Kıbrıs'ta sona doğru...

Kıbrıs'ta sona doğru...

29 Ekim 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cumhur Deliceırmak, Girne

Artık sona mı yaklaştık, yoksa roller değişmiş olarak yeniden, daha doğrusu yineden mi başlayacak?

1963 yılında kendi Cumhurbaşkanı Makarios’un anayasal darbe teşebbüsü ile yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni hem de her iki halkın, Türkler ve Elenlerin içlerine sindirmemelerine rağmen ille de tamir etmek amaçlı BM girişimlerinin yeni bir aşamasına giriliyor. 

Tarihi boyunca eyleyen, etki yapan Kıbrıs Elenleri ve Yunanistan, tepki koyan kınayan da Kıbrıs Türkleri ve Türkiye olmuştu. 

Kendi süreci içinde 15 kez çözüm planı ile karşılaşan ve en sonuncusu Crans Montana’da olmak üzere hep Kıbrıs Elenleri ve anavatanları Yunanistan tarafından "Hayır, kabul etmiyoruz, oxi (hayır)" nidaları ile reddedilerek başarısızlığa uğrayan müzakereler sürecinde yeni bir aşamaya giriliyor gibi bir durumla karşı karşıyayız. 

Bu defa alışılagelenin aksine etki koyan, eyleyen Kıbrıs Türkleri ile Türkiye olurken tepki koyma, kınama sırası Kıbrıs Elenleri ile Yunanistan’daymış gibi görünüyor. 

KKTC’nin Maraş açılımı ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz karbon kaynakları için diplomaside ve arazide inisiyatif alması rolleri değiştirmiş gibi görünüyor. 

Bu ön alma değişikliği ve pazarlık marjlarını yüksekte tutma inisiyatifi bir sonuca götürebilir kronikleşmiş sorunu. 

KKTC ve Türkiye’nin kararlı duruşları şu veya bu etkiler ve nedenlerle değişmezse (ki değişmeyecek ve belki de daha da keskinleşecek gibi görünüyor) bu defaki süreç bir sonuca varacaktır. 

Bu sonuç, iki halkın siyaseten ve kurumsal olarak egemenliği (egemenlikte eşitliği) de içeren eşitliklerine dayalı iki bölgeli iki toplumlu ve garantörlü bir federasyon olabileceği gibi, ortak karar alma durumu minimize edilmiş konfederal çözüm de olabilir ve hatta KKTC'nin Maraş’ı da içerecek toprak iadesi ile iki ayrı devletin yan yana yaşaması yaşatılması şeklinde de olabilir. 

Okuyanlara çok ters gelse de, Kıbrıs Elenlerinin en öncelikli tercihi de iki ayrı devletli bir çözümdür. 

İki ayrı devletli çözümü hep yedekte, ceplerinde tuttular çünkü Kıbrıs Türklerinin eninde sonunda azınlık haklarına razı olacağı gibi bir algı içindeydiler ve bu algının oluşmasında da ne yazık ki bizim de çoğu masumane ve fakat Niyazi Kızılyürek’in Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına rağmen, anayasanın yasaklamasına rağmen Avrupa Parlamentosu seçimlerine AKEL adayı olarak katılması gibi masumane olmayanlar da  vardır. 

Evet yeni bir aşamadayız ve bu aşama son aşamadır. 

Ya anlaşma olacaktır ya da biz anlaşamayız diye bir anlaşma ortaya çıkacaktır. 

Derviş Eroğlu’na atfedilse de "En iyi çözüm çözümsüzlüktür" lakırdısı Başpiskopos Makarios’a aittir.