Kaf Dağının ardındaki kara bulutlar

Kaf Dağının ardındaki kara bulutlar

24 Şubat 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Veri 1: Küresel gayrisafi hasıla 70 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu pastanın dörtte biri 17 trilyon dolarlık GSYİH’si ile ABD’nin, yaklaşık altıda biri de 12 trilyonluk hissesi ile Çin’in, bunların ardından üçüncü sırada Japonya ve sonra Almanya geliyor. İlk dördü paylaşan ülkelerden sadece Almanya borçlu değil. ABD’nin borcu GSYİH’sinin yüzde 80’lerinde seyrediyor, Çin’in istatistiklerine tam olarak güvenilmiyor ama bu ülkenin borcunun da GSYİH'sinin yüzde 100’unu aştığı tahmin ediliyor, Japonya'nın borcu ise GSYİH’sinin yüzde 180’ini aşmış durumda. Küresel borç toplamının 250 trilyon doları aştığı Uluslararası Ödemeler Bankası (merkez bankalarının bankası-Bank of International Settlements) gibi otoritesi tartışılmayan finans kurumlarınca açıklanmış bulunuyor. 

Veri 2: Küresel ekonomi 2007-2008 krizinden beri, çağdaş kapitalizm tarihinin belki de en uzun (ama en hastalıklı) büyüme dönemini yaşıyor. Yaklaşık 11 yıldır, sürekli olarak yüzde 1 ila 2 olarak büyüyen küresel ekonomi bu süreçte giderek hızlanan oranlarda finansallaşmaya devem ederken, gelir dağılımındaki eşitsizlik daha da yaygınlaşıyor. Bunda en temel etken, finans ekonomisinin küreselleşmeye devam etmesine karşın, reel ekonominin (supply side economics) bu süreçten çark ederek, ABD Başkanı Donald Trump’ın başını çektiği ticaret savaşlarının da katkısıyla hızla merkantilist/korumacı ulusal pazarlara yaslanma eğilimine girmesi. Aşırı finansallaşma nedeniyle yatırım için kaynak bulmakta zorlanan ekonomiler, merkez bankalarının fiktif sermaye yaratma, yani karşılıksız para basma politikalarıyla, taşıma suyla değirmen döndürme misali durgunluğa düşmekten korunmaya çalışıyorlar. Ne var ki, yaratılan fiktif sermaye de büyük oranda mali piyasalara yöneldiğinden, reel ekonomilerin büyümesi sağlanamıyor. (En borçsuz Almanya’nın ekonomik büyümesinin durma noktasına gelişi durumu açıklayan en iyi örnek.) 

Veri 3: Küresel ekonominin lokomotifi konumundaki ABD, Donald Trump iş başına geldiğinden beri her yıl borcuna yaklaşık 1 trilyon dolar ekliyor. Son tahminlere göre ABD’nin şu andaki borcu 15 trilyon doları aşmış bulunuyor. ABD’nin kamu sektörünün bu borcunun yanı sıra ABD’nin özel sektör borcu, eyalet ve yerel yönetimlerin borçları ve bunların yanı sıra her üç kademedeki (belediye, eyalet ve federal) hükümetlerin emeklilik sigortası için ödemeleri gereken ancak kaynağı bulunmayan yükümlülüklerin toplamı 200 trilyonu aşıyor. 

Veri 4: ABD’de kasım ayında yapılacak seçimleri kazanmayı amaçlayan Cumhuriyetçi Parti’nin adayı, halen görevde olan Donald Trump’ın Hazine Bakanı, seçimlerden önce çok geniş bir vergi indirimi paketi açıklayacaklarını ilan etti. Trump’ın göreve başladıktan sonra açıkladığı yüksek gelir dilimini  ödüllendiren vergi paketinden sonra orta sınıfa da yaygınlaştırılacağı söylenen vergi indirimleriyle ABD Hazinesinin borçlanma ihtiyacı patlama yapmaya aday görünüyor. Trump’ın “benden sonra tufan” yaklaşımıyla getireceği bu vergi indirimi, ABD ekonomisinin hastalıklı ve uzun süreli büyüme çevrimini hızla sonlandırarak ağır bir durgunluk dönemini başlatmaya aday. Burada, her ne kadar vergi indirimlerinin tüketimi pompalayarak ABD ekonomisini canlandıracağı iddiaları öne sürülse bile, borçlanma arttıkça faiz dengesinin bozulacağı ve bunun zaten kırılma noktasında olan ticari bono piyasasını yerle bir etme olasılığı akılda tutulmalı. 

Veri 5:  Kasım seçimlerine hazırlanan muhalefetteki Demokrat Parti hala Trump’a karşı çıkaracağı adayı belirlemeye çalışıyor. Ancak kendisini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan bağımsız senatör Bernie Sanders, öteki aday adaylarının açık ara önünde seyrediyor. En son cumartesi günü Nevada eyaletinde yapılan ön seçimde en yakın rakibine iki kattan fazla fark atan Sanders, özellikle genç kuşaktan, üniversite eğitimi almış seçmenlerden, zencilerden ve Latin Amerika kökenli seçmenlerden önemli destek alıyor. Destekçilerinin ilk adıyla andığı en yaşlı ancak en ilerici aday adayı Bernie, eğer seçilirse herkese ücretsiz sağlık ve eğitim hizmeti, asgari ücretin saat başı 15 dolara yükseltilmesi ve sosyal yardımların hızla artırılması, borsa bankerlerinin denetim altına alınması gibi adımlar atacağını vaad ediyor. Bu politikaları finanse etmek için Sanders, zenginlerden alınan vergileri önemli ölçüde artıracağını ilan etmiş bulunuyor. Ancak burada unutulmaması gereken bir şey var: Bernie istediği kadar sosyalist eğilimli politikaları savunsun, ABD kapitalist bir ülke.  Vergilerini artıracağı varlıklı sınıf, sermayelerini ABD dışına kaçırıp Bernie’nin bel bağladığı vergilerin gerçekleşmesini önlemek için  her türlü yasal yetkiye sahip. Bu durumda demokratik sosyalist bir Beyaz Saray’ın da borçlanmaktan başka çaresi olmayacak. 

Sonuç: Kasım 2020’de yapılacak ABD başkanlık seçimlerini kim kazanırsa kazansın, 2021 ve devamında, ABD’den başlayacak bir ekonomik bunalım hızla bir küresel boyut kazanacak. Hazırlıklı olmakta yarar var.

Cengiz İzmirli (mahlas)