zaten girişmedim bile… Hele şimdilerde bütün yayın kuruluşlarında ve kimi şirketlerde daima bir istihbaratçı olur. Yani devletin görevlisi; sadece patron ve yayın yönetmeni bilebilir bu kişiyi ama bizler de herkese yakıştırırdık. Cumhuriyet’inki diye köşe yazılarını uzun yıllarca düzenleyen bir abimizdi bizlere göre istihbaratçı. Milliyet’te de gene başka bir köşe yazıları sorumlusu olan Ziya Nebioğlu ağabeye yakıştırırdık, niyeyse.

Tabip Odası’nda danışman ve yayınlardan sorumlu devlet bakanıyım, gene. Bir öğlen paydosunda baktım, ‘yeşil koyu gözlüklü’ Ziya ağabey, girişte bir yerde oturmuş, mesai saatinin açılmasını bekliyor. Kendimi hatırlattım, ‘Ağabey, çocuklar bize haber verirler. Gelin lütfen alt kattaki odaya geçelim ve size bir şeyler de ısmarlayayım’ dedim. Çayları yudumlarken, baktım hoş gülümsemesiyle eski günlerin ve kendisinin de anımsanmış olmasından memnun, sorumu sorayım dedim. ‘Ağabey, kusura bakmazsanız, bir sorum olacak. Biz gençler, Milliyet’teki MİT’e çalışan kişinin hep siz olduğunu düşünürdük, öyle miydi?’

Gevrek gevrek güldü, ‘Yok Adnancığım ben değildim ama benim de şüphelendiğim biri vardı, kimse sormadı bana’ dedi… Kimmiş diye sorunca, ‘Anaaa, ağabey o da ikinci kişiydi zaten’ dedim… Özel muhabir olarak çalışırdı bu arkadaşımız, ismi bilinen bir muhabirdi ve emekli olunca da Çin’de kitap bastırıp, Türkiye’ye getirirdi. Hadi bir ipucu daha; Glasnost zamanı Moskova’da azıcık hapis de yattı…