Karanlık yollar

Karanlık yollar

10 Mayıs 2019 Cuma  |   Serbest Kürsü

Aynı kafede, on iki şeritli o büyük caddeyi seyredebildiğim masadayım. Araçlar asfaltı alıp götürürcesine istekli. Hep bu yollar yüzünden olmalı. Bir yerlere sürüklüyorlar insanları.  

Dalgın dalgın yola bakıyorum. Yan masada oturan çocuk ve annesi ayrılıyor bu sırada. Çok mutsuz görünüyor kadın. Çocuksa neşesiz. Sarı bir pantolon, yeşil bir mont giydirmiş annesi. Küçük bir sırt çantası taşıyor. Adımları dalgın, mutsuz, minicik. Yanında yavaş adımlarla yürüyor annesinin. Sanki gitmek istemiyor bir yere. Gitmek istediği yere hevesle gitmiyor annesi de. Camın önünden süzülüp akıyorlar kalabalığın arasına. Şehir yutacak onları birazdan, hikayelerini de.

Üzülüyorum gitmelerine nedense. Ama tuhaf bir şey oluyor o sırada. Duraklıyorlar kaldırımda. Kadın çocuğun çantasını kontrol ediyor önce. Dönüp geriye doğru yürümeye başlıyorlar.

Camdan içeriye, biraz önce oturdukları koltuklara dikkatle bakıyor kadın. Ben de bakıyorum aynı koltuğa. Yeşil renkte bir çocuk atkısı olduğunu fark ediyorum. Atkıyı gördüğümü anlıyor kadın. Bir şey unutmak kusur değil ki. Yine de neden utanıyor bilmiyorum. Çocuksa daha farklı şimdi. Biraz önce ayrıldığı kafeye yeniden dönüyor olmak neşelendiriyor onu. 

Koyu sarı saçları uzamış çocuğun. Kıvrım kıvrım olmuş. İncecik bacakları tereddütlü yine de. Bu unutulan atkıyı alma oyununun kısa süreceğini, aynı neşesiz haline geri döneceğini düşünüyor belli ki.  

Kafenin kapısı açılıyor. Kasadaki delikanlı “Buyurun“, diyor her yeni gelene yaptığı gibi. Sonra tanıyor onları. Ve bir merak çoğalıyor yüzünde. Çocuğun elini tutmuş kadın. Sessizce yürüyüp geçiyorlar ve oturdukları masaya geliyorlar yeniden.  

Biraz önce otururlarken küçük bir defteri vardı çocuğun. Ve daha büyük bir defter vardı annesinde. Kadın bir şeyler çiziyordu ona göstermek ister gibi. Çizdiği şeyleri çizmesini engellemek ister gibi. Fakat sessizdiler. Çok sessizdiler. Kadının bir defter taşıması ilginç gelmişti. 

Çocuk önceki koltuğuna oturuyor yine. Atkıya uzanan kadın “Hayır, oturmayacağız”, diyor. 

Çocuk dinlemiyor annesini. Sırt çantasını indiriyor yavaşça. O sırada elinden tutup ayağa kaldırıyor annesi. Ağlamaya başlıyor. Kadın etrafına bakıyor. “Hadi otur”, diyor. Çocuk susuyor. Defterini çıkarıyor çantasından. Kadın yola bakıyor camdan. Bakma, yol yutuyor insanları demek istiyorum. Duymuş gibi beni, ellerinin arasına alıyor başını. 

Kadın camdan dışarıyı, akıp giden dünyayı seyrediyor benim gibi. Çocuk defterini çiziktiriyor durmadan. O sırada telefonu çalıyor kadının. Bir şeyler konuşuyor. Öfkeleniyor bir ara.  “Duyulmuyor, sen gel kafeye, lanet olsun!”, diyor sonunda. 

Çocuğun montunu çıkarıyor annesi. Sonra da kendininkini. Konuşmuyorlar. Bir şeyler çizmeye devam ediyor çocuk. Annesi göz ucuyla çizdiklerine bakıyor bazen. Göremiyorum defteri. 

Çocuk “Gelecek değil mi?” diye soruyor. 

“Evet” diyor kadın. Sonra da kasaya doğru ilerliyor. Çocuk yeniden o masada oturmaktan memnun nedense. Annesi kalkınca defterini masanın ortasına çekiyor. O sırada görebiliyorum çizdiği şeyi. Bir takım karalamalar, uzayıp giden çizgiler, bir yol gibi sanki, bir zaman tüneli gibi, kıvrılarak bir boşluğa akan karanlık gibi. İşte yolun yaptıkları. Kendini çizdirmiş yine. Bunlar benim kafamın içi. 

Annesi elinde kahve ile dönüyor, çocuğa da bir meyve suyu getiriyor. Kasadaki delikanlının otomatik sesi yankılanıyor yeniden. 

“Buyurun, hoş geldiniz!“ 

O sırada fark ediyorum yaşlı kadını. Sırtı kamburlaşmış. Yetmişlerinde. Yüzü bembeyaz. Yavaşça ilerliyor. Çocuğu görünce gülümsüyor ama kendini tamamlamıyor gülüşü. Dağınık, belli belirsiz kalıyor yorgun yüzünde. 

Çocuk ona doğru bakıyor bir an. Önündeki defteri karalamaya devam ediyor. Anne hiç konuşmadan sandalyeyi çekip hazırlıyor. 

Yaşlı kadın “Tam anlamadım telefonda, neden gelmediniz eve, hem neden kızdın ki öyle?”, diye soruyor anneye. O sırada ayağa kalkıyor. Yaşlı kadını da yanına çağırıyor. Uzaklaşıyorlar çocuktan. 

“Gelmek istemedi.” 

“Ne oldu ki?” 

“O resimleri kaldır demiştim. Etkileniyor bence, daha dört yaşında, açıklayamıyorum, hep soruyor, anlayamıyor.” 

“Nereye kaldırayım, nasıl kaldırayım?” 

“Bütün gün ben yanıt veriyorum sorularına, yoruldum, anlamıyorsun! Hem sonra koyarız yine.” 

Yeniden oturuyorlar. Yaşlı kadın başını okşuyor çocuğun. Zamanda dolaşır gibi çoğalıyor damarlı eli. Gizli bir memnuniyet beliriyor çocuğun yüzünde. Yaşlı kadın kucağına almak istiyor. O ise resim yapmak istediğini söylüyor. Herkes susuyor yine. Çocuk uzayıp giden yollar karalıyor durmaksızın. Kolları olan bir canavara döndürüyor yolları. 

Yol kararıyor, büyüyor. Yutuyor hepimizi.

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın