Kendini yargılama gücü

Kendini yargılama gücü

2 Eylül 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Vicdan kavramı antik çağlardan bu yana tartışılmış, üzerine çeşitli yorumlar, açıklamalar yapılmış, anlamlar yüklenmiştir... 

Vicdan üzerine bu açıklamaları, yorumları yapanlar da bir anlamda kendi vicdanlarının sesini dile getirmişlerdir. Kimi düşünürler vicdanın doğuştan geldiğini, buna karşın bazıları da sonradan kazanıldığını ifade etmektedir. Vicdan; insan davranışlarının iyiliğini, kötülüğünü, doğruluğunu, yanlışlığını, haklılığını, haksızlığını içsel olarak kişinin kendisini yargılama gücü olarak tanımlanır. Bu olgu, bireyi hâl, hareket, tutum ve duyguları hakkında bir yargıda bulunmaya yönelten, kendi ahlak değerleri üzerine doğrudan doğruya gerçekleşen, dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan iç güçtür. Bunun sonucunda kişi, davranışları konusunda bir karara varır, vicdanı nezdinde bu karara göre kendisini ödüllendirir ya da cezalandırır.

Vicdan, doğuştan, yaratılışımızda var olan ve olaylara verdiğimiz tepkilerle içimizde hissettiğimiz, insan doğasının nesnel bir parçasıdır. Deneyimleri insanı etkilese de doğasında bulunan; beş duyudan başka bir duyunun adıdır vicdan! Öznel bir olgudur. Gerçeği dolaysız, içgüdüsel, sezgi ve ilhamla insana doğru yolu göstermektedir. Diğer bir görüşe göre vicdan, insanın deneyimleri, yaşadıkları, sonradan kazanılan, gelişen, içselleşen bir tecrübedir. Eğitim, öğretim, arkadaş, anne, baba ve diğer çevresel unsurlar tarafından belirlendiği düşünülmektedir.  

Bu görüşe göre vicdan, doğuştan var olur, insani, edimsel, gerçek olarak bulunur, sonradan kazanılır. Bazısı vicdanı edimsel, gerçek olarak kabul ederken; düşünürlerin geneli onu varoluşsal insana ait bir değer olarak görmektedir. İnsanın vicdanı, iç dünyasındaki termometre gibidir. Kişinin doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yeteneği, iç dünyasındaki yargılama gücüdür. Bireyin deneyimleri, iyilikler, kötülükler karşısında içsel bir ahlaki yaptırım olarak vicdan, insanı oluşturan düşünce, duygu ve davranış boyutlarının tümünü kapsar. İnsanı kendi yaptığı söz ve davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten güç burada ortaya çıkar. İnsanın kendi ahlaki, duygu, düşünce ve değerleri bu değerler üzerine dolaysız ve kendisini kendisi yargılamasına sebep olan iç dünyasından gelen güçtür vicdan! İnsanlar dış dünyada, toplum içerisinde nasıl yazılı veya yazılı olmayan kurallara, mahkeme gibi kurallar birliğine bağlı ise, iç dünyasında da, yüreğinde ve beyninde de daima bir muhakemeye tabidir. 

Vicdanın herhangi bir sınırının çizilmesi mümkün değildir. Çünkü vicdanın anlaşılması, yüreğe, bedene ve beyne indirgenmesi insanlarca algılanışındaki farklılıklar nedeniyle net olmayan bir kavramdır. Vicdan iyi, güzel bir iş, davranışta bulunduğumuzda kişiyi sevindiren; kötü bir şey yaptığımızda bizi üzen ve yıpratan bir duygudur. İnsanın iç disiplinine çeki düzen veren bir duygudur. Vicdan, bir duygu, düşünce olarak her insanda bulunur, gelişimi ise eğitimle, sosyal öğrenmeyle gelişir. Vicdanlı insanlar ancak küçük yaşta verilen sorumluluk bilinciyle iç dünyası vicdanlı olarak gelişir.  

Her ne kadar vicdanı, iç ses olarak ifade etsek de bizi kollayan, faydalı, hayata motive eden, öz benliğimizde var olan bilişsel, duyusal ve hareket olarak psikolojik devrimci bir güçtür. Burada ifade etmek istediğim, tutum ve davranışların ahlâkı ile ilgili duygusal içgüdüsel durumdur. Kısacası insanın vicdanı, duygusu, kişinin duygusal olarak verdiği tepkiler, iyilikler karşısında sevinme, beğenme, hoşlanma, mutluluk duyma; kötülükler, olumsuzluklar karşısında ise üzülme ve nefret etmeye yönelik duygularıyla verdiği tepkilerin hepsidir.

Düşünce akılda, duygu ise vicdanda ortaya çıkmaktadır. Vicdanı oluşturan düşünce, duygu ve davranış boyutlarının tümünü nesnel dünyadan alınan mesajları verilen pozitif tepkilerin dilidir. Gerçek ancak vicdan ile bilinebilir. İnsan sorunları çözmede çeşitli yöntemler geliştirirken mesela, akıl doğruyu ortaya koymada kıyas, mantık, hipotez, analiz gibi yöntemlerle hareket ederken vicdan bu saydıklarımızın hiçbirine ihtiyaç duymadan gerçeği doğrudan bilir. Vicdanımız bütün duygu ve düşüncelerimizi, bu duygu ve düşüncelerimizdeki gayeleri izleyen, duygusal, gönül, hoşgörü, inanç, din, duygu, merhamet, dostluk, vb. taraf tutmayan kendisini yargılayan, kendisini eleştiren, kendisine torpil yapmayan güçtür. 

Vicdan; Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Beyannamesi gibi, kendi gibi olmayan, kendi gibi düşünmeyen, kendi gibi yaşamayan insanların da kendi kadar yaşama hakkı olduğunun koşulsuz kabul etmektir. Her ne kadar kimi düşünürler, vicdanın insanı diğer canlılardan ayıran bir olgu olarak görseler de ben kesinlikle ve kesinlikle aynı fikirde değilim. İç ses olarak uyaran vicdan, öz benliğinde olsaydı bugün insanın insana, doğaya, canlıya yapılan; acılar yaşatan zulüm yapan adaletsiz bir yaşamı düstur edinen, ahlaki hüküm verme yetisini kaybetmiş, insanın değerine, kutsalına saldıran, insanı, doğayı kirleten, yüreği görmeyen, hoşgörü, merhamet, dostluk ve sevgiden yoksun bir hayatı bu dünya yaşamazdı...