Kenya'dan İzmir'e içimde kalan bir hikaye

Kenya'dan İzmir'e içimde kalan bir hikaye

5 Ocak 2019 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Pes artık benimki de nasıl bir cesaretse? 

O gün, biri oğlum (Cem), üçü yeğenim (Can, Aksel, Deniz) olmak üzere boy boy 4 erkek çocuğunu almışım İzmir'de eğlendirmeye çıkmışım.  

Oğlanlar da hani uzun metraj düz duvar tırmanışçısı. Her biri 100 Chucky, 50 inatçı keçi gücünde. Birinin elini tutsan öteki kaçıyor. Judo yapanı durdursan, diğeri tekme tokat karateye başlıyor. Bunların tehlikeli hareketleri yüzünden tam da trombolinden kovulduğumuz sırada Mustafa Olpak aradı: "Bilge Hanım derneğimize bekliyorum sizi." 

Zaten İstanbul'dan 2 günlüğüne sırf Mustafa Olpak'la tanışmak için gelmişim. Çocukları da alıp hemen Kemeraltı'ndaki 'Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği'nin yolunu tutuyorum. 

Mustafa Olpak kapıyı açtığında çocuklar şaşırıyor. 

Olpak, televizyon dışında, hayatlarında gördükleri ilk siyahi insan.  

"Sorar mısın bizimle basketbol oynar mı acaba?" diyor Can. Biz içeri geçer geçmez fısır fısır fısıldayarak bana. 

"Basketçi değil oğlum, bu amca çok ünlü bir rap'çi" diyor Aksel. 

Deniz de, Amerikalı turist sandığı Olpak'ın Türkçe konuşuyor olmasına şaşırıyor. 

Olpak kendini bildi bileli böyle tepkiler almaya o kadar alışık ki. Düşünsene yıllarca kimbilir kaç kişi sırf renginden dolayı onu "Pele" diye çağırmış. 

Gülümseyerek çocuklara "Bi dakika önce anlaşalım! Ben de sizin gibi İzmirliyim" deyip, o kadar güzel anlatmaya başlıyor ki Afro-Türkleri... Bizim yaramazlar sus, pus.  

Film izler gibi dinliyorlar hikayesini. 

Mustafa Olpak beyaz bir Türk'le evlenmiştir. 2 çocuğu olmuştur. Ancak bir gün gelir ve eşi, "Arap oğluna kalmasın bu miras!" gerekçesiyle ailesi tarafından mirastan men edilir. 

İlkokul mezunu Olpak, çocukluğundan beri duyduğu bu "Arap" kelimesini ilk kez sorgulamaya başlar. Ve kökenlerini araştırmaya girişmesi, onu "Köle Kıyısı" ile annesini anlattığı "Arap Kızı Kemale" adlı kitapları  yazmaya kadar götürür. Kitapları sayesinde kendisi de "Arap Kızı Camdan Bakıyor" adlı bir TRT belgeseline konu olur. 

Olpak'ın ailesi bir çok aile gibi 1800'lü yılların ilk yarısında korsanlar tarafından zorla zincirlenip, bir gemiye bindirilip, Kenya'dan kaçırılmıştır. Yani Olpak, Osmanlı döneminde, Afrika'dan köle olarak satılmak üzere kaçırılıp bu topraklara getirilen insanların 5. kuşak torunlarındandır. 

Kenya'dan başlayıp Girit, Ayvalık ve İzmir'de kuşaklar boyu süren maceralı ve dramatik bir aile hikayesi çıkmıştır ortaya: Özgürlükten köleliğe sonra tekrar özgürlüğe uzanan.  

Olpak hikayesini deştikçe Afrika kökenli Türkleri ilk kez bir araya getiren derneği kurmaya karar verir. Varını yoğunu satıp, köy köy dolaşır, Türkiye'deki tüm Afrika kökenli vatandaşlara ulaşmaya çalışır. Ve işte biz de kurduğu dernek sayesinde Afro-Türkler'den haberdar olup, hikayelerini öğreniriz.  

Biz tanıştığımızda Olpak'ın en büyük hayali Kenya'yı ziyaret etmek ve köklerinin dayandığı Kikuyu kabilesiyle tanışmaktı. 

O kadar çok istedim ki onun bu yolculuğu ekseninde Afro-Türkleri anlatan bir belgesel çekmeyi. Onu alıp, Kenya'ya götürmeyi.  

Düşünsene senin de dedelerin zorla kaçırılsaydı eğer, merak etmez miydin arkada kalan kardeşlerini, akrabalarını? Köklerinin dayandığı toprakları. 

Ve fakat, heyhat! 10 yıl boyunca projeyi ara ara ısıtıp ısıtıp dört bir yana sunsam da nedense bir türlü olmadı. İlgi gösteren kanal çıkmadı. Ara ara O'nu da bilgilendirdim ama, "Mustafa Bey şimdi de şuraya sundum projeyi... Az önce de oraya sunmuştum zaten." 

Hadi bakalım inşallah Bilge, dedi. İnşallah. Hiç hevesimi kaybettirmedi. 

Son yıllarında hastalığı bütün gücünü alsa da, zaten O da Kenya'ya gitme hayalinden hiç bir zaman vazgeçmedi. 

Ama maalesef 2016'da vefat etti. 

Bu dinlediğiniz, yapılamamış bir hikayenin hikayesiydi. 

Umarım yeni gelen bu tazecik yılda, yarım kalmaz, tamamlanır bütün güzel hikayelerimiz. 

İşte, budur benim, tek emelim. 
  
Not: Bu arada kölelik 1847'de Sultan Abdülmecid döneminde bir fermanla kaldırılmış ama bir süre daha yürütülmüş. Köleler Osmanlı Sarayı başta olmak üzere devlet ve ordu hizmetlerinde yoğun olarak kullanılmış. 19. yüzyılın ikinci yarısında plantasyon (tarım işletmesi) köleciliğine rastlanmaya başlanmış. Günümüzde hala bu nedenle Torbalı, Söke, Ödemiş ve Tire gibi tarım merkezlerinde çok sayıda Afro Türk var. Sırf İzmir çevresinde 2 bin ailenin yaşadığı tahmin ediliyor. Bu arada taaa Afrika'dan getirdikleri geleneksel Dana Bayramı da 2007'de Olpak'ın kurduğu dernek sayesinde tekrar kutlandı. Hala kutanıyor mu acaba? Biliyorsan söyle bana. 

Not: Bu yazım önce Hürriyet Ege'de yayınlanmıştır.