'Koronayı nasıl yendim...'

'Koronayı nasıl yendim...'

31 Mayıs 2020 Pazar  |   MG Özel

Aylardır tüm dünyayı dolaşan gizli bir düşman var. Hepimizin varlığını bildiği, lakin bilinmezliğinin gizeminde soru işaretleriyle dolu…  

Zorunlu olarak kapandığımız evlerimizde zamanı keyifli, yaratıcı geçirebilmek adına eminim oyalanacak işler bulmaya var gücümüzle çabalıyoruz.  Özgür olamama duygusunun verdiği baskıyla da ruhsal yönden gelgitler yaşıyoruz. Kapalı kapılarımızın içinde ise tüm dünyaya açılan bir kara pencere var. Bu pencerenin son zamanlardaki adı medya! Ve neredeyse yaklaşık 40 yıldır bize bu kara pencereden dramlar dayatılıyor. Şimdiler de ise akşam ana haber bültenlerinin vazgeçilmezi rakamlar! Hiç mi iyi bir şey olmuyor şu koskoca güzelim dünyamızda… Hep üzüntü mü yansıtılmalı, insanların moralleri hep dibe mi vurulmalı? Çevremden gördüğüm ve kendimden örnekle çoğumuz artık televizyon izlemiyor, haber dinlemekten kaçıyor.  

Motivasyona ihtiyacımız olduğu, en yakınlarımızı bile göremediğimiz, sarılamadığımız şu günlerde… Dünyanın pandemi olarak kabul ettiği coronavirüsü yenmiş 30 yıldır tanıdığım bir dostla sohbet etme şansım oldu. Hülya, Levi’s'ta 17 sene birlikte çalıştığım arkadaşım, Satın-alma müdürüm. Hatta onun deyimiyle ailesinden çok sabahtan akşama kadar beni gördüğü için yan masasındaki ailesiydim. Bayanların yaşı söylenmez denir ya bende onun yaşı hakkında sizlere yarım asır diyerek kopya veriyorum. Karakter olarak çalışkan, çok yardımsever, sabırsız, aceleci, problem çözücü… Kişilik olarak da yerinde duramayan, girişken, coşkulu bir yapıdadır. Emekli olduktan sonra da kendi kurduğu işinde çalışmaya devam ediyor.  

Hülya ile sohbetimizde; bu virüsün ne kadar bilinmez ve sonuçları ürkütücü olsa da, aynı zamanda atlatılabileceği konusunda deneyimlerini konuştuk: 

- Öncelikle virüsü nereden aldığın konusunda bilgin olabildi mi? 

- Süreci düşününce nereden kaptığımla ilgili sadece tahminlerim oldu. Ama net olarak bilemiyorum. İtalya’dan gelen arkadaşlarım olmuştu, onlarla görüşmüştüm ama hasta değillerdi. Bir de Yeşilköy’de arabayı park ederken bir taksi şoförü oraya park edemeyeceğimi söylerken yüzüme tükürerek konuştu. Yani yüzüme tükürükleri gelmişti. Sonradan düşündüğümde o taksi şoförü de olabilir diye geçiyor aklımdan… Ve belki de İtalya’dan gelen arkadaşlarıma da ben bulaştırmış olabilirim.  Bu hep soru işareti olarak kalacak. 

- İlk hangi belirtileri yaşadın, neler hissettin? 

- İlk ateşim çıkmaya başladı. Aynı zamanda göğüs ve sırt ağrısı hissettim. Önce önemsemedim, normalde dayanıklı bir yapım var. Öyle hasta oldum hemen hastane, doktora koşan bir insan değilim. Normalde dayanabildiğim kadar dayanırım ama bu dayanmakla geçecek bir şeye benzemiyordu. Yalnız bu belirtiler sanırım kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Çünkü  İtalya’dan dönen arkadaşımda ilk grip belirtileri olarak başlamış. Burun akıntısı, halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık ve hatta tat kaybı…  

- Müdahale nasıl, nerede oldu?  

- Şikâyetlerden 4 gün sonra hastaneye gittim. Ateşim 39'du. Ciğer tomografisi çekilince eve dönmeme izin vermeden hemen direkt hastaneye yatırdılar. 

- Teşhis konulunca neler geçti aklından? Korku, endişe, çöküş, güçlü kalma duygusu vb… 

- Teşhis konulunca sadece kısa bir süre panik oldum. Ne yapacağımı bilemedim. Aklım uçtu diyebilirim. Hiçbir şey düşünemedim. Ama odaya geçince biraz sakinleştim. Kaygılarım ve anlık paniklerim esti ama korkmadım, hiç öleceğimi düşünmedim. 

- Hastalığın gelişimi nasıl bir seyir izledi? Medyada duyduklarımız gibi miydi? Yüksek ateş, nefes alamama, kas ağrıları vs… 

-Kas ağrılarım vardı. Vücudum sanki dayak yemiş sonra morarmış gibi güçlü ağrılar içerisinde idi. Verilen ilaçlardan dolayı biraz zor nefes almaya ve nefesim sıkışmaya başladı ama ben ilk süreçte oksijen tüpüne bağlanmadım. Sadece bir gün oksijen tüpüne bağladılar. Yakın arkadaş çevremde bir aile anne baba ve çocukları da yakalandılar bu virüse. Çocuk ve baba hafif geçirirken anneleri entübe diye duyduğumuz oksijen makinesine bağlı olarak çok daha ağır geçirdi süreci. Ama neyse ki o da atlattı. Hepsi iyileştiler. Meğer nefes alamamak çok korkunç bir duyguymuş. Oysa her an alınan nefesin önemini hiç hissetmeden soluk alıp veriyormuşum.  

- Hastalık sürecinde umutsuzluğa kapıldın mı? Sevdiklerinden ayrı kalma, gelecek endişesi ya da onlara da bulaştırma ihtimali düşüncesi... Psikolojik olarak düşüncelerin neydi?  

- Evet, en çok da bu sorun oldu. “Ben başka kime geçirmiş olabilirim?” diye… Evde eşim ve kızımda belirti yoktu ama “Onlar da ya hastalanırsa, benden aldılar mı acaba?” düşüncesi kaygıya sebep oldu. Kendi adıma değil de çevremdekiler adına kaygılandım. Bu düşünce uykularımı kaçırdı. Hala da benden olmasa da başka bir yerden alırlar ve ağır geçerse diye endişelenip korkuya kapılıyorum. 

- Peki, hastane ve sonraki karantina sürecinde neler yaşadın?  

- Hastanede ilk muayeneden ve yatış sürecinden sonra düzenli olarak kontrole gelen sabah ekibi; oda kapısından dahi girmeden yaptıklarını, yapacaklarını ve her gün iki kere alınan kan sonuçlarının yorumlarını aktardılar. Aramızdaki mesafe en az 3 metre idi. Sanki kafesteki maymunmuşum gibi hissini uyandırıyordu.  Sadece yanıma hemşireler;  farklı kıyafetler giyerek geliyor ve kan alıp, ateş ölçüp gidiyorlardı. Odadan çıkılmasına izin verilmiyordu. Pandemi hastanesi olduğundan bizlerden başka yani korona teşhisi konmuş hastalardan başka kimse yoktu. Hastanede tam bir sessizlik hâkimdi bu da bir süre sonra sinir bozucu oluyor. Etrafta insan yok, ziyaretçi yok hatta odaya giren doktor bile yok… 9 günü bu şekilde yaşadım.

Hastaneden çıkınca kendi evime değil farklı bir eve 14 gün kalmak üzere gittim. Burada şans saydığım camdan özlediklerimi görebiliyor olma lüksümdü. Bu çok hoş ve farklı bir duygu… Her gün Sağlık Bakanlığından arandım.  İlaçlarıma devam edip etmediğimi, nasıl olduğumu sordular? Aile hekimi sık sık aradı ve sağlık ekipleri ilaç getirmek için geldiler. Annem yemek verebilmek için yaptığı yemekleri kapıya koyuyor, zili çalıyordu. Ben o gittikten sonra açıp alıyordum tam bir tecrit havası vardı ama “Sıkıldım” dahi diyemedim çünkü hastane ile karşılaştırılınca ev çok daha iyi bir ortamdı. Hala yaşları büyük olduğu için annemlere gitmedim. Sadece camdan ve kapıdan görüşüyoruz. Çünkü kaygılı ve tedirgin olduklarının farkındayım. Aslında onların hissettikleri duygularda çok zor! Bir yanda kızları hastalandı, beni düşünmedeler bir yanda yaşları büyük olduğu için kendilerini düşünmek zorundalar.  İki arada bir derede kaldılar. 

- Neyse ki atlattın ve geride kaldı… Şimdiye fiziksel ve ruhsal etkileri kaldı mı?  

- Koşuşturmalı geçen geçmiş hayatım biraz daha sakinleşti, duruldum diyebilirim. Her güne 5 iş yapmıyorum artık… Daha küçük planlarım var. Çok uzaklara bakmıyorum. Fiziksel olarak halen sırt, göğüs, eklem ağrılarım devam ediyor ama doktorum olabileceğini, normal olduğunu söylüyor. 

- Bizlere yiyecek, içecek konularında dikkat çekmek istersen neleri önerirsin?  

- Yiyecek içecekte hiçbir sınırlama yapmadılar. Sadece C vitamini portakal önerisi ve boğaz için gargaranın önemli olduğu söylendiğinden bunlara halen dikkat ediyorum. 

- Hayatında öncelikler sırası değişti mi?  

- Evet, önce “Ben” oldum galiba… Daha önce asla böyle değildi ama şimdi “Ben” oldu! İstediğimi yapıp, istemediğimde daha rahat “Hayır!” diyorum. 

- Hayata bakış açında farklılık var mı?  

- Uzun vadeli plan ve hayallerim yok artık… Her şey kısa süreli… Daha ılımlı oldum veya zamana göre biraz patavatsız belki de… 

- Son olarak en çok nelere dikkat etmemiz gerektiğini paylaşır mısın?  

- Maskenin şart olduğunu ve eve girince yapılan banyonun gerekli olduğunu düşünüyorum. “Poşetleri balkonda beklet, sirkeli su ile defalarca sil.” Bana doğru gelmiyor. En önemlisi maske, el temizliği ve temasa dikkat! 

Hülya ile söyleşimiz sizlere bir nebze moral olur düşüncesiyle kendisine çok teşekkür ediyorum. Bir sonraki söyleşi ise yine bu virüsü yenen kalp ve damar hastalıkları doktoru sağlık gönüllüsü ile…  

Sağlıcakla kalın!