Kazanma hırsı

Kazanma hırsı

25 Mart 2020 Çarşamba  |   Mentor

Tarih 3 Temmuz 2011… Fenerbahçe demokratik düzenin ve ülkenin insanlarının canına kasteden katil bir örgütle mücadele ediyor. 

Yöneticileri esir alınmış, devletin her noktasına sızmış kanlı çete her yerde Fenerbahçe'ye kan kusturuyor. Her yerden kuşatmışlar ama Fenerbahçe sessizce devletine başkaldırmadan direniyor. 

Fenerbahçe'nin kanından daha fazla beslenmek isteyen sistemin uydurduğu 'playoff'ların finaline geliyoruz. Kanlı Fetö’nün pusuda olduğunu herkes biliyor. 

Tüm bu şartlar altında esir olmasına ve rakibi tarafından yaşadığı zulmün fırsata çevrilme çabalarına rağmen Fenerbahçe'nin esir Başkanı nezaketini koruyarak rakip takımın cezalı olan teknik direktörüne locasını teklif eder. 

Ancak sistem Fetö'nün elindedir ve olaylar Fenerbahçe'nin kazanmaması üzerine kurgulanmıştır ceza affedilir ancak o zulüm içinde gösterilen nezaket tarihe altın harflerle yazılır. 

Ama bu nezaket karşılığını bulmaz. Fetö pusudadır ve Fenerbahçe'ye saldırır. Çocuklar, bebeler, gazdan boğulur birkaç dakika önce rakibini alkışlayan bu insanlar ölüme sürüklenmeye çalışılır. Onlarca insanın ölmemesi sadece şanstır. 

Ancak bu ortamda bile çocukların canı tehlikede, Fenerbahçe zulüm altında iken Başkanı zindanda esir iken kupa diye ortalık birbirine katılır. Bu en azından Fenerbahçe'nin esir Başkanı’nın nezaketine ve yüz yıllık rekabetin ebedi dostluğuna aykırıdır ama kupadan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. 

Medya zaten ilk ölenlerdendir. Gazete ve gazeteci kalmamış ortalık Fetö’nün tetikçilerine kalmıştır. Aslında spor tarihinde büyük bir utanç olan o gün mağduru Fenerbahçe olduğu için insanlar olayı görmezden gelir. 

Ancak Fetö onlarca yıldır devlete yerleşmiştir, kimin kirli kimin temiz olduğu belli değildir. Fenerbahçe düşmanlığı kurumsallaşır ve 15 mart 2020'ye geliriz. 

Tüm dünya salgın bir hastalığın pençesindedir, ülkemizde tedbirlere rağmen hastalığın ulaşmasına engel olunamaz. 

Yine derbi vardır. 

Maçtan önce maçın seyircili oynanması için takımlardan biri çok ciddi baskı yapar. Maçın seyircili oynanması gerektiğini söyler ve medyadan birçok insan bu söyleme destek olur. 

TFF'deki lobileri de güçlüdür, başkan sadece semboliktir. TFF maçın seyircili oynanmasına karar verir ancak bu defa Fetö’süz devlet aklı devreye girer ve maç seyircisiz oynanır. 

Sonradan bu takımın bir yöneticisi ve teknik direktöründe virüs saptanır, belki o gün orada olacakların kaçında daha virüs saptanmıştır. Demem o ki o gün o maç seyircili oynansa belki bugün İtalya'dan kötü olacaktık, canlar kaybedecektik. 

Fenerbahçe güçlü bir marka, üstelik saldırı altında daha da güçleniyor ve bir şekilde kendini koruyor ama toplum olarak biz bu anlayıştan nasıl kurtulacağız? Annemizi, babamızı, çocuklarımızı kazanma ve kupa hırsından nasıl koruyacağız. 

Mısır'daki gibi bir katliam mı bekleyeceğiz? Açık söyleyeyim daha kötüsüne doğru son sürat gidiyoruz. Medyadaki nefret tacirleri de bunu hızlandırıyor. 

Eğer rengi ne olursa olsun futboldaki bu kör kazanma hırsının önünü alıp futbolun dışına atmazsak statlarda ölülerimiz saymak zorunda kalırız. 

Bu konu görmezden gelinemez.