Kötü gazeteciliğin bedeli

Kötü gazeteciliğin bedeli

24 Kasım 2019 Pazar  |   Günlük

Türkiye son günlerde gazeteci Rahmi Turan’ın ortaya attığı “Saray’a giden CHP’li” haberini tartışıyor. 

Ama ilk düğme yanlış iliklendiği için Turan’ın yazısının tetiklediği olaylar zinciri tam bir çıkmaza dönüştü. 

“Müthiş bir haber!” başlığıyla 20 Kasım’da Turan’ın Sözcü’deki köşesinde ortaya attığı iddiaya göre, CHP’den önemli bir siyasetçi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la gizli görüşmüştü. Turan, “Külliye'ye, yani Saray'a yakın haber kaynağım bana önemli bir CHP'linin adını söyledi. Ben de bunu sormak için o kişiyi aradım fakat tüm çabalarıma rağmen ulaşamadım. Onayını almadığım için de hiçbir isim açıklamıyorum" diyordu. 

İşte, ilk düğmenin yanlış iliklendiği yer burasıydı. 

Turan gibi meslekte eski ve deneyimli bir gazetecinin herhangi bir siyasetçiye “ulaşamaması” neredeyse olanaksızdı, bu durumda “ulaşıncaya” kadar yazısını bekletmesi gerekirdi. Ayrıca, yazısını “müthiş bir haber!” olarak duyurması yanlıştı, “Doğru mu bilmiyorum ama kulağıma şöyle şöyle bir dedikodu geldi…” diyebilirdi, o zaman da ortalık bu kadar karışmazdı. 

Yazı yayımlanınca doğal olarak ortalık karıştı. 

Turan önce kaynağını ve ismini bildiği siyasetçiyi açıklamayacağını söyledi.

Sonra baskılar artınca o siyasetçinin, yani kaynağının Erdoğan’la görüştüğünü söylediği siyasetçinin Muharrem İnce olduğunu açıkladı. 

Turan bir sonraki aşamada “yapmayacağım” dediği ikinci şeyi yaptı ve kaynağının gazeteci Talat Atilla olduğunu, onun verdiği bilgiye dayanarak yazdığı için pişmanlık duyduğunu söyledi 

Bu sırada, “ulaşamama”nın esrarı da çözüldü: 

“(Muharrem İnce’nin) telefonu filan bende yok. Bende olmadığı için bir iki arkadaşa ‘Telefonu var mı? Telefon edebilir miyiz?’ gibi şey yaptım. Baktım olmuyor, bulamıyorum, şey olmuyor. Ulaşamadım dedim. O yönden ulaşamadım dedim.” 

Neresinden tutsan elinde kalıyor. 

Turan’ın “kaynak” olarak açıkladığı Atilla’nın habere doğrudan ulaşmadığı ve bilgileri bir CHP’liden aldığını söylemesiyle işler iyice arapsaçına döndü. 

Özetlemek gerekirse: 

Turan kendisine ulaşan bilgiyi yazmadan önce iddiaya konu olan siyasetçiyle mutlaka konuşmalıydı, konuşamasa bile haberi ikinci bir kaynaktan doğrulatmalıydı. 

Bir medya eleştiri sitesi olarak Saray’a kimin gittiği ve Erdoğan’la kimin görüştüğü bizim ilgi alanımızın dışında kalıyor. 

İlgilendiğimiz gazetecilik ilkelerine ve kurallarına uyulmadan yapılan habercilik. 

Bu olay Türk basın tarihine herhalde “Rahmi Turan vakası” olarak geçecek.

İlgili yazının linki: http://medyagunlugu.com/haber/sorunlu-bir-haber-46166