Korona günlerinde kim, nerede, ne yaptı?

Korona günlerinde kim, nerede, ne yaptı?

7 Haziran 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç

Korona günlerinde, koca bir ülke; hatta bütün gezegen, hep birlikte evlere kapandık. Zamanla kısıtlamalarda gevşemeler oldu ama belli riskler taşıyan ve ileri yaşlardaki insanlar, hep evde kaldı. Sizler, o gruba girmeseniz de, her hafta sonu, haftanın yarısını kapsayan sokağa çıkma yasaklarıyla karşı karşıya kaldınız… 

Meslekleriniz veya işleriniz bağlamında; evinizde nasıl vakit geçirdiniz? Bir hobi geliştirmeye yönelik işleriniz oldu mu? Kendinizi temizliğe veya mutfağa mı yönelttiniz? Dostlarınızla nasıl görüştünüz ve neler konuştunuz? Kilo almış olabilir misiniz? Bu işin aralıklarla da olsa belki de gelecek yılın sonuna değin sürebileceği öngörüsünü nasıl karşılıyorsunuz? Bir önlem alabildiniz mi? Ekonomik ve psikolojik olarak ne durumdasınız? Hayata ve ‘Yeni bir dünya mümkün’ anlayışına ilişkin görüşleriniz de bir değişiklik var mı? Evde veya sokakta koronaya ilişkin özel önlemleriniz oluyor mu? Sizler, okuyan ve yaratan insanlarsınız; acaba, entelektüel gelişiminiz veya yaratılarınız konusunda kendinizi verimli buluyor musunuz? Neler yapıyorsunuz? İyi misiniz? 

Sorularımı birkaç saat içinde ve kimileriyle konuşarak da yollamış oldum. Yanıtları geldikleri sırayla koyacağım sayfaya… İlginçtir; öyle doğru isimler seçmişim ki (hepsi arkadaşım, dostum olan insanlar) olduğu gibi kendilerini anlattılar. Tastamam yaşadıkları durumu… Aralarında yazar, gazeteci, akademisyen, ev kadını, emekli ve değişik meslek gruplarından insanlar da var. Hatta size eğlenceli sürprizli bir soru da sorayım. Bilin bakalım, gelen yanıtlar arasındaki isimlerden; kendi mesleki alanlarında hangi ikisini; yarın sabah gazetelerde Nobel ödülü aldı diye okursak, yadırgamayız. Nasıl pek eğlenceli bir röportaj değil mi? 

Nevay Samer (Emekli, Aktivist,): 

Ben aslında ekim sonu doğumluyum kimine göre 55 doğumlu olduğum için yasaklıyım; kimine göre daha 65 yaşımı henüz doldurmadığım için yasaklı değilim. Bunu avantaja çevirdim istediğim zaman çıktım sokağa. +65 için lütfedilen günlerin de birkaçında da çıktım, ama genelde korunmak amaçlı evde kaldım. Herkes evde olunca ilk başlarda koymadı bu tutsaklık. Ama +65 gibi hapis kararım olsa idi çok tepki duyardım ki şu anda hâlâ bu işin sürdürülmesine çok tepkiliyim. 

Benim bir sürü hobim var. Bir kere bir sürü film izledim. Özellikle Netflix’ten. Ne zamandır yapmayı planladığım camaltı resim yaptım bir tane. Çerçevesini yaptıracağım ve bitmiş olacak, oldukça beğendim. Halk Eğitim’de Makrame kursuna başlamıştım 3-4 ders sonra okul kapandı; bu arada öğrendiklerim sayesinde evde salonda beğenmediğim bir abajur şapkasını Makrame ile yeniden yaptım. 

Almanya’da yaşayan ve bu yıl bir daha ne zaman göreceğimi bilemediğim torunlarım için kazaklar ördüm umarım onlara götürebildiğimde onlara olmayacak kadar büyümüş olmazlar. Herkes gibi ekmek denemeleri yaptım. İkisi ekşi mayalı olmak üzere 4 kez ekmek, çeşitli kereler tatlı tuzlu kurabiyeler yaptım. Yemek yapmak zaten sevdiğim bir şey; güzel yemekler yaptım ama ben onları dost sofralarında paylaşmak isterdim, maalesef olmadı. 

Korona ilk çıktığı günlerde kendime ve dostlarıma maske dikmeye başlamıştım sonra bunu Ayvalık yerel inisiyatifi ile birlikte ciddi bir organizasyon haline getirdik. Yüzlerce maske dikildi ve siperlik yapıldı ve ücretsiz dağıtıldı. Benim de çok fazla sayıda olmasa da katkım oldu bu çabaya. Dikiş dikemeyeler de yurt içi ve dışından kumaş vb malzeme almak için katkıda bulundu. Dikiş bilmeyen kadınlar ve erkekler bile bu sürece katkı verdi. Dikiş derken maskelerden sonra kız torunlarıma bebekler diktim. 

Korona öncesi diş tedavim için İstanbul’a gitmiş eskiyen koltuklarımın yüzlerini değiştirmek için salı pazarından güzel ve ucuz döşemelik parça kumaşlar almıştım; onlarla parti parti koltuklarımı döşettim. Bu arada marangozluk da yaptım sayılır. Çok eski iki kolçak tamiri yaptım… 

Emekli olduğum için mesleki bir çalışmam olmadı. Dostlarımla ilk günlerde sadece telefon ve Whatsapp ile görüşürken sonra yavaş yavaş havanın da ısınması ile bahçede fiziksel mesafeyi koruyan ziyaretler yapıyoruz. 

Ekonomik olarak emekli olduğumdan dolayı bir şey değişmedi benim için. Hatta sokağa çıkmadığım için dışarıda yeme içme masraflarım azaldığından birikim bile yapmış olabilirim. 

Evde ilk günler tüpçü geldiğinde çok paniklemiştim mesela ama şu an biraz daha rahatım. Fiziksel mesafeye çok dikkat ediyorum insanların olduğu yerde maskesiz gezmiyorum. Çantamda kolonya var. Sık sık elime sıkıyorum. 

Maalesef çok kitap okuyamadım bu süreçte. İlk günler zaten ağır bir şok ortamı ve bilinmezlik ve korku vardı. Hiçbir şey yapmadan geçirdiğim günler oldu. Çok ciddi konular yerine daha hafif kafamı boşaltacak filmler izlemek iyi geldi. Zaten sinemayı çok severim. 

Şimdi bu devletin +65 ve -18 yasaklarına kafayı taktım ve isyandayım. Dünyada hiç örneği olmayan bu insan hakkı ihlaline karşı mücadele etmeliyiz. Yeni bir salgın furyası olursa yine aynı yasakları koyacaklar korkusunu yaşıyorum. 

Ama bazı doktorların “Virüs mutasyona uğradı, etkisi azaldı” görüşlerine gönülden inanmak istiyorum. Çünkü sevdiklerime sarılamamak düşüncesi beni kahrediyor. Üstelik benim torunlarım, oğullarım, sevgilim hepsi başka bir ülkede ve onlara kavuşamamak düşüncesi beni deli ediyor. 

Ayrıca biz küçük yerlerde yaşayanlar bu süreci en rahat geçirdik çok şanslı idik büyük şehirlerdeki insanlar için çok zordu. 

Bu arada yıllardır saçımı boyamaz ve bundan da çok mutlu iken bazı iş yerleri ve dükkânlara girerken kimlik sorulmasından bunaldığım için saçlarımı boyadım yeniden :(((( 
 


Mukadder Cankoçak (Emekli, Ressam, 60+): 

Kendi adıma kısıtlı olmamın bana yararları ve zararları olarak ele alırsam daha anlaşılır olabilirim.

Öncelikle hazırlıksız ve berbat bir döneme denk geldi. Salgın sürecinde eve hapsolmam ilk başlarda beni çok korkuttu, elim ayağım dolandı. Evde iki açılmamış üç katlı tabir edilen bir tıbbi maske ve kolonya var başka da bir şey yok. Eksiklerim çoktu ve nasıl edinebilirim kaygısı yaşadım. İki de bir ellerimi bol sabunla yıkıyorum tuvaletten önce tuvaletten sonra, kapıya dokunduğumda. Bundan önceki süreçte bu kadar dikkatli miydim hatırlamıyorum. Hijyene önem verirdim o kadar. Sonrası Sağlık Bakanının 65+ yaş evde kal, güvende ol çağrısıyla, beni ilgilendiren kısım burası olduğu için tekrar ettim bu uyarıyı; tabii sudan çıkmış balık gibi, alık alık bakındım sonra bu şoku atlatıp, biraz daha sakin düşünmek için içimden defalarca sayı sayıp nefes alıp tutup, nefes verdim. Elime kâğıt kalem alıp yazmaya başladım. Arayacaklarımın listesini yaptım; otuz beşe yakın kişiyle konuşup durumlarını sordum, halimizi konuştuk birbirimizle ağlaştık, sağlıklı günler diledik.. 

İkinci listem ise, sürekli almam gereken hayati ilaçlarım ve kardiyoloji kontrolüm vardı. Sonrası, evdeki eksikler içindi. Neye ihtiyacım varsa onların listesini yaptım, ne eksik ne fazla. 

İkinci uyarıda yaş kısıtı açıklanınca bazı ihtiyaçlar; ikinci kişi arayışına girmeme gerek kalmadan, kuzenimin oğlu, “Bir ihtiyacın var mı?” diye, sorunca bir rahatladım, oh!! Gerekli hijyen malzemelerini onun sayesinde edinmiş oldum. 

Şimdi ne yapmalıyım diye kendime sordum; şöyle bir baktım evdeki hayatımla, dışardaki hayatımı gözden geçirdim. Baktım evde daha fazla vakit geçiriyorum bunu kendi adıma fırsata çevireyim diye, düşünmedim değil ve öyle de yaptım. İyice dinlendim, kitap okudum, bulmacalar çözdüm, resim yapıyorum ve hâlâ bitmedi, arada günlük tutuyorum, tablet ten fal açma oyunu oynuyorum.. 

Bir süre sonra ayaklarım karıncalanmaya bacağımın bir yanı uyuşmaya başladığını hissettim. O zaman fark ettim ki, günde en az üç- beş kilometre yol yürüyen ben evde sadece hareket halinde olunca daha iyiyim. Yürüme özgürlüğüm kısıtlanmıştı buna rağmen, evde hiç sıkılmadım desem yalan olmazdı, gün yetmiyordu bana, çabucak akşam oluyordu. Pollyanna gibi değil desem de öyle algılanabilir, pozitif olmam için kendime telkinde bulunduğum çok olmuştur. Akıl sağlığımı koruyamazsam ne yapardım kafamı yer miydim yemez miydim biraz tırlatırdım diye, düşünmedim değil.. 

Bir başıma evde; aryalar, türküler seslendim avaz avaz öyle sıradan, doğaçlama yarı tırlakça tabii derken, gülümsemeyi de eksik etmiyorum.. 

Evde çöp sorun oluyordu. Asansöre girince, nefes alırken maskeli de olsa ya benden önce binen olduysa, ya onda virüs varsa diye düşünerek hızla apartmandan dışarı çıkıp koşarcasına çöpü konteynıra atıp geri dönmemle kalbim küt küt atıyordu. 

Dışarıdaki hayatımda kısıtlarım çok oldu. TSM korosunda korist olarak arkadaşlarımla bir arada müzik çalışmalarımızı artık yapamıyoruz. Koronun en gençlerinden bir kız arkadaşım hemen her hafta arayıp dışarıdan alınacak bir şeyin olursa haber vermem yeterli demesi beni çok duygulandırdı. Yalnızlık kapıya koyulacak şey değil, çok zor olduğunu bu salgın süreci derinden hissettirdi ve ben kendimi gene de 90 yaşında evinde yalnız yaşayan halamdan daha şanslı olduğumu düşünerek üzülmeli mi, sevinmeli miyim, bilemedim.. Derdimi anlatabileceğim az da olsa destekçilerim olduğunu düşünerek söylüyorum bunu. 

Üç aydır güneşten yeterince faydalanamıyorum, park gibi ağaçlı geniş alana gidip ayaklarımı çime toprağa basıp, temiz havayı soluyamıyorum. Haftada bir gün 12-18 arasında güya, sokağa çıkma hakkımız var bizden başka herkes sokakta olunca bu koşullarda, yürümekte zorlanıyorum. 

İyi şeylerden biri de üst komşumun varlığı. Arada telefon eder, halimi hatırımı sorar, arada da “Dışardan bir eksiğin var mı, çöpün var mı?” diye, sorar. 

Bu süreç eğer iyi bir şekilde yönetilseydi kaygılanmazdım. Bu durumda aslında endişe ediyorum, ya bu süreç uzarsa/uzatılırsa ne yaparım. Burada kirada oturuyorum. Başka şehirde evim var havalar iyi olduğunda orada denizden ve güneşten daha çok faydalanıyordum. Şimdi ise seyahat kısıtlılığı ile o da gerçekleşmiyor. 

Eğer erken seçim yapılsaydı biz gene 65+ engeline mi takılırdık, merakımdan işte.. 

Şimdilik artılarım eksilerim aklımdakiler bunlar. Umarım bu pandemi/ bulaş-salgın süreci uzun sürmez, buna ne insan sabrı ne ömrü yeter ne de ülke ekonomisi. Dolayısıyla bu hepimizin sorunu.. 

Abdullah Demir (İş insanı, 50+): 

Hiç öngöremediğim bir gelişme oldu bu salgın günleri. Aniden eve kapandık. İşimiz otelcilik ve turizm olunca ilk zarar gören sektörün bu olduğunu öğrenince endişelenmiştim. Çünkü bir çalışan olarak birikimleri uzun süre yetecek biri değildim, çalışırsam var olabilirdim. Eyvah dedim, çalışanlarımızı düşündüm. Normal dönem gibi onların haklarını teslim edecektik elbet, öyle de devam dayanabildiğimiz kadar. 

Borcumuz harcımız da var nasıl endişelenmeyeyim, bir yandan da aile işletmesiyiz. 

İşin doğrusu şu para işini de hiç sevmemiştim. Ama kucağınızda bulunca yapacak bir şey yok. Bankadan kredi alarak yolumuza devam ediyoruz, ne kötü değil mi, ama değil başka çare yok. 

Evdeki harcamaları kıstık, buna memnun oldum doğrusu. İsraftan hoşlanmıyorum. Sonraları bu işin bir tür tatil olabileceğini düşünerek ilgi alanlarıma yöneldim. Sanat, sanat tarihi (özellikle resim), arkeoloji ve felsefe üzerine eserler okumaya fırsat budum, hiç olmadığı kadar film seyrettim, uyuyamadığım uykularımı uyudum, hep 6’da uyanırdım şimdi 8, 9 oldu. Ailemle iyi zaman geçirdim, buna çok az zaman buluyordum, şikâyet vardı hep. 

Şimdi eski hobim, okul yıllarında en sevdiğim ders olan resim yapmaya hazırlanıyorum. 

Kendimi temizliğe ve yemek yapmaya vurmadım, ama yemek yedim en sevdiklerimi memleket (Karadeniz) yemeklerinin ayrı bir yeri var, anam yapardı, şimdi ablalar yapıyor. 

Şişmanladım da ama sonra günde 10- 16 km yol yürüyerek evde bahçede verdim kilolarımı; ama daha veremiyorum niye bilemedim. 

Dostlarla bol bol konuştuk tabii salgın üzerine ve bu yaşadıklarımızın olağanüstü olduğuna, idareleri otoriterleştireceğine üzüldük hoş zaten 20 yıldır üzülüyoruz; görüntülü görüntüsüz. 

Alışverişleri sanal da yaptık normal de. Önlemleri aldık tabii maske ve eldiven. Bu iş çevreyi çok kirletecek bir yandan da o geldi aklıma. Eş dost akraba ziyaretlerini iptal ettik. Geldilerse de kapıdan konuştuk. Benim gibi tatil kültürü pek olmayan biri için iyi oldu bir bakıma. 

Hayatın anlamının çok basit olduğunu hatırladım. Barınmak, hayatta kalmak, aile, eş ve dostun her şeyden önemli olduğunu bir daha anladım. Beklentilerimi en aza indirdim, çocuklarıma da önerim bu, hiç dinlemeseler de. 

Kitap okuyarak (özellikle felsefe) beynimi besledim. Bir liste yaptım daha çok okunacak şey var. 

Evrim Kepenek (Aktif gazeteci, 30+): 

Eskiden beri maaşımızın neredeyse yarısını verdiğimiz evlerimizde ‘Yaşayamadığımız’ için çok sinir oldum. İşim gereği genelde ofiste veya dışarıdaydım çünkü. Bu nedenle de ilk karantina meselesi çıkınca evden çalışıyor olma fikri bana çok iyi geldi. Zaten evde zaman geçirmeyi çok seven ve hiç sıkılmayan biri olarak gayet güzel değerlendireceğimi düşündüm. İşim olmasa evden asla çıkmayan biriyimdir; 10 gün evden çıkmadığımı ve bu zamanın bile yetmediğini hatırlıyorum.. Çünkü evde yazma okuma düşünme tek başına yaptığın faaliyetler insana büyük bir rahatlama imkanı sağlıyor… 
 

 

Pandemi sürecinde ise evin farklı yönlerini keşfettim. Sadece okuma, yazma, film izleme alanı değil; mesela, ciddi anlamda yemek yapma alanı olduğunu da anladım. Dışarıdan asla yemek söylemedim, söylememe kararım karantina bitince de sürecek. Şu ana kadar yapmadığım tüm yemekleri yaptım. Daha doğrusu evde yemek yapmaya başladım. Komposto, reçel, etsiz çiğköfte filan bile yaptım:)) Evet kilo da aldım net:))

Değişen ruh halim yaşam şeklime tümden yansıdı; önceden de teorik olarak desteklediğim vejetaryen yaşam tarzına pratik olarak da katıldım. 22 Mart’tan itibaren hayvansal gıda tüketmiyorum. TV’de bir reklâmda bir tavuğun etine batırılmış çatalı dahi görmek ruhuma ve aslında daha derinde dünya ekosistemine büyük zarar veriyor bunu anladım. 

Önlem olarak mutlaka dezenfektan içeren bir şişe yanımda taşıyorum, maske kullanıyorum, dezenfektanı kapının girişine de koydum. Zaten market alışverişi ve iki üç kez haber dışında iç sokağa çıkmadım. Evi daha fazla havalandırmaya ve dezenfekte etmeye başladım. 

Aşı ve tedavi bulunmadığı sürece bilim insanlarının aktardığı kadarıyla bu işin daha uzun süreceğini ben de düşünüyorum. Ayrıca bir de virüs sürekli mutasyona uğruyor bu da önemli bir detay. Yani sonraki aşamasını bilmiyoruz her gün yeni bir yönü açığa çıkıyor. Bu kadar aşırı yaşayan, har vurup harman çağıran, doğayı hırpalayan, canlı yaşamını sadece insan üzerinden kurgulayan insanlık için bir ceza diye düşünüyorum. Doğanın bir cezası umarım bireysel olarak her birimiz buradan kendimize bir ders çıkarırız, devletler de bu anlamda yeni politikalar üretebilirler. Daha ekolojik bir yaşam üzerine kuru politikalar gibi gibi.. 

Kendimi asla yeterli bulmuyorum. “Bir gazetecinin ben tamamım oldum, yeterliyim” dediği an tükeneceğini düşünüyorum. Bu sefer üretememe hali başlar çünkü sorgulamaz yani. Ben bir şeyler üretiyor olabilir ama bu yeterli değil. Yani aslında şunu demek istiyorum dünyada pek görmesek de Türkiye zaten 2015’den beri çok acayip bir ülke oldu. Yüz yılda olan gündemler iki üç yıl oldu. Bu anlamda çok hızlı bir gündem akışı var. Buna bir pandemi ekledi. Böyle bir ülkede ne üretsek az gibi geliyor. Çünkü gündem; eşitsizlikler, adaletsizlikler, çelişkiler çok. 

Geçici işler ürettiğimi ve daha kalıcı işlere imza atmak istediğimi de anladım bir kez daha. Ev bana iyi geldi ama sokağı, sokaktan haber takip etmenin tadını bilen biri olarak o alanı da çok özledim. Evlerimizi sokak gibi bir mücadele alanına çevirmek dönüştürmek zorundayız. Çünkü pandemi bir kere oldu ama bundan sonra ne olacağı belli değil. Biz yazarak direnmeyi daha sistemsel hale getirebilmeliyiz. Yaşamayı yazarak yaratabilme sanatına çevirebilmeliyiz. 

Tek başına geçirdiğim bu dönem bana küskünlük vs vs gibi kavramların bir kez daha ‘boş’ olduğunu; sevdiğim insanları ne kadar çok sevdiğimi, daha da çok sevebileceğimi, gönlümüzün düşündüğümüzden çooook daha büyük olduğunu başka başka insanları da sevebileceğimi öğretti; yaşamı bir bütünü ile kalbimde hissetme imkânı bir kez daha sağladı. Yaşama, doğaya bir kere daha hayran kaldım. Bunun şerefine de minicik iki limon fidesi hayatıma dahil ettim. Umarım başarı ile yetiştirebilirim J 

Ayrıca cezaevinde haksız hukuksuz gerekçe ile tutulan binlerce kadını ve erkeği düşündüm. Her birinin yaptığının, barışı savunmanın ne kadar büyük bir erdem olduğunu anladım ödedikleri bedelleri düşündükçe. İki gün evden çıkamayan insanların sosyal medyadaki şımarık şımarık serzenişleri bedel ödeyenleri daha özel yaptı daha özel ve mütevazı. 

İyi misiniz soruna da “Şimdilik, iyiyiz” diye yanıt verebilirim. Teşekkürler… 
 

 

Ani Mkhitaryan (Ev kadını, 30-): 

Ben iki çocuk sahibi, genç bir anneyim. Ermenistan’ın Yerevan kentinde, Kayaran ilçesinde bahçeli, tek katlı bir evde oturuyoruz… Bahçemiz olduğu için, küçük bebelerimle orada vakit geçirmemiz mümkün. 

Ülkemizde ilk başlarda, koronayı kimsecikler pek ciddiye almadı ama dünya çapında yarattığı etki nedeniyle ve tabii bizde de hastalık olayları görülmeye başlandıkça, önlemli bir hayat yaşamaya başladık. Alışverişe gidersek, mutlaka maske ve eldiven takıyorum… Çoğu zaman da (arabamız olduğu için) alışverişleri eşim yapıyor… 

Doğrusu iki bebekle, Türkçemi bile geliştirmek konusunda zaman ayıramıyorum. Bırakın, hobilerim olsun… Üniversitede Türkoloji okudum ve mezun olduktan sonra iş kapıları önümde açılmadı doğal olarak. Bir süre işsizlik, iyi bile geldi ama çocuklarım olunca, hayat hayal edemeyeceğim kadar değişti. İki küçük çocuğa tek başına bakmak kolay değilmiş. Evimde ve çevremde bana yardımcı olacak kimseler de yok. 3 koca adamı doyurmak, ev işleri, mutfak işleri derken, bu genç yaşımda bel ağrısı çekmeye başladım. 

Dilerim ve umarım; dünyamız ve ülkemiz bu tehlikeli hastalıkla birlikte, daha iyi koşullarda yaşayabilmemiz için ciddi önlemler alır ve bu yönde fikirlerimizi dinlerler… Gencim ve iki çocuk annesiyim; hayata çok bağlıyım ve gelecekten çok umutluyum… Buna göre de yaşamak ve hayatımızı düzenlemek istiyorum. Herkese selamlar ve teşekkürler. 
 


Özge Ayten (Sosyal medya koordinatörü, Tv’ci, 30-):

Ne çok soru sormuşsunuz, bakalım aklımız hangisine yetecek… Okuldan sonra, bir süre işsiz kalarak; sonrasında, internet üzerinden yayın yapan bir spor kanalında iş buldum. Küçük ama yayınları üzerinden etkili bir kuruluşumuz var ve işin sırrı bu ‘küçük’ lafında gizli. Bir iş yapmak üzere işe başlamıştım ama artık, patronluk hariç her işi yapıyorum, diyebilirim. Hatta korona nedeniyle eve kapanınca, mesainin başı sonu belli olmaz oldu. 

İş yerinde bir mesaim vardı iyi kötü, ama evde; hafta sonları canlı yayınlar, hafta arası gene kimi yedekleme yayınları derken, her saniye çalışıyorum ve ekran dolu. Ama cüzdanım yeterince dolu değil. Sanırım benim gibi evden çalışmanın koşulları henüz net olarak belirlenemediği için, habire çalıştırılabiliyoruz. Ne film izleyebildim evde ne de herhangi bir okuma ya da müzik dinleme işim olamadı. Şaşırtıcı ama olamadı. Bir genç kadın olarak, sokakta olmayı da severdim. Semtimizde çok sayıda kafe var ve birkaç gündür açık, ancak. Neyse ki, mesafeli de olsa oturup, bir şeyler içip etrafıma bakabiliyorum. 

Kimi meslek içi kurslarım olurdu zaman zaman veya bir hobi kursum. Hepsi durdu birden… Beslenmeme dikkat ederken, şimdi galiba 2 kilo bile aldım. Daha sürsün istemem ama sürecek gibi; okumalarımı; ‘Yeni bir dünya’ mümkün algısının nereye evrileceğini yazan makalelere döndürdüm. 

Gençlik gelecek, gelecek gençlikle gelecek, diyorduk. Mutlaka kendimi ve ruhumu gelişmelere yönelik iyi donatmalıyım. Hem ekonomik olarak hem de psikolojik olarak bu çığın (siz, pandemi deyin) altında kalmak istemem. Sokak hayattır derken, boşuna demiyorduk. İnsan görmek bile mucizeyken; yeni ilişkiler, yeni dostlar hayli zor. Teşekkür ediyorum. 

Mihrace M. Menderes (Ev kadını, Emekli, 60+):

Hayatımın önemli bölümünü İstanbul’da yaşadım ama bir süredir de, Tekirdağ’ın bir sahil köyündeyim. Korona günleri köyümüzde de önemle ciddiye alındı. Trakya köylüsü sosyaldir ama virüs meselesinden dolayı, koca köy evine kapandı. Buralarda, büyük kentlerdeki gibi sokağa çıkma meselesi bize zor gelmiyor ve kolay aşılabiliyor. 

Hepimiz maskeli ve eldivenli geziniyoruz ama bahçelerimizde oturup, can sıkıntısı yaratmak yerine toprakla uğraşabiliyoruz. Birbirimizle haberleşiyoruz ve alışverişe çıktığımızda zaten bizi sırayla içeri alıyorlar. Köy pazarına girişte de jandarma var ve sırayla aldığı gibi, insanların nüfus kâğıdına bakıp öyle alıyor. İki köylüye 6300 lira ceza bile kesildiğini duyduk. Bu arada en az 1.5 aydır camiye giden sayısı zaten çok azaldı ve girenlerde de önlem aradıkları gibi, termometre ile ölçüm yaparak içeri alıyorlar… 

Korona’ya ilişkin her türlü bilgi bize köyün her yanına yerleşmiş olan hoparlörlerden hemen geliyor… Ayrıca jandarmayı arayıp, devamında bizi arayan ilçe sağlık müdürlüğü üzerinden ilaçlarımızı da getirttirebiliyoruz. Maske meselesi burada da sorun oldu ama kendimizce çözümler bulduk… Dipdibe oturmadan bahçe sohbetleri yapıyoruz artık. Fakat bilinçli Trakya insanı, önlemli olmayı sürdürüyor. 

Geçenlerde Tekirdağ’a bir işimiz için gittik. Hafta arası ve sokak yasağı yoktu. Ama koca kentte, gözlerimizi radar gibi dolaştırarak 7 kişi görebildik sadece… Umarım bu mesele başımızda bela olmayı sürdürmez; çünkü, alıştığı hayatı sürdürmeyi seven ve arayan köylü arkadaşlarımın, kısıtlı davranmayı pek kabullenmeyecek gibi…

(yeni1mecra.com)