Korku cumhuriyeti

Korku cumhuriyeti

18 Mart 2016 Cuma  |   Köşe Yazıları

Üniversitedeyim.

Bir arkadaşım geliyor yanıma.

Hal hatır sorma faslını hızla geçiyor ve muhabbete başlıyoruz. Bir yerde bana diyor ki:

"İstanbul'a gelmeyi çok istiyorum ama bu aralar korkuyorum gelmeye."

"Korkma." diyemiyorum. Aynı cümleyi yaklaşık dört sene önce duyduğum an aklıma geliyor. O zaman savunabilmiştim korkulacak bir şey olmadığını. Bu sefer yapamadım, başına bir şey gelmeyeceğinden emin dahi olsam ben korkuyordum. Ona nasıl korkma diyebilirdim. Ülkem bana son dört senede yalnızca korkulması için argümanlar vermişti.

Pazartesi akşamı.

Sizi uçağa kadar taşıyan otobüslerden birindeyim, uçağıma gidiyorum. Arkadan birileri sert kapanan, kapandığında da bir o kadar sert ses çıkaran otobüs camını kapattı.

BAM!

"Has*ktir!! Noluyor!?"

Fransız bir turist otobüse saldırıyorlar, yakında bomba patlamış sanmış. Ardından da kendi korkusunun nedenini açıklıyor:

"Ülkenin her bir köşesinde bomba patlıyor."

Adam korkmakta haklı.

Yemekteyiz.

Bir önceki gece Ankara'da bomba patlamış.

Babam yanında, elinde telefonu. Ekranında bir süredir bir fotoğraf açık, fotoğrafın altında şu cümle yazıyor:

"Oğlunu böyle koklayan bir babaya nasıl evladın gitti diyeceksiniz?"

Benim dağ gibi babam duygulanıyor.

O saniye anlıyorum her şeyi.

O saniye her şey anlamını yitiriyor.

Ben burada elin ülkesinde güvendeyken, onlar orada "bitememiş terörün" ülkesindeler. 

Bir öğrencinin görevi nedir?

Öğrenci, adı üstünde öğrenmektir işi. Gün be gün yeni şeyler öğrenir. Her gün, her gözünü açtığında ana babasının can sağlığı için endişe etmek değildir işi, onların sağlığını düşünür ama o gün ölecekler mi diye düşünmez. Onlara veda ederken "Acaba son kez mi veda ediyorum?" diye düşünmek zorunda değildir. Onlara her sarıldığında "Bu son mu?" diye sormak zorunda değildir. Onları öperken bütün kokuyu sanki bir daha alamayacakmış gibi içine çekmek hele hiç zorunda değildir. Ben bir öğrenci olarak zorunlu değilim buna.

Hangi insan mecburdur peki?

Hangi insan sevdiği birine baktığı her saniyeyi son saniyeymiş gibi yaşamaya mahkum edilebilir? 

Hiçbir canlı.

Her bireye yolculuğu boyunca belirli sorumluluklar yüklenir.

Biri baba olur, çocuk yetiştirir. dünyaya yararlı ve mutlu bir birey yaratmaya çalışmanın sorumluluğunu hisseder.

Onun ölümünü izlemenin değil.

Biri abla olur. Onu ziyarete gelen kardeşini gezdirmek zorundadır.

Annesine telefonda kardeşinin öldüğünü söylemek değil.

Biri taksici olur. Arabasına binen müşterilerini istedikleri yere ulaştırmak, onlara iyi hizmet vermek zorundadır.

Başka bir ulaşım aracında patlayarak ölmek değil.

Çoğu, hatta hepsi öğrenci olur. Öğrenmeyi görev edinirler, eğer biraz zekilerse eğitim hayatları bitse de öğrencilikleri bitmez.

Hayatın öğrencilikten ibaret olduğunu anlarlar.

Ne her anlarını korku ile yaşamak ne de teröre alışmaktır görevleri. Ne de bitirilememiş bir kan davasında, taraf olmadıkları bir kavgada ölmek.

Sonra biri gelir. Biri devletin başında oturur. Devleti en iyi şekilde yönetmeyi ve halkını korumayı görev edinir.

Bunları yapamamayı değil.