Kadın besteci olmak

Kadın besteci olmak

24 Ağustos 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Yurt içinde veya yurt dışında, yaşamlarını sürdüren ve korona nedeniyle; çalışmalarını kendi özgün koşullarında farklı alan ve süreçlerde sürdürmek durumunda kalan sanatçılarımızla konuşmayı düşündük, bu kez. Burada ve/veya oradaki eğitimlerini sormak da gerekiyordu. 

Kendi özgün çevrelerinde iyi biliniyor ve izleniyor olsalar da; hem de şimdi bu aralarda, herkes kendi önünü net olarak görmeye çalışıyor. İki yabancı bir ülkede yaşayan genç müzisyen arkadaşlarımıza sorularımız olacak, üç de ülkemizde çabalayan arkadaşlarımıza sorular soracağız… Bugünkü söyleşimizi ABD’ye okumaya ve yaşamaya giden sevgili Esin Gündüz ile yapacağız… 

-Kısaca kendinizi tanıtmanızı istiyoruz, başlarken… Ülkemizde ve/veya yaşadığınız, bulunduğunuz ülkelerdeki eğitiminizden söz eder misiniz? Hangi okul veya atölyelerde ne eğitimi aldınız; ülke koşullarına göre, aldığınız eğitim sizce yeterli miydi; eğitiminizi yurt dışında sürdürdüyseniz; aldığınız sonuçlardan hoşnut musunuz? Ve bu bağlamda son bir ekleme daha yaparak, sorumu bitireyim: Acaba; amatör ya da profesyonelce yaptığınız çalışmalar; mesleğinizi ve işinizi ilerletmenizde katkı sağladı mı? 

-Ben bir besteci ve ses sanatçısıyım. İstanbul’da, Büyükşehir H. Y. Anadolu Lisesi ve İstanbul AA Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nden sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi Caz Bölümüne ses performansı alanında burs kazandım. Lisanstaki üçüncü senemde, müzik kompozisyonunu da (yani besteciliği) dereceme ekleyip, 2005 yılında bölüm birincisi olarak mezun oldum. Sonrasında Amerika’da, Marshall Üniversitesinde müzik kompozisyon alanında yüksek lisans (MA, 2009) ve SUNY (New York Eyalet Üniversitesi) University at Buffalo’da, yine aynı alanda, doktoramı (PhD, 2017) tamamladım.

Genç yaşta özendiğim ve kendimi tanıştırma şansını bulduğum çok değerli eğitmen ve kişilerin, sadece öğrettikleri şeyler ile değil, hayatı ele alış şekilleriyle de beni birçok yönde etkilediklerini söyleyebilirim; şanslı hissediyorum bu açıdan. Bunun yanında, müzik eğitimi konusunda yolumu açan ablam, hiçbir elle tutulur neden olmamasına rağmen bana yılmadan güvenen cesur ailemin yanında, bu eğitimlere devam etmeme çok çeşitli şekillerde destek olmaya çalışan, tanıdığım ve dayanıştığım çok kişiye müteşekkirim. O kadar çok kişi dahil ki buna; isimlerini saysam, yetiştiremem! Benimle bu söyleşiyi yapan Adnan Genç, bu kişilerden biridir. (Yazarın notu: Esin’in bu minnet ve teşekkür cümlesindeki kimi isimleri tanıyorum. Yakından tanıyorum ve satırları okurken; adlarını aklımdan geçirirken, kendiminkiyle karşılaştım. Sileyim diye düşündüm ama daha dün ve bu sabah iki başka yakın arkadaşımdan böyle cümleler duymuştum. Elimden geleni; hak edene hak ettiği kadar sunuyorum. Adım da kalıversin, dedim. Teşekkürlerimle elbette.)

Eğitim size farklı farklı dünyalara açıyor, evet. Ama diğer taraftan da öğretmen, kılavuz, rehber rolünün doğal olarak getirdiği-en azından tarihsel boyutta içinde var olmasına alışkın olduğumuz-sorgulamadan kabul etme, bilen kişiyi takip etme rolünün, otoriteye boyun eğmeyle arasındaki farkın az olduğunu gerçeğini deneyimlemek*, aldığım eğitimleri sorgulamama neden olmadı değil. Şu an, sürekli olarak, eğitmenlik yapan biri olarak kendimi ve içsel motivasyonumu sürekli gözden geçiriyor olmam bundandır… Açıklayabilirim:

Özellikle kadın cinsinde doğmuşsanız, kendinizi gerçekleştirmek, kendi gerçeğinizi bulmak ve bunu dünyaya ilan etmek üzerine değil de, güzel ve hoşa gider olmak ve memnun etmek üzerine kodlanıyor ve eğitiliyorsunuz! Bunu, yetişkinler olarak, sanki bilinçlice yapmıyoruz da, siz bilinçlice bunu önlemeye baş koymadığınız sürece, genel geçer sosyal normlar (kaideler) bunu beraberinde getiriyor oluyor. Dürüstçe ifade ediyorum: Sadece dışarıdan gelen zorluklarla değil, kendi içinizde de bunlarla yüzleşip, içsel eğilimlerinizin üstesinden gelmek, bunun üzerine bir de yaptığı ile var olmayı hedeflemek, herhangi bir toplumdan bağımsız olarak, “Bu benim” veya “Ben şuyum” diyebilmek... Kadınsanız, işte bu, hiç de kolay olan bir şey değil! Türkiye’de memur maaşıyla geçinen, Cumhuriyet öğretmeni bir ailenin kızı olup da, bir Avrupalının, eski kuşaklardan kendisine miras kalmış bir mesleği doğal olarak devraldığı ve kişiselleştirdiği bir düzlemde, “ben besteciyim” dediğiniz an, size yerinizi bildirmeye çalışan kişiler, her adımda (ama gerçekten her adımda) karşınıza çıkıyor!

Ama bunun yanında, şanslıyım da: Annem, doğduğu Trakya köyünde, ilkokul toplu eğitimin 5'inci yılından sonra okula devam eden ilk kız! Üstelik, kendi başına öğretmen okulu sınavlarını kazanıp, gidişine neredeyse engel olacak tartışmaların sonucunda, il dışındaki bir okulda kendi başına yatılı okumaya, şehre doğru ilk yolculuğuna çıkmış... (Bense, kültürün ve eğitimin önemsendiği bir aileye, şehirdeki bir evde doğdum.) Demek istediğim şu: ilkleri yaşamaya dair bu muhteşem gücün de, travmalar yanında, genetik (epigenetik) yollarla bir sonraki jenerasyona (bu durumda bana) aktarıldığını biliyoruz! Ailede, doktora sahibi ilk kişi benim.

Ses çıkarmanın iki türlüsü var: Birinde, başkasının yazdığı şarkıyı (yani özü, düşünceleri) en anlamlı şekillerde dinleyiciye aktarıyorsunuz. Ne kadar kendinizin yapsanız da, o öz, başkasının gerçekliğinden kaynaklandı. Diğerinde ise, kendi düşüncelerinizi doğuruyor, besliyor, büyütüyor, ya yazıya geçirip/kaydederek (bestecilik) ya da eş zamanlı olarak (doğaçlama) dünyaya ilan ediyorsunuz! Bu “yerini bildirme,” işte tam da kendiniz bir şey yaratmak ve ifade etmekte ısrar ettiğinizde karşınıza çıkıyor. (Bu, yıllardır ülkemize dünya üzerinde biçilen rolün açık bir belirtisi olmak yanında, kuşkusuz tüm dünyadaki cinsiyet politikalarının da bir götürüsü.) Halbuki yaratım hali kadının doğası (ve evet; sadece fiziksel olandan bahsetmiyorum!) Nelerin, hangi alışılagelmiş yaşam biçimlerinin o yeteneğe yoğunlaşmamıza, gücümüzü keşfetmemize ve olgunlaştırmamıza izin vermediği, malum. En basitinden, çalışan ve aile sahibi kadının (hep de küçük görülen!) çoklu mesaisinden bahsetmek istiyorum: İş yerindeki başarı, çocuk yetiştirmek, evdeki yaşam kalitesi/sağlığın devamlılığından sorumlu olmak yanında, sosyal ilişkileri idare etmek, ve daha da fazlasını içermesi bu rolün! Bunlar, nedense konuşulmuyor. (kadın olarak sesini çıkarmak) Çevrenizde var olmayan ama işe yarar yeni normlar yaratmak, alışılagelmiş bir hayat stilini takip etmekten (belki de on kat!) daha zor.

Özetle, savaşmacı denemez de, istediklerinin peşinden saf bir hevesle giden, hayallerini naif bir cesaretle gerçekleştirmeyi isteyen bir karakterde bir genç olmamış olmasam, bu eğitimleri almayı başarmış olsam bile, sunulan engelleri aşabilip, şu an yaptığım şeyleri yapabiliyor olmazdım! Sanatla uğraşarak hayatını sürdürebilen, bundan da öte, bireyleşmeye, düşündüğünü ifade etmeye yürek koymuş, 37 yaşında (üstelik, üstün kültürlerin “Doğu”sunda doğmuş!) bir kadın olarak, dünya nüfusu nezdinde yüzde 0.0000000001 azınlığa dair olduğumun farkındayım! İşlerimin bazıları bu konulara, yani kadının bireyselleşmesi ve sesini çıkarmasına, değiniyor: En-he-du-an-na-me-en (2019-2020), ve Lights on Inanna (2016-17).**

Tam da, benim yaşadığım toplumdaki “me too” ve “black lives matter” hareketleri sonrası, Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin öneminin arttığı şu dönemde, bu işlerden (Türkçe olarak) bahsetmemin anlamlı olduğunu hissediyorum! Elimden geldiğince kadınlarla konuşup, hiç olmazsa varlığımla, kadınlar için-her türlü-bireyleşmenin mümkün olduğunu paylaşabilmek; bu, beni hayatta tutan şeylerden biri.

Yakınlarda “Lou Andreas- Salomé” üzerine yapılmış bir belgesel-drama film izledim. Uygun dilde bulup izleyebilseniz, bu film, eğitimin ve etkileşmenin ama aynı zamanda da aldığınız tüm eğitimi delice sorgulamanın önemi üzerine söylediklerime güzel bir nokta olurdu!

-Uzmanlık bağlamında özgün bir çalışmaya katıldınız mı? ‘Master class’ denilen çalışmalara katılabildiniz mi? Acaba, geldiğiniz noktada siz(ler) eğitim veriyor olabilir misiniz?

 

Esin Gündüz

 

-Evet! Ve de, özellikle geçtiğimiz son iki yılda katıldığım bu tür kısa programların, kariyerime çok etkisi olduğunu söyleyebilirim. Aldığım son iki sipariş de (2019-20: “coniunctio” ve “En-he-du-an-na-me-en”), bu tür buluşmalarda tanıştığım ve işlerimi dinlettiğim kişilerden geldi.

Bu eğitimleri veren kişilerden sadece uzmanlık konusu hakkında değil de, “oluş biçimleri” diye özetleyebileceğim, çok daha geniş kapsamlı şeyler öğreniyorsunuz. Bu, özellikle bir kadın için, o kadar önemli ki! Benim, besteci dendiğinde akla gelmeyen bir cinsiyette doğmuş biri olarak, kendime benzeyen kişilerin de yaratma ve ifade etme alanında, şu yaşadığımız dünyada (yani ona rağmen!) var olduğunu ve hatta başarılı olduğunu görmem… işte bu tür etkiler, tüm gerçekliğinizi değiştiriyor! Tanıştığım kişiler o kadar başarılı, topraklanmış ve güçlü duruşlu kadınlar idi ki (ya da beyaz ve erkek olmayanlar) insan ilk bakışta, onların da zorluklar yaşamış olabileceklerini tahmin edemiyor. Bu kişilerden birinin, benim yaşadığıma çok benzer bir zorluğu atlatıp üstesinden gelmiş olduğu hikâyesini kendi ağzından duymak; örneğin bu, benim gerçekliğimi değiştiren şeylerden biri oldu. Başarılı olmuş kişilerin, tam da bu nedenle başarılı olduğunu, zorlukları güç (ve de incelikle!) geçirmenin onların “süper gücü” olduğunu-ilk elden-dinle(yebil)mek, olgunlaşma yolunda olan kişi için gerçek bir hediye. Kariyerime bakışımı değiştirmek, başarının da yolunu açtı benim için. Attığımız her adım, üstesinden geldiğimiz her zorluk (ve bunlardan bahsetmemiz), sadece kendimiz için değil, bize benzeyen diğerlerinin varoluşu için de çok önemli! Benim varlığım da, bunun bir kanıtı.

Eğitimci olarak aktifim, evet. Eğitmenlik, fikir ve yaklaşımlarımı geliştirmeme çok yardımcı oluyor! Değişik kültür ve geçmiş/art yetişim/alt yapılardan, farklı yaşlardan kişilerle çalışıyorum. Akıl sağlığı uzmanı, davranış bilimi alanında çalışan eşimle olan fikir alışverişlerimiz de bana, sosyolojik farklılıklardan ötürü varolagelen mesafeleri kapatabilmem için dayanak sağlıyor diyebilirim. 
Uzun süredir Villa Maria Üniversitesi’nde ses eğitmenliği yapıyorum. Buradaki öğrencilerimin çoğu siyahi çevrelerden. (Aile geleneklerinin takipçisi olarak, muhteşem “gospel” söyleyebilenler var aralarında!) Bunun yanında, çok sevdiğim ve bu aralar üzerine derinleşip geliştirdiğim, workshop/seminer/atölye çalışması şeklinde verdiğim eğitimler var. (Örneğin: CS1 Projects, Montréal’deki Orchard of Pomegranates Serisi veya Indeterminacy Festival gibi kuruluş veya organizasyonlar için) Şu an üzerinde çalıştığımız ve henüz ilan edilmemiş olan bir internet-anakapısı projemiz var. Benim zaman içinde oluşturduğum, sesi vücuda çekme tekniklerinden de (Sense of Energy © 2018) yola çıkan bazı atölyeler sunacağım! Bu eğitimleri alanlar profesyonel müzisyenler olmayacak; farklı iş alanlarından ve sosyolojik altyapılardan kişilere ulaşmayı hedefliyoruz. Kişisel olarak beni en çok tatmin eden projelerden biri, Buffalo Ny’taki CS1 Projeleri için tasarlayıp sunduğum “Claiming Our Voices” atölyesi oldu. Burada, toplumun her kesiminden kadınlardan oluşan bir grupla, sesimizi çıkarmayı hem sosyolojik boyutlarıyla tartıştık, hem de fiziksel olarak deneyimledik.

-Korona kısıtlamaları nedeniyle çalışmalarınızı hangi boyuta taşıyarak sürdürdünüz? Burada veya oralarda konser, festival, albüm çalışmalarınız oldu mu?

-Pandemiye karşı Amerika’daki ilk ciddi önlemler alınıyorken, New York şehrinin hemen üzerindeki Vermont eyaletinde, Yellow Barn Oda Müziği Merkezi’nde, besteci (misafir sanatçı) olarak davet edilip ağırlandığım bir hafta geçiriyordum. Bu hafta boyunca, Ultrafizz adlı, NyCity merkezli bir ikilinin “1500’den Bu Yana” isimli konser programları için yazdığım, Orta Çağ simya işlemlerini konu alan, ”coniunctio” (2019-20) isimli müziğimi bir araya getirme ve prova etme şansımız oldu. Eğer orada olacağımız tarihleri üç-beş gün daha ileriye ertelemiş olsaydık, şimdi yaşıyor olan bu müzik (ve sesler), kâğıt üzerinde yaşamasına rağmen henüz hayata geçmemiş olacaktı! O yüzden şanslıydık.

Onun dışında, besteci olarak aldığınız siparişlere, işin doğası gereği, yalnız başınıza çalışıyorsunuz. Sessizlik, bunlardan birine yoğunlaşmama yardımcı oldu, diyebilirim.

İcracı, ses sanatçısı olarak, bir çok konser iptal olur veya ertelenirken, bazı "online" konser davetleri de aldım. Örneğin, 26 Ağustos’ta, Exit Points (Çıkış Yolları) isimli "online" doğaçlama müzik konserinde, bir dörtlünün üyesi olacağım. Senso di Voce adlı, Batı'ya ve Doğu'ya ait eski zaman müziklerini araştırma ve icraya odaklı, obua/korangle ve ses ikilisi projemizle, eğitim ve konserimiz iptal oldu. Ama, bunun yanında, bir ses kayıt sanatçısı ve başka bir görsel sanatçının bizim için kaydettiği, yüzyılın başındaki devasa siloları sesle tınlattığımız birkaç yıl önceki konserimizi albüm olarak yayınlamaya karar verdik. Bu albüm, hem ses hem de görüntü (video) olarak bulunabilecek.

Koronanın verdiğim tüm eğitimlere etkisi, bizim bunları internet ortamına taşımamız oldu. Ben, pandeminin neden olduğu zorluklardan veya gecikmelerden ziyade, mekân değiştirme lüksüne sahip olmayan kişilere bu eğitimlere katılma şansını verdiği gerçeğine odaklanmayı tercih ediyorum! Belki de, pandemi sonrası elimizde kalan bir kaç tohumdan biri bu olacak. Eğitimci olarak, ses sistemleri ile uzun süredir çalıştığım için, ve ses sanatçısı olmanın doğası gereği iletişimin doğrudanlığına kafa yoran biri olarak, "online" ders ortamına uyum sağlamam çok zor olmadı. Yalnız, yoksun, ezilen gruplardan ailelere dahil olan öğrencilerim için, sessiz bir ortam bulup ders yapabilmek ve teknolojik detayları kontrol edebilmek kolay olmadı. Koronanın, tüm eşitsizlikleri açığa çıkardığı doğru!

Sanatçı olarak yaşayan kişilerin işi ürün yaratıldıktan sonra bitmiyor. Bir girişimci gibi, işlerinizin ilgilenebilecek kişilere ulaşabilmesinden yükümlüsünüz. Ses kurgusu ve miksaj (kurgu sonrası harmanlama) yanında, çoğumuzun, alanımız olmamasına karşın, kendimize yazı, görsel kurgu ve sunuya dair becerileri öğretmeye zaman harcamamız bundan! (Makale veya video kurgusu, işinize uygun web sitesi oluşturma, iş çevrenize ve başvurunuza uygun cv’ler hazırlama, iletişim becerileri veya promosyon yöntemleri, vb.) Korona, bizi hem bunlar için alışageldiğimiz yöntemleri güncellemeye zorlarken, bir yandan da iptal olan veya ertelenen konserler sayesinde, işin bu kısmı için zaman açtı, diyebilirim.

-Yaptığınız işler sizi yeterince hoşnut kılıyor mu; devamında neler yapmayı tasarlıyorsunuz? Lütfen yakın vadedeki olası gelişmeleriniz üzerinde durmaya çalışın…

-Bestecileri ayakta tutan şeyler, aldıkları komisyonlar (yani siparişler) ve bunlar devam ediyor, evet. “Voice(less) Komisyon Serisi için bana bir eser sipariş edilmişti. Muhteşem bir (mezosoprano) şarkıcı ve insan olan Rosie Middleton, bu müziğin siparişini veren ve seslendirecek olan kişi. En-he-du-an-na-me-en (2019-20), sessizleştirilmiş bir kadının tekrar sesini bulmasıyla ilgili! Rosie’nin üzerine söyleyeceği elektronikler (yani kaydedilmiş sesler), kendisinin çok çeşitli şekillerde kaydettiğim seslerinden örülü! Tek bir kişinin sesinden oluşturulmuş bir orkestrasyon, diyebiliriz buna. İngiltere’de yaşayan Rosie ile bir araya gelmemizi, Kanada’nın ünlü Banff Centre for the Arts’ındaki misafir sanatçı programı sağladı. Umuyoruz ki bu eser, 2021’in Ocak ayında, ve büyük ihtimalle Büyük Britanya’da, seslendirilecek.

Bunun yanında, National Sawdust Dijital Keşif Festivali’nde, 25 Ağustos’ta herkesin "online" izleyebileceği bir canlı yayında, Ultrafizz’in müziğim “coniunctio” (2019-20) için hazırladığı yeni bir video sergilenecek!

Web sitem yanında, ileriye dönük en son projeleri ilan ettiğim (ve çeşitli şekilde katılıma teşvik ettiğim) kendi adım altında bir facebook sayfam ve instagram hesabım var.

Pandemi sırasındaki zorunlu değişiklik ve yeniliklere rağmen, işimde bir şekilde etkin kalabildiğim için gerçekten şükran doluyum… Daha pahalı şehirlerde yaşayan ve işlerinin hepsini kaybetmiş sanatçı arkadaşlarımın müziklerini bandcamp yoluyla satın alıyor ve destek olmaya çalışıyorum. (Bu arada, zor durumdaki müzisyenleri desteklemek istiyorsanız, lütfen sömürüye yer vermeyen ve geliri doğrudan üreticiye ulaştıran anakapıları yani bandcamp veya müzisyenlerin kendi web sitelerini tercih edin! Spotify, geniş çapta kullanılıyor olmasına rağmen, ne yazık ki müzisyenlere yapılan açık sömürünün bir sembolü!)

-Elbette ki yaşadıklarınıza ilişkin sosyo politik değerlendirmeler de yapmak istiyorsanız, bunu okuyucularımız büyük bir hoşnutlukla öğrenmek isteyecektir. Deneyim ve paylaşmak, sahici ve kalıcı değerler yaratabilen bir etmendir…

-Amerika’da yani haliyle politikalarından hoşnut olmadığım bir toplumda yaşıyorum. Ama sanatçı olarak sesimi çıkarabileceğim bir yerde var olabilmek, bana benzeyen diğerlerine bunun olabilirliğini gösterebilme gücünü veriyor bana. Bence bu, yani bireyleşebilmek ve bunu ifade edebilmek, kadın cinsiyetindeki birinin şu dünya üzerinde, kendi ve başkaları için yapabileceği en iyi ve önemli şey! Bu röportaj, bunları Türkçe olarak da ifade etmeme araç oldu. Sorularınız çok teşekkür ederim.

Notlar:

* Türkçe çevirisini ne yazık ki internet üzerinde bulamadım:  

“Power in the Helping Professions” 

Yazar: Güggenbühl Craig (1971, 1982, 2009) 

** esingunduz.com -- Türkçe çevirisinin bulunmaması tamamen benim sorumluluğum (!) Üzerine çalışıyorum. 

1. bölümü okumak için tıklayın

2. bölümü okumak için tıklayın