Kadının adı var!

Kadının adı var!

28 Haziran 2020 Pazar  |   Köşe Yazıları

Başlıktan da anlaşılacağı gibi, yazımızın konusu kadın… 

Geçtiğimiz yıllarda bu konuyla ilgili dünyadan örnekler vererek birkaç yazı yazmış, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte kadınlara tanınan haklara dikkat çekmiştik. 

Zorunlu olarak şimdi tekrar yazacağız.  

Kim okur, okuyan ne anlar, nasıl anlar, neresinden anlar, bilemeyiz! 

Ama yine yazacağız… 

Gazetecinin işi; bıkmadan, yılmadan, usanmadan yanlışlara karşı çıkmak, geçmişte yaşananları bugün yaşananlarla karşılaştırıp doğrulara ışık tutmaktır. 

Belleğimden yazıyorum… 

Önemli bulduğumuz ve az sonra vereceğimiz örneği yukarıda dediğimiz gibi daha önce yazmıştık.  

Okuyamayanlar için bir daha yazmakta yarar var: 

Yıl 1909… 

Olay yeri İngiltere… 

Başbakan Winston Churchill… 

Kadın hakları savunucuları, yürüyüş, gösteri, Avam Kamarası önünde pankartlarla milletvekillerini protesto etmek gibi çeşitli eylemler başlatmış bir sonuç alamamıştı. 

Niçin? 

Kadın hakları için. 

Yıl 1912… 

Londra’da, Picadilly Meydanı’nda, Oxford Street ile Regent Street’te mağazaların camları yerle bir edildi. 

Niçin? 

Kadın hakları için. 

Yıl 1913… 

İngiltere’nin ünlü Derby yarışlarında Emily Dayvidson adlı kadın, dört nala koşan atın önüne kendisini atmış, hayatını kaybetmişti. Ülkedeki tutucu iktidar, başkaldıran kadınları göz altına almaya başlamıştı. Ama öncü kadın kuruluşları direnmeye devam etmiş, hapishanelerde kadınlar ölüm oruçları başlatmıştı. 

Niçin? 

Kadın hakları için. 

Kadınlar da erkekler gibi oy hakkına kavuşmak istiyorlardı. 

Batı’da sanayi devriminin getirdiği koşullarda kadınlar demokratik haklara kavuşmak için çok acı çektiler. 

Üniversitelerin kapılarını zorla açtırdılar. Yurttaşlık hukukunda erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek için çok uğraş verdiler. 

Birinci Dünya Savaşı’nda kadınların erkeklerle fabrikalarda omuz omuza çalışması, savaş sonrasında kadının siyasal yaşamda da insandan sayılması için gereken zemini hazırlamıştı. 

Bizim kadınlarımız ise bu gelişmelerin, bu acıların dışında yaşamıştı. 

Bizim kadınlarımız, haklarını dişleriyle tırnaklarıyla kazıyarak almadı. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının liderliğinde gerçekleşen Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonrasında, Cumhuriyet devrimi ile kazandı: 

Yıl 1924… 

Şeriye Kanunu kaldırıldı. 

Yıl 1926… 

Medeni Kanun yürürlüğe girdi ve kadın Batı hukukunda acıların yaşanmasıyla elde edilmiş hakları bir kalemde kazandı.  

Yine aynı yıl, 1926’da medeni nikah getirildi. 

Yıl 1934… 

Kadınlara oy verme, seçme-seçilme hakkı getirildi. 1935’te yapılan ilk genel seçimlerde 18 kadın milletvekili Meclis’e girdi. 

Oysa, modern kanunlarıyla tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çekmiş İsviçre’de kadınlara oy hakkı İkinci Dünya Savaşı’nda sonra tanınmıştı. 

Son günlerde kadın konusu yine, yeniden, durduk yerde gündeme taşındı… 

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin şöyle buyurdu: 

- AK Parti gelene kadar bu ülkede kadın kelimesinin adı bile yoktu. 

Doğru mu bu? 

Hayır! 

Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte kadınlarımıza verilen hakları yukarıda kısaca özetledik.  

Başarılı kadınlarımızın toplumdaki yerlerini bilmek isteyen biliyor.  

İş dünyasından sanata, siyasetten bilime, askerlikten hukuk uzmanlığına kadar kadınlarımızın girmediği alan kalmadı. 

(Son birkaç gündür kadınlarımızın bu konuda isimleri gazetelerde çarşaf çarşaf yer aldığı için, burada yeniden vermeye, tekrar olmasın diye, gerek yok.) 

Kimi kadınlarımız açıkça, kimi kadınlarımız da üstü kapalı Cumhuriyetten ve devrimlerinden rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. 

Niçin? 

Eskiye dönmek için… 

Eski ne? 

Şeriat. 

Ama şeriatın kuralları benimsenirse, bir erkek tanığın yerine iki kadın tanıklık edebilecek. Medeni kanun kaldırılacak. Kadınların tüm hakları kısıtlanacak. Yazgısı erkeğin iki dudağı arasında olacak. Zina yapan kadın recmedilecek; şimdiki deyimle taşlanarak öldürülecek. Seçimlerde kadınların oy hakkı olmayacak. Milletvekili olamayacak, siyasi partilere başkan, hükümete başbakanlık yapamayacak. Yüksek yargı organlarında görev alamayacak. Muhtemelen çarşaf giyecek, peçe takacak. İkinci sınıf bir yaratığı dönüşecek. 

Batılı kadın insanlaşmak için geçmişte büyük savaşlar verdi.   

Bizim kadınlarımız… 

Kimi sesli, kimi sesiz, kimi açık, kimi üstü kapalı, kimi Meclis kürsüsünden, kimi yazılı ve sözlü basından, kimi siyasi partilerin yönetimlerinden geçmişe, şeriata çağrıda bulunuyor. 

Niçin? 

Köleleşmek için! 

Mustafa Kemal, kadına haklarını verdi. Sahip çıkın, kaybedilirse iş işten geçmiş olur.