Kapı girişinin şifresi

Kapı girişinin şifresi

4 Haziran 2019 Salı  |   Köşe Yazıları

Yazılarımı okuyanlar İrina teyzeyi hatırlayacaklardır. Hani “Babuşka İrina’nın ‘tarakan’ nasihatları...” başlıklı yazımda anlattığım; doğa programlarının etkisi altında kalarak, hamam böceklerinden kurtulmak için tüm apartmanın ilaçlanmasına karşı olan şu sevimli komşu teyzemiz. 

Vladimir İvanoviç bile bizim malum “tarakan savaşı” hikayesinden sonra teyzeyi sevmeye başladı. 

Şaşarsınız;  İrina teyze, ileri yaşına rağmen hızla yayılan aplikasyonlara, çağın yeni alışveriş biçimlerine çabucak uyum sağlıyor ve ustalıkla kullanıyor. Aynı zamanda bir sosyal medya canavarı... 

Tek sorunu, internetten sipariş verdiği ürünü getirecek kuryenin güvenilir birisi olduğundan emin olmak. 

Kadıncağız kesinlikle haklı...

Öyle ya, Moskova, artık diğer dünya metropolleri gibi her milletten göç alan kocaman bir şehir. Böyle olunca ister istemez asayiş önemli bir sorun haline geliyor.

Hırlısı var, hırsızı var. Düşük de olsa kapıya dayanan kuryenin suça meyilli birisi olma ihtimalini göz önünde bulundurarak dikkatli olmak gerekiyor. 

Birden aklıma Dostoyevskiy’nin “Suç ve ceza” romanı geliyor, ürperiyorum. 

*** 

Moskova'da evlere yemek servisi hizmeti veren en büyük şirketlerden birisinin  "Siparişinizi öğretmen getiriyor" reklam kampanyası İrina teyzeyi de etkilemiş; uyguluyor. Öyle gelen herkese hemen kapısını çat diye açmıyor. 

Reklam kampanyası akıllıca hazırlanmış, ama bir yandan da Şirketin "Siparişinizi edebiyat öğretmeni getiriyor" sloganıyla panolara asılan bu reklamlar, başka bir alanda eğitim aldığı halde kuryelik yapan çalışanları ön plana çıkarınca, kalifiye göçmen işçilerin niteliksiz iş gücü olarak kullanılması eleştirileri gündeme taşındı. 

Bu da işin düşünülmesi gereken başka bir tarafı... 

Reklamın ana fikri, Şirket çalışanlarının "sıradan insanlar" olmadığını göstermek, ancak öte yandan Rusya'da ve eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki istihdam sorununu ve gelir dağılımındaki dengesizliği gözler önüne serdiği tartışılıyor. Örneğin Kırgızistan'da ayda 10 bin ruble (154 dolar) kazanan bir edebiyat öğretmeni, Moskova'da yemek servisi yaparak yaklaşık 50 bin rubleden (772 dolar) fazla kazanabiliyormuş.  

Şirketin reklam teması, bu yüzden kamuoyunda bazı tepkilere de neden oldu. Sosyal medyada yapılan yorumların birçoğuna acıma duygusu eşlik ediyor. Bu arada reklamı, devletin vatandaşlarına kaliteli bir yaşam ve nitelikli istihdam sunamadığına tanıklık eden "anti-sosyal" bir çalışma olarak görenler de var. 

Sosyal medyada bu ciddi tartışmaların arasında "Siparişinizi edebiyat öğretmeni getiriyor" sloganına şakayla karışık tepki verenlerin sayısı da azımsanmayacak düzeyde.  

Bu konuyu haberleştirenlerden Business FM, sosyal medyada dolaşan şakalardan birini, Aleksandr Puşkin'in ünlü romanı Yüzbaşının Kızı ile ilgili olanını sayfalarına taşımış: 

“Alo merhaba, ben, siparişinizi getiren kuryeyim. Apartman kapı girişinizin şifresi neydi acaba?” 

“’Yüzbaşının Kızı'nın yazıldığı tarih.” 

“Teşekkürler, Kapıyı açtım, içerideyim.” 

Hoş değil mi? 

“Reklamın kötüsü olmaz,” derler ya, doğru.  

Büyük bir tartışma yaratsa da kamuoyunda herkese kendinden söz ettirmesinden dolayı kampanyanın başarılı bir tanıtım çalışması olduğunu ileri süren iletişim uzmanları da mevcut. 

Oldukça ilgi çeken haber bu. 

Turkrus.com da bunu haberleştirdi. 

*** 

Durum böyle, ama İrina teyze bu fikrin ona ilham ettiği şeyi aynen uygulamakta ısrarcı. 

Kampanyanın onu bu kadar etkilemesine bakılırsa var bir şeyler. 

Meğer İrina teyze, siparişini getiren kuryeleri tarih, coğrafya ve edebiyat testine tuttuktan sonra kapıyı açıyormuş. 

Gerekçesiyse eğitimli bir kuryenin suç işleme ihtimalinin daha düşük olması savı. Ve güvenilirlikleri. Haklı olabilir, ama ben yarı cahillerden daima daha çok korkarım. 

Eve döndüğüm bir akşamüstü olaya kapının önünde bizzat şahit oldum.  

İrina teyzeye siparişini getiren bir kurye ile kapının önünde çaresizlikten kıvranırken karşılaştık.  

Teyze ısrarla kapının şifresinin Rus Çarı II. Aleksandr’ın toprak köleliliğini kaldırma tarihi olduğunu söylüyor. O tarihin rakamlarını tuşlayarak kapıyı açabileceğini anlatıyordu. 

Ancak kurye ne yazık ki bilmiyordu. 

Beni görünce sevindi. Durumu hemen anladım. Kurye kapıyı benim açmamı, peşim sıra içeriye girmeyi planlıyordu. 

Halbuki bizim padiyezd (apartman girişi) kapısının şifresini ben bile bilmiyordum. Kapıyı hep manyetik anahtarımla açardım.

Giriş şifresinin 1861 olduğunu o an öğrendim.

Durumu anladığım için kapıyı hemen açmadım. 

Kurye, II. Aleksandr’ın köleliği kaldırma tarihini bana sordu. 

Teyze, domafondan bağırarak beni uyardı: 

“Bak, sakın söyleme, yoksa seninle selamı sabahı keseriz.” 

“Tamam teyze, merak etme,” diyorum. 

Haklı, güvenilmez kuryelere kapıyı açmamak lazım. 

Kurye, çaresiz; tam kös kös geri dönecekken teyze ona bir şans daha veriyor: 

“Savaş ve Barış” romanını kimin yazdığını, konusunu ve Napolyon’un Moskova’nın şifresini bilmediği için kös kös döndüğü bu savaşın tarihini soruyor. 

Kurye, aslında kolay sayılabilecek bu soruyu eksiksiz cevaplıyor. 

Teyze, domafondan bana seslenerek kuryenin güven sınavını geçtiği onayını veriyor: 

“Tamam, bu genç delikanlıyı içeri alabiliriz,” diyor. 

Kapıyı açarken “İyi ki kurye değilim” diye şükrediyorum. 

Aslında Moskova’da bir kurye şirketinin yöneticilerinden biri olduğum vakitlerden bu işin ne kadar çileli olduğunu bilirim. Ve hatta bir keresinde çok önemli bir müşterinin sipariş öncesi testinden geçebilmek için bizim İgor’la birlikte bizzat ileti dağıtmışlığım bile olmuştu. Çoğunlukla ya adres yeterli değildir, ya iletinin sahibi evinde, iş yerinde yoktur, ya da telefonla ulaşamazsın. Kapı da öyle “açıl susam, açıl” deyince açılmaz. Şifresini bilmezsin, içeriye bile giremezsin ve soğukta kapının önünde kala kalırsın.