Köşe yazarlarının ''sefaleti''. C. İzmirli

Köşe yazarlarının ''sefaleti''. C. İzmirli

4 Mayıs 2013 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Üniversite yıllarımda, Milliyet gazetesini, en çok bir köşe yazarını okumak için alırdım: Elbette diğer köşe yazarlarını da izlerdim, Hasan Pulur, Örsan Öymen ve Abdi İpekçi'nin yazılarını okumadan gazeteyi bırakmazdım, ama her sabah elime aldığımda ilk göz attığım Ali Gevgilili'nin yazısı olurdu.
Bir akademisyen gibi düşünen bir gazeteciydi, Pazar ekinde iki tam sayfa yayınlanan forumları yönetir, haftada üç ya da dört gün de, ekonomi sayfasının sol üst köşesinde genellikle 500-600 kelimeyi geçmeyen makaleler yazardı.
Hafta sonu yayınlanan forumlarını okumak için Pazartesi ya da Salı günleri, günlük programımda özel bir zaman ayırdığımı hatırlıyorum.Çünkü hafta sonu rehavetinde o düzeydeki söylemlerin hakettigi düzeyde okumaya odaklanmak kolay degildi
Ama Gevgilili'nin günlük köşeyazılarının çapı ve lezzeti aradan geçen 40 yıldan sonra, hele de bugünkü köşeyazısı ishalinin bütün gazeteleri tutsak ettiği ortamda, öylesine aranıyor ki…
Türkiye'nin ilk sürekli ekonomi sayfasının yaratıcısı olan Gevgilili, gazeteci olarak derinliğini yazar olarak ustalığıyla öyle kaynaştırmıştı ki, herhangi bir makalesini okuduktan sonra oturup yarım saat düşünür, bazen makalenin bir cümlesine ya da bir paragrafına geri döner, okuduğunuzu hazmetmeye çalışırdınız; çünkü 500 -600 kelimelik yazı, konuyu tarihsel boyutundan alıp o güne getirmekle kalmaz, aynı zamanda varolan durumun derinlikli bir analizini de yapardı. Elbette, o kadar sözcük sayısıyla o kadar çok bilgiyi/düşünceyi ifade edebilmek için entellektüel düzeyi  yüksek bir dil kullanırdı. Halen yaşadığı ABD'de hasta yatağında kendisiyle yapılan bir söyleşide, bu nedenle aldığı eleştirilere şöyle yanıt vermiş:
''Ben 68 kuşağının dolgun araştırma, inceleme turu bilgi edinme beklentisinden hareketle ekonomi sayfasını hazırlıyordum. Bu sayfalarda genel birikimi oluşmuş, kendi içinde bölünmüş aydın kuşağın düşünsel beklentilerini yanıtlamak istiyordum."
Günümüzdeki köşe yazılarına bakıldığında görünen nedir?
Öncelikle köşe yazarlarının büyük bir çoğunluğu, günün eğilimlerine ve ana akımlarına uygun olarak (müzikte melodinin ritme, yemekte gustonun ayakta geçiştirme kültürüne, sanatta estetik seçkinciliğin vasata yenilmesi gibi) yazılarında belirli bir düzeyi tutturmak  yerine "popülarite" kaygısıyla yazıyorlar. (Paparazzi gazeteciliğin medyanın en büyük gelir kaynağını oluşturduğu bir zamanda buna şaşırmalı mıyız?) İşin kötüsü, köşe yazılarının çoğu (maalesef) ya şartlan(dırıll)mis olarak, belirli bir siyasi görüşün hizmetkarlığını yapıyor, ya da/hem de kamuoyunu aydınlatmak yerine kafaları bulandırmak için kaleme alınıyor.
Toplumsal sorumluluk sınavında zaten çoktan sınıfta kalmış olan medya sahiplerinin siyasi iktidarlara yaranmak için gerçek haberciliği rafa kaldırmış olmaktan rahatsız olmadıkları bir ortamda, köşe yazılarının bugünkü sefaletine bulunacak çare yok gibi. Ama Gevgilili'yi ve o dönemin köşe yazarlarını bilenlerin, "iyi köşe yazısı" okumuş olmak gibi bir tesellileri var.
 

6.5.2013

Etiketler:  Eleştiri Medya