Korona günlerinde kim, nerede, ne yaptı? (2)

Korona günlerinde kim, nerede, ne yaptı? (2)

9 Haziran 2020 Salı  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç 

Korona günlerinde, koca bir ülke; hatta bütün gezegen, hep birlikte evlere kapandık. Zamanla kısıtlamalarda gevşemeler oldu ama belli riskler taşıyan ve ileri yaşlardaki insanlar, hep evde kaldı. Sizler, o gruba girmeseniz de, her hafta sonu, haftanın yarısını kapsayan sokağa çıkma yasaklarıyla karşı karşıya kaldınız… Meslekleriniz veya işleriniz bağlamında; evinizde nasıl vakit geçirdiniz? Bir hobi geliştirmeye yönelik işleriniz oldu mu? Kendinizi temizliğe veya mutfağa mı yönelttiniz? Dostlarınızla nasıl görüştünüz ve neler konuştunuz? Kilo almış olabilir misiniz? Bu işin aralıklarla da olsa belki de gelecek yılın sonuna değin sürebileceği öngörüsünü nasıl karşılıyorsunuz? Bir önlem alabildiniz mi? Ekonomik ve psikolojik olarak ne durumdasınız? Hayata ve ‘Yeni bir dünya mümkün’ anlayışına ilişkin görüşlerinizde bir değişiklik var mı? Evde veya sokakta koronaya ilişkin özel önlemleriniz oluyor mu? Sizler, okuyan ve yaratan insanlarsınız; acaba, entelektüel gelişiminiz veya yaratılarınız konusunda kendinizi verimli buluyor musunuz? Neler yapıyorsunuz? İyi misiniz? 

Sorularımı birkaç saat içinde ve kimileriyle konuşarak da yollamış oldum. Yanıtları geldikleri sırayla koyacağım sayfaya… İlginçtir; öyle doğru isimler seçmişim ki (hepsi arkadaşım, dostum olan insanlar) olduğu gibi kendilerini anlattılar. Tastamam yaşadıkları durumu… Aralarında yazar, gazeteci, akademisyen, ev kadını, emekli ve değişik meslek gruplarından insanlar da var. Hatta size eğlenceli sürprizli bir soru da sorayım. Bilin bakalım, gelen yanıtlar arasındaki isimlerden; kendi mesleki alanlarında hangi ikisini; yarın sabah gazetelerde Nobel ödülü aldı diye okursak, yadırgamayız. Nasıl pek eğlenceli bir röportaj değil mi? 

Yüksel Öztel (İnşaat mühendisi, işinsanı 50+): 

Kamu veya herhangi bir özel sektör ile herhangi bir gelir bağı olmayan meslek sahibi olarak, evlere kapandığımız korona günlerinde veya yasaklı olmadığımız ofis günlerinde, hiç bir proje veya taahhüt çalışmamız olamadı. Bizi çok zor durumda bırakan ilginç konu, şirket ortağı (KOBİ) olduğumuzdan, çalışır durumda görünüyoruz! Bankalara olan borcumuzun faizi, faiziyle üç ay ertelendi. Bunun dışında, düşük faizli bir krediden de yararlanamadık. Bizim serbest çalışan mimarlar, mühendisler, haritacılar vs. işsizliğin zirvesini yaşamaktadır. Ama kimsenin haberi yok! 

Hobilerim hep olmuştur. Resim konusunda elim amatörce kalem tutar. Büyük ustalarımız Nâzım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif’i ölüm yıl dönümlerinde minnetle anarak, böyle güzel insanların resimlerini yapardım karakalemle. Şimdi daha çok çizim yapmaya çalışıyorum. 

Mutfak konusunda öğrencilikten kalma yemek yapma alışkanlığım devam ediyor olsa da, Korona döneminde, daha evvel okumaya başlayıp yarım bıraktığım kitaplarım ile hiç başlayamadığım kitaplarımla buluşmak güzeldi. Küskünlüğümüz bitti… 

Dostlarımla görüşmelerimiz nasıl oldu? Neler yaptık? İletişim çağındayız malum. Sosyal medyada görüşmelerimiz oldu. Ancak hiçbir zaman bir masada göz göze, insan elektriğinin birbirine geçtiği o güzelim sohbetlerin yerini tutmadığını söylemeliyim. Bir takım projeler ve tabii ki güncel siyaseti tartıştık. Bu süreçten en az zararla çıkmanın yollarını konuştuk. Umarım yürünen yollar, harcanan zaman, bu günlerde çokça insanın umudu olan aydınlık yarınlaradır. 

Sosyal mesafe kuralına çok dikkat ettim. Bu konuda yasakları delmek isteyen arkadaşlarım oldu. Bir mazeret bildirip uzak kalmayı başardım ama ne yalan söyleyeyim karşılıklı rakı içmeyi de çok özledim. Önceki yıllara oranla evdekilere de öğütleyerek hasta olmamaya çalıştık. 

Bu görünmez mendeburla başa çıkabilmenin yolu öncelikle sağlıklı kalmaktı. Gelecek yıla etkilerinin daha ağır olacağı kanaatindeyim. İşsizliğin arttığı, insanların sürekli borçlandığı (borçlanabilen!) bu günlerin ceremesi, bir yılla atlatılamaz düşüncesindeyim. 

Ekonomik olarak serbest meslek hayatımda 30. yılımı geride bıraktığım bu 2020 (benim için 2018 – 2020) yılında çektiğim sıkıntıyı daha evvel çekmedim. Çiller krizleri, 99 depremi ve sonrasında yapı denetim yasaları çıkacak diye 9-10 ay hiç çalışamadığımız günler oldu ve bu günkü gibi çile çekmedik. Peşinden 2001 krizi oldu ki depremin etkisi çok olsa da hadi buna da Ecevit krizi diyelim vs. dâhil bugünkü gibi bir sıkıntı görmedik. Gördüğümüz sıkıntıları da mevcut ufak birikimlerle aşabiliyorduk. Günümüz krizinde birikimin adı stresten ibaret. Otomatik olarak psikolojik durum; gelecek kaygıları, işsizlik, kendim dâhil evdeki 5 işsiz nüfus durumu özetler kanaatindeyim. Lakin duygularımla değil akıl ve bilimle bu süreci aşabileceğim inancımı hiç yitirmedim. Bunu yitirdiğim gün hasta olacağıma inanırım. 

Şükran Kantar Cihan (Ev kadını, 50-): 

Uzun yıllardır, İstanbul’da yaşıyor olmama karşın; yılın önemli bir bölümünde de Hemşin’in dağ köylerinden birinde oluyorum… Seyahat yasağı esnetilince de kalktım, köyüme geldim. Yaşlı babama kardeşlerim tek tek nöbetleşe gelerek bakıyoruz. Yatalak değil ama yarenlik için geliyoruz…

Köylük yerde Korona günlerini akrabalarım nasıl atlattı ve yaşadı iyi biliyorum. Önce köyü anlatayım ama sonra da İstanbul’daki kısıtlı günlerimizi anlatacağım… Köyümüz, geniş ve eğitimli bir arazide hayli dağınık bir yerleşim düzenine sahip. Yani her ev, kendi kapı önünde rahatlıkla vakit geçirebilir. Bahçesine inebilir ve tarımla ilgilenebilir. Tek sıkıntımız; yıllardır yarıcılık usülü çalışan köylülerimizin de gurbete ve büyük kentlere gitmesi. Kala kala Gürcü işçilere kalmıştık ve onlar da çok pahalı oldukları gibi artık gelemiyorlar… Bu derdimizi katmerleştiren bir şey de, çayın taban fiyatının çok çok az olması ve kota uygulanması. Yoksa köylülük yaşamımızı Korona hiç etkilemedi. Bizler de dikkatliydik. Sosyal mesafe denilen önlemli olmayı biz de uyguladık… 

İstanbul’a gelince. Eşimle birlikte oturuyoruz ve iki oğlumdan birinin bebeğine bakmaya gidiyordum. Bunu birkaç ay boyunca yapamadım. Zaten ev kadınıyım ve hem oğlumun ailesine hem de kendi aileme yemekler yaptım, durdum. Gene yün ördüm bol bol ve evimizi temiz tutmaya çalıştım. Emekli bir kurmay albay olan eşim de daha fazla bir süredir evde olduğu için, beni ‘emir eri’ gibi kullanmıyor artık. Talimat alışkanlığını bitirdim. Birlikte evimizi ve hayatımızı idare ediyoruz. Özel bir merakım var ki, biz Hemşinliler sosyal insanlarız; nerede olursak olalım, haberleşiriz. Bilgisayar kullanıyorum ve sosyal medya üzerinden herkes, hepimizden haberdarız. Bu vakit geçirtiyor insana. Ama bir fena yanı var; giderek daha sert bir politika amatörü olacağım galiba. Sertleştiğim ve zaman zaman umudumu kaybettiğim hissine kapılıyorum. Alışverişe de gidiyoruz bu arada. Maskeler ve eldiven takmalar hep var. Daima kendimizi koruyoruz ve çevremizi de uyarıyoruz… Bu kısıtlı olma halinin en az bir yıl daha sürebileceğini kestiriyorum ve internetten insanlar ne yapacaklar, ne planlıyorlar diye, okuyorum… Şimdilik bu kadar… 

Hale Çevikoğlu (Medyadan emekli, Ressam, 50+): 

Korona günlerinde neler yaptınız, ne önlemler aldınız ve nasıl bir dünya için fikriniz var mı diye, sormuşsun ya; hastalığın dünyayı perişan etmesi yanında, giderek artan yoksulluğun ve hele ki ülkemizdeki fırsatçı yağmanın öfkesi dışında, kişisel olarak durumumdan şikâyetçi değilim.. Evi severim, oldum olası.. Ama uzun yıllardır ilk kez bu kadar uzun süre evdeyim.. Sıkıldım mı? Hayır.. Çünkü, pek çok yeteneğim var ve yeterli materyale sahibim.. Resim yapıyorum bolca, sanki bu günleri bilir gibi tuvaller, boyalar, kağıtlar stoklamışım.. Kitap okuyorum, genellikle geceleri.. Mutfakla ilişkim oldum olası iyidir ama hayatımı gasp etmedi.. Yani üç ayda sadece bir kez lahmacun yaptım.. 

Birkaç gündür dikiş makinemi ortaya çıkardım, puf örtüsü diktim mesela; sallanan koltuk için bir kumaş buldum, o sırada. hiç kullanmadığım kadar telefon kullanıyorum.. muhtelif gruplarla sohbetler oluyor, karşılıklı kahve içiyoruz.. Hatta bir gece neredeyse çilingir sofrası kurduk diyebilirim.. 

Havalar ısınırsa eğer, bahçe işleri de beni bekliyor.. Sadece birkaç saksının toprağını değiştirdim şimdiye kadar.. Sakız sardunyaları bahçeden içeriye mutluluk taşıyor.. Süreç uzarsa, elbette ne gerektiği gibi davranacağız.. Yani ben bu yılın sonuna kadar evde kalabileceğime kendimi ikna etmiş durumdayım… 

Sağlıklı olmak için mümkün olduğu kadar doktorların ne söylediğini dinliyor ve yapabildiklerimi yapıyorum.. Söyledikleri vitaminleri alıyorum, beslenmeme dikkat ediyorum ve hatta arada spor da yapıyorum.. 

Başlangıçta yaşadığım paranoyaklıktan nihayet kurtuldum.. önlemimi alıp sokağa rahatça çıkıyorum.. Ama elbette kalabalık her yerden uzak duruyorum.. Bunu bir serüven olarak görme eğilimdeyim.. Nihayetinde yüz yılda bir yaşanan bir pandemi sürecinden geçiyoruz.. Bizim jenerasyonun tek eksiği bu kalmıştı, onu da gördüm işte diyorum.. Buna da gülüyorum.. 

Ben dokunurum insanlara, sevdiklerime.. En ağır ve zor gelen işte bu oldu.. İnsanları, ‘mıç mıç’ ilişkileri çok sevmem ama, sevdiklerimi çok özledim.. Çocukları çok özledim.. bizim ihtiyarları da çok özledim.. İşte bu sosyal mesafeyi nasıl öğreneceğiz ve bu duruma nasıl alışacağız, bilemiyorum.. 

Fatma Arslan (Sosyolog, 30+): 

13 Mart tarihinden beri evden çalışıyorum. İlk haftalarda evden çalışma fikri, hem kendimi salgına karşı korurum hem de fiziksel olarak biraz dinlenirim düşüncesiyle çok cazip geldi. Fakat sonraki haftalarda salgının dünya genelinde yayılması, vaka ve ölüm sayılarının sürekli artması, kendime ya da sevdiklerime bir şey olur korkusu, ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve eve hapsolma hali ve bu hapsolma halinin çok daha uzun süreceği düşüncesi ve kaygısı hem psikolojik, hem de fiziksel olarak zorlamaya başladı. 

Evde rahat çalışabileceğim bir çalışma ortamı kurmak da hiç kolay olmadı. 

Bugüne kadar ofis ya da iş ortamında yaptığım(ız), üstlendiğim(iz) ve koordine ettiğim(iz) işleri ve sorumlulukları çevrimiçi ortama taşıma, bu ortamlara alışma, bu ortamlarda kullanılan bir takım çevrimiçi araçlara hakim olabilme çabaları ofis ortamından çok daha fazla efor, emek harcamama neden oldu. 

Sokağa çıkma yasaklarının da artmasıyla nasıl olsa evdeyiz, alternatiflerimiz de fazla değil düşüncesiyle iş yükleri her geçen gün daha da arttı. Pandemi sürecinde benim gibi çalışanlar için olmazsa olmaz olan sosyal güvenlik konusunun işverenler tarafından ikincil plana atıldığı, çalışanlara yönelik hak ihlallerinin artığı ve birçok insanın işsiz kaldığı bir ortamda verilen ekstra işler karşısında ses çıkarmak, hak aramak da hiç kolay olmadı.  

Önünü görememe hali ve her an işsiz ya da maaşsız kalabilirim kaygıları nedeniyle gelen ‘extra’ iş yüküne, çalışma saatlerinin uzamasına, yaşadığımız hak gasplarına, ‘mobing’lere ses çıkaramaz hale geldik. Bu da psikolojik olarak başa etmesi zor bir durum oldu. 

Sabah belli bir saatte işe gidip mesain bitince işten çıkmak hakikaten çok daha az yorucuydu. Şimdi evden mütemadiyen; gündüz-gece, hafta içi- hafta sonu kesintisiz bir çalışma hali ve buna rağmen yaptığın işlerin, emeğinin görünmeme hali hem psikolojik hem de fiziksel olarak çok yıpratıcı oldu. Mesela artık tatil, dinlenme diye bir kavram yok hayatımda. 

Sürekli bilgisayar başında çalışma hali zor ama buna bir de Türkiye’deki internet alt yapısının yetersizliği eklenince daha da katlanılmaz oldu. Tüm çalışmaların çevrimiçi (online) yapıldığı bir ortamda internet sorunu yaşamak, bunu çözebilmek için saatlerce internet hizmeti aldığınız firmalarla telefonda konuşmak ve sorununuza çözüm bulamamak, internet sorunu nedeniyle elindeki işi bitirememek, bundan kaynaklı işverenden ‘trip’, azar yemek, işverene işin aksamasının internet sorunundan kaynaklı olduğunu söylediğinde “Ama sen de biraz daha fazla ödeyip internet paketini güçlendir” ya da “Eksta bir başka internet paketi al” tavsiyeleri dinlemek hiç kolay olmadı.  

Tatil yok, öğle araları, çay-kahve, yemek molaları yok, çalışma saatleri uzadıkça uzuyor. Maaşın yerinde sayıyor, hatta evden çalışma nedeniyle yol-yemek vs. gibi giderlerin için verilen ekstra ücretler kesiliyor. Pandemi nedeniyle gıdaya erişim sorunu yaşıyorsun, her şey ateş pahası, aile, arkadaş vs. gibi dışarıdan ev işleri ya da gıda vs. konusunda aldığın tüm destekler kesilmiş… Ama patronun verdiği işleri buna rağmen yapmak zorundasın. Hiç dinlenmeden çalışmak zorundasın, çalışırken de çok yaratıcı olmak. Evinde internetin hep güçlü olmalı ya da ‘extra’ bir paket daha almalısın, faturayı nasıl ödeyeceğini bilemeden… 

Çiğdem Kızılaslan (Öğrenci, 30+ -Fransa-): 

4 yıla yakın bir zamandır, Fransa’nın Strasbourg kentinde eğitimimi sürdürüyorum. 17 Mart Cuma günü bir sınav daha bitmişti. Akşam haberleri dinliyordum; bugünden itibaren dışarı çıkma yasağı var diye, yapılan anonsu duydum. Şaşırdım gerçekten ve inanmadım gerçekliğine; dışarı çıkıp da markete gidinceye kadar gördüğüm manzarayı unutamam. Bir sürü insan market kuyruğunda ve dışarıda bilim kurgu filmlerini aratmayan bir manzara vardı. Hiç bir şey alamadan evime döndüm. Anladım ki bir iki hafta evdeyiz; iyi güzel dedim, üniversite tatil, iş tatil.. Tam da güzel fırsat, güzelce odaklanırım kitap okumaya  rahat rahat sınavlarıma hazırlanırım diye, aklımdan geçirdim.. 

Gerçekten de öyle oldu; sabahları yürüyüş, kitap okumaca ve film izlemeyle geçti. Öyle bir hafta oldu ki hiç bir şey yapmak içimden gelmedi, ne kitap okumak ne filim izlemek vs vs. Bu süreç bana daha çok düşünme fırsatı verdi ve zamanın değerinin bir kez daha anladım. Ben bu süreci olumlu düşünmeyle ve hayal ederek geçirdim.. Şimdi burada Strasbourg’da hayat normale döndü. Şehri eskisi gibi görünce caddeleri sokakları.. Çok mutlu oldum.. Artık günlük yürüyüşlerimi gene maskeyle yapabiliyorum. Okula geliş ve gidişlerim bisikletle oluyor. Kamu araçlarına binmemeyi tercih ediyorum. Bir de minik çocuklarla çalıştığım ‘part-time’ işim var. Beni maskeli görünce çok gülüyorlar… Fransa, koronaya karşı çok ciddi önlemler aldı. Yurttaşlarına para yardımı yaptı. Öyle ki, bisiklet onarımları için bile fon ayırdı. İlk günler muhtemelen bütün dünyada olduğu gibi market raflarında makarna bile kalmadı. Ama şimdi mevsimin güzelliğini yansıtan, çok güzel bir üniversite kenti kılığına büründü gene. Hepinize kolay gelsin, aman kendinize dikkat ediniz…

(yeni1mecra.com)

İlk bölümü okumak için tıklayın