Kötülüğün galebesi

Kötülüğün galebesi

18 Kasım 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanlık tarihsel bir değişimin dönüm noktasında kesinlikle; toplumların, medeniyetin, sistemlerin buraya gelişi yadırganacak, basite alınacak bir olgu değil. 

Dünyadaki siyasete baktığımızda, güncel olan sorunlar sürekli gündemde tutularak çok yönlü, girift problemler üreten güçler dünyayı, insanları sömürmenin, suni gündemler yaratarak onları meşgul etmenin felsefesini bulmuşlar. 

Gündemde tutulan sürekli değişim, yenilenme, tüketme hareketleri, kozmopolit insan gruplarını bir araya getiren zirveler, kongreler (BM, NATO, AB, G7 vb) insanlardaki globalleşme, değişim olgusunu canlı tutabilmek için egemen güçler tarafından manipülasyon altına alınmış. 

Ülkelerin politik yaşamı sansasyonel ideolojiler, fikirler ve yönetim şekilleriyle dolu. Skandallar, gizli belgeler; tüm ülkelerin kozmik odaları var, devletlerin gizli istihbarat teşkilatları var. Tüm devletlerde ”politik psikoz” göze çarpıyor. Bu ülkeler, psikolojik sorunları, paranoyaları olan şeytani kimi siyasilerin elindeki güç dünyayı yaşanmaz bir yere, insanları mutsuz, her gün yeni acı ve ıstırapları yaşayan insanlar topluluğuna dönüştürdü. İnsanlar düşünürken, fikir yürütürken, fikir teatisinde bulunurken tarihten öğrendiklerinden kesinlikle bağımsız düşünemezler. 

Kötülüğün, zulmün galebesine alkış tutanlar, el üstünde tutanlar, "bunlar her şeye layıktır" düsturunu dillerinden düşürmeyenlere şaşırıyorum. Herkes kendi iblisini alkışlamanın derdinde. İdeal sahibi olmak, kendi çevresinden, bütün eşitsizliklere insanı boyutta tepki göstermek, sorumlu hissetmek bence önemli. Bugün hukukun üstün tutulmadığı, kuvvetler ayrılığının ilkeleştiği, siyasetin itibar kaybettiği, milletin egemenliğinin temsilciler eliyle kullanılmadığı, velhasıl demokratik ilke ve değerlerin anlamını yitirdiği bir durumu yaşıyoruz.

İnsanların günlük ilişkilerinde, siyasette, ekonomide, askeriyede, ruhsuz maddeci bir iletişim olgusuna sebep olan siyasiler ya da iktidarı kendi gücü nispetinde kullanan sözüm ona devletlerin üst makamlarını meşgul edenlerdir. Zalim devletler askeri, siyasi, coğrafi planlarını gerçekleştirmek için bir yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde barıştan bahsederken, diğer yandan da nükleer, konvansiyonel silahları, makineli top, tüfek, uçaksavarları nasıl pazarlarım, daha teknolojik olanı nasıl üretirim ibadetini yerine getiriyor. Çelişkilerle dolu bir anlayış değil mi? Siyasallaşan dünya artık ezilen halkların çaresizliğine sessiz kalıyor. Siyasal polemiklerle yaşayan bir dünya, sürekli askeri konjonktür içerisinde planlı bir şekilde savaşa sokulmakta. Süper devletlerin, geri ya da ileri ülkelerin estirdiği karşılıklı salvolar insanlığı utanılacak hale, dünyayı da insanlar ve bütün canlılar için yaşanmaz hale getirdi. 

Her gün uyandığımızda, acı bir haber ya da günü birlik hep yeni acılar, biten hikayeler, hüzünler ve ölümlerin, her ne sebeple olursa olsun rakamlarla ifade edildiği etkin bir gücün kurbanı insanlar... 

Herkesin herkesle savaştığı acılar doğuran ölümlere şahit oluyoruz. İnsan adı verilen memelinin işlevi, işleyişi konusunda ruh çözümlemesi yaptığım zaman varlığıyla milyonlarca insana, canlıya verdiği zararı görüyorum. Hastalıklı ruh hali mi, yoksa kalıtım bozuklukları mı yaşıyor bilemiyorum. Ama kesin olan şu ki, benliğinin, bilincinin derinliklerinde yozlaşma almış başını gidiyor. 

İnsan olarak büyük yanılgılar, olumsuz değişimler içindeyiz. Toplumsal, insani değerlerin niteliğini düşünemeyen birey kendi öz değerini kaybetti. Bizi var eden her şeyi bu yüzyılda yitirmeye başladık. Geleceğin dünyası, bütün dünyanın insanlarına bağlıdır. Dünya bugün bölünmüş ve hatta parçalanmış durumda. Dünya karışıklıklara, haksızlıklara, ciddi çatışmalara sahne oluyor. Birbirlerine saygılı olmayan kültürler, dinler, görüşler ve ırklar var... 

Peki bunlar niçin? 

İnsanların birbirlerine benzemeyen yönlerini kabul etmemeleridir neden. Hangi görüşe, ideolojiye bakarsak bakalım teoride tüm insanları eşit ve özgürlükçü görüyorlar ama pratikte asla uygulamıyorlar. Oysa, bizlerin verebileceğimiz veya birbirimizden alabileceğimiz bir sürü değer var. 

İnsanları insanlara egemen kılmakla sorunlar daha da büyüdü. Para, servet ve güç hastalığı dengesizlikleri doğurdu. Zenginliğin, kalkınmanın en önemli gücü insanın yararına dokunacak olan insan ve beyin gücüdür. 

Özgür bir dünyada değiliz. Özgürlük düşünme, tartışma, iyiyi, doğruyu, güzeli canlılara yararı olabilecek şekilde ifade edebilmektir. İnsanlar arasında nesiller arasında farklılıklar olabilir. Ama dünya öyle bir noktaya geldi ki, açlık, sefalet, ırkçılık, haksızlık, savaşlar bugün dramatik senaryolara ortam hazırlamakta. Ben kaderci (fatalist) yazgıya inanıyorum, ümitsizliğe düşmek istemiyorum .Ama insanın bir şeyleri değiştirebilecek disipline, donanıma sahip olduğuna inanıyorum.

Bizler yarının dünyasından sorumluyuz. Duyduğumuz, yaşadığımız güçlükleri aşmayı, savaşları barışa çevirebilmeyi ancak insanı sorumluluklarımızı yerine getirerek başarabiliriz. Adaleti ve barışı sevgiye dayalı, bir uygarlığı ön yargıları, korkuları yok ederek başarabiliriz. 

Toplumun ahlâki değerlerinin içselleştirilmesi, temel olarak bireyin vicdanını oluşturur. Eğer kabul gören davranışları bugün yaşamıyorsak, suçluluk hissetmiyorsak, doğru yerde doğru davranışları sergileyemiyorsak, küresel vicdanın olmadığı bir  toplum meydana gelir 

Aristoteles'in dediği gibi "İradene hâkim fakat vicdanına esir ol... " Burada şu noktaya parmak istiyorum: Bence irade insanın kendi öz iradesi olduğu için ona hakim yani sahip olabilirsin fakat vicdan insanın öz kararları olmalı, hem kalbinin kararı hem de beyninin kararı olmalı. İnsan kendince bazı şeylerin ne kadar doğru olduğunu savunsa da kalbi, beyni insana yanlış olduğunu hatırlatır, yüzüne vurur. Vicdanlı insanın içindeki sesin desibeli çok yüksek çıkacağından onu rahatsız eder, ruhu sağırlaştırır. Vicdan, ruhumuzun, bedenimizin bir özelliği olduğu için sorumluluk yüklemekte. 

Hayatı sorgulayan, içinde merhamet, vicdan barındıran insanlar, toplumlar olarak mücadele etmeliyiz. O zaman küresel vicdan sahibi olabiliriz. 

İşte bu yüzden  kısacası, "Benim insanlarla sorunum yok, insanlıkla sorunum var..."