Koronayı yenen doktor anlatıyor

Koronayı yenen doktor anlatıyor

8 Haziran 2020 Pazartesi  |   MG Özel

Yasemin Özben

Dr. Ali Soner Demir'i 2017 yılı başlarında annemin kalp ve damar tıkanıklığı rahatsızlığı esnasında tanıdık. Annemi götürdüğüm çok uzaklardaki güvenilir bir hastanede teşhis konmuş ve tedavi verilmişti. Ama sonrasında kontroller devam edeceği için eve yakın bir hastane seçmek zorundaydım. Ben de yakınlığı nedeniyle Tepeüstü’ndeki özel bir hastaneyi seçtim.  

Resepsiyonda muayene için kayıt açılışında daha önce gelip gelmediğimiz sorulduğunda “İlk defa geliyoruz” deyince de 4-5 kadar kalp doktoru ismi sıralanmıştı. Soner Bey’i yeğenimin de adını taşıdığı için seçmiştim…  

Sonrasında anneciğim neredeyse ölüme meydan okuyarak iyi olmaya çabaladı ve iki yıl daha bizlerle kalabildi. Tabii bu iki yıl içinde önceleri her ay, sonra iki ayda bir ve daha sonra üç ayda bir kontroller için Soner Bey’e uğrar olmuştuk. Samimi davranan, açıklayıcı bilgiler sunan, güven hissettiren doktorları zamanla ailenin bir ferdi gibi görmeye başlıyor insan… Annemin vefatından sonra da kopmadım Dr. Soner Bey ve asistanından… Kendimle ilgili bir şey olunca güvenle direkt onları arayabildim. Aslında içimin derinlerinde bir duygu anneme olan özlemimdendi o da ayrı… 

Nisan ayında Facebook’ta Dr. Soner Bey’in bir paylaşımının altında koronaya yakalandığı, hastanede tedavi altında olduğu ve geçmiş olsun dilekleriyle karşılaştım. Şoke oldum görünce…  

İşte şimdi Dr. Soner Bey ile bir yandan; nereden çıktığı, yayıldığı aylar geçmesine rağmen hala netlik kazanamayan, kimi, nasıl, nerede etkileyeceği belli olmayan ve yakaladığı her insanda farklı seyir gösteren… Diğer yandan; aslında ne kadar bilinmez ve ürkütücü sonuçları olsa da aynı zamanda bunu yenen birisi olarak Covid-19’u konuştuk: 

-Öncelikle geçmiş olsun. Virüsü nereden aldığınız konusunda tahmininiz var mı? 

-Virüsün mart ayında Türkiye geldiği açıklanmıştı. Ben de 25 Mart’ta hastalığa yakalandım. Öncesinde yurt içi veya yurt dışı seyahatim yoktu. Hatta kalabalık alışveriş merkezlerinde de bulunmadım. Hastaneden eve, evden hastaneye gidip gelen biriyim. Muhtemelen hastalarımızın birinden virüsü kaptım. Çünkü çalıştığım hastanede benimle aynı dönem de 6 doktor arkadaşım daha virüse yakalandı.  

-İlk hangi belirtileri yaşadınız, teşhis nasıl konuldu?  

-Hastalığın ilk başlarında arada bir öksürük, hafif kas ağrılarım oluştu. Tabii o zamanlar Covid’e yormamıştım. Hafif bir üşütme atağı geçiriyorum zannettim. 3-4 gün sonra öksürüğün sıklığında ve şiddetinde biraz artma, hafif de ateşim çıkmaya başlayınca korona olabileceğinden şüphelendim. Hemen hastanede test yaptırdım. Testler sonucunda özellikle akciğer tomografisinde buzlu cam sahaları dediğimiz görüntüler Covid için çok önemli bir bulgudur. Buzlu cam sahaları saptanınca tanı kesinleşmiş oldu.  

-Müdahale nerede oldu? Hastalığın gelişim sürecini nasıl yaşadınız?

-Doktor arkadaşlarımız üçlü hap tedavisi vererek beni eve gönderdi. Öncelikle tedaviye evde karantina ile devam etmemi istediler. Ancak evdeki tedavinin 3. gününde şikâyetlerim azalacağına öksürüğüm daha da şiddetlendi. Ateşim ise 38.5- 39 derecelere çıkmaya başladı. Birkaç gün daha idare etmeye çalıştım fakat daha sonra nefes darlığı yavaş yavaş belirmeye başlayınca hastaneye başvurdum. Bu sefer hastaneye yatarak tedavi önerildi.  

Ben yatarken aynı hastanede doktor olan eşimde de yaşamış olduğum şikâyetlerin başlangıcı vardı. Eşime de büyük ihtimalle ben bulaştırdım diye düşündüm ve bitişik odama alındı. Tabii ailemizde korku, panik hat safhada idi. Çalıştığımız hastaneye yattık ama bir yandan aile büyükleri “Sizi büyük hastanelerden birine yatıralım. Oradaki doktorlar daha tecrübelidir, onlar baksın” diye endişelerini dile getirdiler. Bu korkular çok doğal tabii ancak biz de kendi doktor arkadaşlarımıza; “Bizi daha iyi anlar, nazımızı çekerler, istediğimiz soruları rahatlıkla sorabiliriz, beraber karşılıklı tartışabiliriz” diyerek daha çok güven duyduk.

Hastaneye yattıktan sonraki 3-4 gün içinde nefes darlığım daha da arttı. Ciddi boyutta solunum sıkıntısı ile sürekli oksijene bağımlı hale geldim. Arkadaşlarımız, devletimiz ile irtibatta kalarak; Çin’de ya da yurt dışında hangi ilaçlarla tedaviler uygulanıyorsa onları derhal tedarik ederek değişik antiviraller, antibiyotikler, immün (bağışıklık)sistemini güçlendiricilerle tedaviye başladılar. Daha sonraki günlerde oksijen tüpüne bağlılığım gün gün azalmaya, ateşim eskisi kadar yükselmemeye, hastalık bulguları gerilemeye başlayarak iyileşme sürecine girdim. Ben iyileşirken bana en büyük desteği veren eşim kötüleşmeye başladı. Düşmeyen ciddi ateşleri oldu. Nefes darlığı başladı. Lavaboya bile zar zor gidebiliyordu. Oksijen tüpüyle peşinden takip ediyordum. Aslında hayat arkadaşlığımızı esasen bu süreçte bir bütün olarak yaşamış olduk. 

-Teşhis konulunca ve sonrasında neler geçti aklınızdan?  Çünkü bu virüs bir nevi ölümü ensemizde hissetme duygusuyla eş-değer gibi…

-Tabii ilk başlarda psikolojimi iyi tutmaya çalıştım ama zaman zaman da ölebileceğimizi, ölümün de olabileceğini düşünmeden yapamadım. “Bu dünyaya netice olarak isteyerek gelmedik, giderken de gitmek isteğimize bağlı olmayacak günün birinde hepimiz vakit sıra geldiğinde bu dünyadan ayrılmış olacağız” diye kendimi hazırlamaya çalıştım. Tabii ki çocuklarımı, ailemi düşündüm ama dünyada ilk ölen ben olmayacaktım. Şehit askerler geldi aklıma… Onların da aileleri, çocukları vardı hatta küçücük çocukları, lakin onları bırakarak ebediyete intikal etmek zorunda kalmışlardı. Ölen ölüyor ama hayatta kalanlar bir şekilde tutunuyordu yaşama... Ben de çocuklarımızın geleceği için akrabalarımız var, maddi manevi açıdan çok gözüm arkada kalmayacak diye moral bulmaya çalıştım. 

Bizden çocuklarımıza da bulaşmış bu virüs... Üç kızımız var; biri 12 yaşında, diğerleri 17 yaşında ikiz kızlarımız… İlçe sağlık müdürlüğüne rica ettik. Eve gelip çocuklarımıza test yaptılar. Test sonucu üçünde de pozitif çıktı. Neyse ki onlarda hafif belirtiler oldu. Koku bozukluğu, hafif sırt ağrıları ve kısa süreli ateş gibi… Onlara herhangi bir ilaç tedavisi başlanmadı çünkü ilaç tedavisinin de yan etkileri olabilirdi. Bazen akrabalarımız veya komşular arada bir yemek yapıp; uzaktan asansöre ya da dış koridora bırakıyorlardı. Bazen de kendileri evde yemek yaptılar. 10-12 günlük bu süreç onlar için bir nevi kendi ayaklarının üzerinde durabilme, başlarının çaresine bakabilme süreci gibiydi… Neyse ki sosyal medya sayesinde birbirimizi görüyor, iletişim kurabiliyor olmamız sevindiriciydi. Hiç yoktan bu sayede bağlantıda kalabildik. Onlara destek olup, yönlendirebildik ve en önemlisi her şeye rağmen moral vermeye çalıştık.   

-Hastane sonrası neler hissettiniz?  

-Taburcu olduğumuz gün yeniden doğmuş gibi oldum. Hayata yeniden başlıyormuş gibi hissettim. Çünkü ölümcül bir hastalığın pençesinden hayat arkadaşımla birlikte zorlu bir süreç sonrası kurtulmuştuk. Eve dönünce ilk yaptığımız çocuklarımıza uzunca bir süre sımsıkı sarılarak öylece kalmak oldu. Çünkü onlarda koronavirüse yakalanıp ayakta atlattıkları için korkusuzca birbirimize sarılabilmemiz dünyanın en büyük zenginliğiydi. Ancak akrabalarımız, yakın komşularımız haklı olarak tabii bizden hep uzak durdular. Onlar da telefon ve sosyal medya üzerinden geçmiş olsun dileklerini ileterek sevgilerini gösterebildiler. 

-Atlattıktan sonra fiziksel ve ruhsal etkileri kaldı mı? 

-Evdeki 15 günlük karantina sürecimizin ardından testlerimiz temiz çıktı. Ve ayrı kaldığımız hastalarımıza bir an önce yardımcı olabilmek için tekrar görevimize kaldığımız yerden başladık. Artık nefes darlığını iliklerine kadar yaşamış bir doktor olarak hastalarımı daha iyi anlama tecrübesini de yakalamış oldum. Bu hastalık sayesinde hastaların psikolojilerini ve ölüm korkularını şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Yoğun bakımda yatan koronavirüslü hastalarımız var. Onların kalp, tansiyon, ritm bozukluğu, kalp yetmezliği gibi sorunlarıyla yakından ilgilenmeye devam ediyorum. Her türlü hastamıza korkmadan, endişe etmeden, rahatça, samimiyetle yaklaşabiliyorum.  

-Diyorsunuz ki “Hastalara koronalı olsalar dahi korkmadan yaklaşabiliyorum.” Peki, bu virüsün tekrar bulaşıp bulaşmadığına dair netlik nedir acaba? 

-Vücudumuzun immün sistemi bu virüsü tanıyor artık. Ona karşı antikor yani savunma silahı yapmış durumda. Plazmamızda bu antikorlar var. Hatta başka hastalara şifa verebilmek adına iki kez de plazma antikor bağışında bulundum. Vücuda tekrar bu virüs girerse savunma sistemi onu hemen tanıyıp, hızlıca antikor silahı üreterek, onu yok edecektir. Bu sebeple bir daha hasta olmak çok zor ve ileride toplumun yüzde 85’inde olduğu gibi hafif gribal semptom geçirerek atlatmış olacağız. En son bilgiler bu yönde. Bu hastalığı her atlatan bir nevi aşılanmış gibi oldu aslında… 

-Yiyecek, içecek konusunda önerileriniz var mı?

-Bu hastalıkla ile ilgili yiyecek içecek konusunda henüz ispatlanmış bir diyet yok. Ama kalp doktoru olarak; düzenli spor ve sağlıklı beslenme tüm zamanların hayat felsefesi olarak önemli bence… Tabii özellikle sigara, alkol ve daha başka maddeler gibi vücuda zarar veren şeylerden her zaman uzak durmayı herkese kesinlikle öneriyorum. 

-Hayata bakış açınızda farklılık oldu mu? 

-Şunu öğrendim: Hayat kesinlikle bir pamuk ipliğine bağlı… Her an gözle görünmeyen küçücük bir mikrop bile milyonları yere serebilecek güçte! Bulunduğumuz yerlerde hep gelip geçiciyiz. Umarım bu virüs; kendini herkesten üstün görenlere, bulunduğu makamlarda hep kalacağını zannedenlere, altındaki insanlara zulüm edenlere de bir ders niteliği kazandırabilmiştir.  

-Son olarak, en çok nelere dikkat etmemiz gerektiğini paylaşır mısınız?  

-Bu virüsten korunmada hijyen ve fiziksel mesafe çok önemli. Kalabalık ortamlara mümkünse artık girmemeliyiz. Girmek mecburiyetindeysek çok fazla uzun süre kalmamalıyız.  Maskemizi kıyafetimizin bir parçası gibi dışarıda sürekli takmalıyız.  Eğer hastalıktan şüphe ediyorsak muhakkak hastaneye giderek test yaptırmalıyız.

Bu içten söyleşi için Dr. Soner Bey’e teşekkürlerim yanında; aylar geçmesine rağmen hala bilinmezliğini koruyan ölümcül virüslü hastalarla bire bir temasta bulunan, hatta başkalarını iyileştirmeye çalışırken bu uğurda kendi hayatlarını kaybeden, hastalarına derman olmaya kendini adamış, mesleğine âşık tüm doktor ve sağlık neferlerine ne kadar teşekkür etsek az kalacak farkındayım…

Emeklerinize, yüreklerinize, hayatlarınıza sağlık! 
 

Etiketler:  Corona