K. Gürsel: Soru sorulamayan ülkede gazeteci yetişmez

K. Gürsel: Soru sorulamayan ülkede gazeteci yetişmez

2 Aralık 2013 Pazartesi  |   MG Özel

Gazeteci Kadri Gürsel'le söyleşimizin ikinci ve son bölümünde Türk medyasında yaşanan "kalitesizlik", medyanın geleceği ve internet çağında gazetelerin durumunu konuştuk....

Söyleşimizin ilk bölümünde medyanın genel haline değindik. Çizdğiniz olumsuz tablo devam edecek mi? Medyanın holdingleşmesi, iktidarlarla çıkar ilişkisine girmesi vs. Diğer ülkelerdeki örnekleri de iyi bilen bir kişi olarak Türkiye'de medyayı nasıl bir gelecek bekliyor? Bugünkü gibi devam mı edecek, yoksa sözünü ettiğiniz değişim medyada da etkili olacak mi?

 

 

-Türkiye dinamizmini yitirmiş bir ülke değil. Bu halde kalmayacak çünkü çok dinamik bir ülke. Fasit bir dairenin içinde değiliz. Türkiye değişecek. Zaten değiştiğini de görüyoruz bugün, iktidar koalisyonları çatırdıyor, birbirlerine düşüyorlar. Gezi fenomeni Türkiye'nin siyasetini ve siyasasını değiştiriyor. Türkiye değişimini sürdürüyor.  Bir dönem değişimi kolaylaştıran ama şimdi zorlaştıranlar ve önüne çıkanlar ise şimdi ya kendileri değişmek zorundalar ki zor görünüyor, o zaman değiştirileceklerdir. Bu bir veya bir başka şekilde olacaktır. Çünkü bunun sonun çatışma ve istikrarsızlaşmadır. Veya çatışma ve istikrarsızlaşma sonucu olacaktır bu değişim. Türkiye'de tarihin sonuna gelmedik, böyle bir şey yok. İslamcılar kendilerinin iktidarı ele geçirmelerine yardmcı olan siyasi, iktisadı ve sosyal dinamikleri iyi okurlarsa bu trend doğrultusunda ancak gelişimi ileri götürdükleri takdirde iktidarda kalabileceklerini de anlarlar. Medyanın değişimine bu gözle bakıyorum. Bir parantez açarak, kalıcı  olursa, yani "Türkiye bu durumda bir 10 yıl daha kalırsa ne olur" diye sorararsak kendimize, Türkiye'de gazetecilik biter. Çünkü gazeteciliğin esası soru sormaktır. Soru sormaktan korkan gazeteci esasında muhabirlik yapamaz, muhabirlik yapmayan gazeteci gazeteci olmaz. Soru sormayı bilmeyen ve istemeyen bir gazetecilik ekolü gazetecilkten çıkar ve sizin de çok iyi bildiğiniz bir ifadeyle bir propaganda vasıtasına dönüşür, bağımsızlığı tamamen biter. Ve Türkiye'de artık gazetecilikten değil, medyalardan bahsetmek durumda kalırız. Başbakan'a soru sorulamıyor, bakanlara soru sorulamıyor. Soru ortaya atılamıyor. Soru sorulamayan bir ülkede gazeteci de yetişmez. Ya da soru sormasını bilmeyen gazeteciler yetişir! Onlar da gazeteci değildir. Sonra bir gün Türkiye'de şartlar düzeldiğinde kendimizi gazetecilikten haberdar olmayan medyacılarla başbaşa buluruz, tabii yaşımız gereği artık o zaman piyasadan çekilmiş olacağız ama yerimize gelecek gençler soru sorma refleksi ve habercilik refleksleri öldürülmüş, ölmüş gençler olacak ki gazetecilik hala bir usta-çırak mesleğidir ve öyle kalacaktır, bunların rol modelleri de olumsuz karakterler olacak, bu insanlar onları iyi gazeteci zannedecek. Halbuki onlar iyi gazeteci olmayacaklar. Büyük bir kayıp yaşanacak. Türkiye gerçekten bir demokratik değişim yaşarsa bugünkü medyayla olmayacak bu. Hiç iyimser değilim bugünkü medyanın geleceği konusunda, eğer bugünkü şartlar değişmezse. Yakın dönemde bir değişim yaşanması gerekiyor medyanın yeniden soluk almaya başlaması, hayatiyetini kazanması için. Kayıp büyük olacak. 

1980'den sonra Türk medyası bir atağa kalktı, önemli gazeteciler yetiştirdi ama o nesil ya medyayı terketti ya dönüştürüldü ya da etkisizleştirildi. Bugün gördüğümüz geleceği olmayan bir medya. Bunun yerine konulması 15-20 yıl sürer, yani bir nesil. İyi bir gazetecinin yetişmesi için gereken süre budur. Ama o gazeteciler nasıl yetişecek? Yarının yayın yönetmenleri kim olacak? Bugün iktidar medyasına baktığımızda gördüğüm örnekler iç karartıcı. Bu bakımdan iktidar medyasının düzenini Gazprom'suz bir Rus medyasına benzetiyorum. Rusya'da Putin'in kurduğu medya düzeninde sürekli zarar eden bir medya vardır ve bu zarar karşılanır çünkü medyanın sahibi Gazprom'un sahibi olduğu yan şirketlerdir. Türkiye'de Gazprom yok ama kamu kaynakları var. İktidar medyasının sahipliği bir rotasyon usulüne bağlanmıştır. Yandaş sermaya grupları sahipliği bir dönem üstlenmekte, sübvanse etmekte, bunun karşılığında kamu kaynaklarını paylaşma imkanını kullarak zararlarını telafi etmekteler. Bu sürdürülebilir bir düzen değil. Ancak bu parti iktidarda kalabildiği ya da Türkiye cari açığını finanse etmeyi sürdürebildiği sürece olabilir. Türkiye'de iktidarda bir değişim yaşandığında çok önemli bir alt üst oluş da medyayı bekliyor olacak. Yine de insan kaynakları açısından çok endişeliyim. Türkiye'de medya sektöründe gerçek bir kariyer yapma imkanı kalmamıştır. İyi bir gazeteci olarak yetişip sonra hak ettiği yere gelmek, yani parlak bir uzman muhabir, yayın yönetmeni olmak, çok okunan bir köşe yazarı olmak ya da iyi bir yazıişleri müdürü olmak bugün artık mümkün değil. Ortada hep yerden bitme, nasıl yükseldiği anlaşılamayan o nispette de kalitesizlk sergileyen  ve esas becerileri iktidara hizmet olduğu anlaşılan tipler dolduruyor. Bunlar da maalesef çarpık bir örnek teşkil ediyor.

 

-1990'lı yıllarda gazeteler televizyonun rekabetiyle mücadele etmek zorunda kalmıştı, şimdi internete karşı ayakta kalmaya çalışıyorlar. Bu, sadece Türkiye'ye özgü bir durum değil tabii. Sizce çıkış yolu ne? Bir de basılı gazetelerin tarihe karışacağı görüşüne katılıyor musunuz?

 

-Gazeteler 15. yüzyıl teknolojisinin ürünü. Yani, 600 yıllık bir teknoloji kullanıyoruz. Geleceğin medyasında basılı kağıdın geleceğini sürdüreceğini düşünüyorum ama azalan bir etki olacak bu. Mesele yeni medya modeli olarak karlılığının sürdürülüp sürdürülemeyeceği. Yani, medyanın bağımsız olarak kullanabilmesinin tek yolu kar eden işletme olarak kalması.  Medyanın öncü ülkelerinde bu konuda artık denemeler yapılıyor. "Multimedya platformu"diyoruz biz buna, yani çoklu mecralar. Haber ve yorum akışının çoklu mecralardan 24 saat boyunca sürmesi... Haber olduğu anda haberin düzenlenerek gazetecinin önünden  o anda hangi mecra geçiyorsa o mecraya konulması. Mesela ana haber bülteni, olmadı, internete konulması ya da haberin aynı anda haber bültenine ve internete konulması ve böyle devam edilmesi. Bu son derece esnek, çoklu bir platform modeli. Bunu Hürriyet biraz uygulamaya çalışıyor ama esasında İngiltere'de Daily Telegraph ve Guardian tarafından başarıyla uygulanan bir model bu. Mesele, internet medyasının nasıl karlı hale dönüşeceği. Ancak, şunu gözden kaçırmamak lazım: İnternet teknolojisinin sunduğu imkanlar yepyeni tartışmalar çıkarıyor karşımıza. Bunlardan bir tanesi vatandaş gazeteciliği, bu çok çabuk eskidi, olamayacağı anlaşıldı. Vatandaş gazeteciliği geçerliliği ve sürekliliği olmayan bir kavram çünkü ülkelerin ve toplumların bağımsız, profesyonel ve dürüst gazeteciliğe her zaman ihtiyacı olacak. Vatandaş gazeteciliği bunu sağlamıyor, bağımsız olabilir, dürüst olabilir ama profesyonel olmazsa o kamuoyuna tuzaklar hazırlar, yanlışlar hazırlar. Dolayısıyla amatör gazetecilere tahammülümüz yok. Gazetecilik profesyonel olmak zorunda. Gazetecilik her zaman olacak. Mesele kağıda basılı gazetelerin nasıl yaşayacağıysa bu biraz da iyi gazetecilerin, gazetecilikle analizi harmanlayan yetkin gazeteciliğin vizyon sunan derinlikli gazeteciliğin kamuoyu tarafından satın alınır olup olmayacağı. Buna ihtiyaç olacaktır çünkü haber akışı o kadar hızlandı, o kadar çoklaştı ki, bunun içinden bize yaşanan hadisenin özünü kendi keskinleşmiş, ötesini gören profesyonelleşmiş bir bakış açısıyla doğruya yakın şekilde değerlendirebilecek düzenleyip sunabilecek profesyonellere ihtiyaç da o nispette arttı. Yani yeni çağın gazetecileri haber akışının hızlanması ve haber miktarının çoğalması karşısında kafa karışıklığını önleyici, düzenleyici bir rol üstlenecekler. "Tüm bu yaşadıklarımız ne anlama geliyor, neyi, nasıl etkileyecek?" Bunun cevabını vermek için gerekli tarih, hukuk, toplum bilimi disiplinlerinin ana kaidelerine vakıf, uzak görüşlü ama aynı zamanda haberin nabzını tutacak kadar da iyi gazeteci olan entelektüel gazetecilere her zaman ihtiyaç olacaktır diye düşünüyorum. 

Kağıttan internete geçecek olursak...Reklam verenler de kağıttan internete geçeceklerdir, bu kendisini finanse etmek zorunda kalacaktır. Eğer kağıt gazeteye basılı reklamın derinliği reklam verenler için bir tercih nedeni olursa kağıt yaşar. Gazetelerin, televizyonun internetin hızıyla yarışması tabii ki mümkün değil, dolayısıyla gazete ve televizyonun rekabet edemyecekleri bu hız karşısında kendilerini yaşar kılacak yeni kaliteler ve yaklaşımlar geliştirmek zorundalar.

 

-Son dönemde medya sektöründe bir kalitesizlik göze çarpıyor. Bunu, bildiğimiz anlamda gazeteci olmayanların sektörde öne çıkmasına mı bağlamalıyız?

 

-Pek çok faktöre bağlanabilir. Türkiye'de 1980'lere kadar gitmek lazım bu kalitesizliği analiz etmek için. Medya sektörü kendisini hep kar maksimizasyonu atakları yapmak zorunda buldu 1990'lardan itibaren. Reklam pastasını büyütmek, aynı zamanda da maliyetleri düşürmek istediler. Reklam pastasından daha fazla pay almanın yollarından biri belki mecra adetini artırmaktı, buna karşılık kar maksimizasyonu adına personel giderlerinizi minimize ettiğiniz zaman insan kaynakları problemi ortaya çıkar. Düşük maaşlarla, kötü koşullarda çalışmaya hazır gençleri istihdam etmeye başlarsanız. Bu da tabii ister istemez bir kalitesizliği beraberinde getiriyor. Aynı zamanda az sayıda gazeteciyle çok sayıda gazete çıkarmak gibi eğilim çıktı. Haber ajanslarına yüklenilip haber havuzları oluşturuldu, gazeteci sayısı azaltıldı. O zaman da özgünlük ve özel habercilik bundan olumsuz etkilendi. İçerik benzeşmesi yaşandı, bu aynı zamanda niteliksiz bir içerik benzeşmesi haline geldi. Bir bu var. 

İkincisi, Türkiye'de AKP iktidarıyla birlikte medyada yükselme ve görünür olma kriterleri veya kriter demeyelim de, nedenleri değişti. Bakıyorsunuz, gazetecilik disiplininden hiç geçmediği ve gazeteciliğin en alt basamaklarından gelip en üst basamaklarına yükselen, o yorucu, zahmetli yolculuğa çıkmadığı anlaşılan bir takım nevzuhur tiplerin sırf bir siyasi misyona iyi hizmet ettiği veya edeceği varsayımıyla pekala bu bahsettiğim kalitelere sahip olabilecek, mesleğin zorlu kulvarlarında pişmiş, gazeteciliği iyi öğrenmiş insanların önüne geçirilerek bazı pozisyonlara geldiğini görüyoruz. Bu da tabii beraberinde kalitesizleşmeyi de getiriyor. Çünkü meslekte kalite tecrübeyle, bilgiyle zor yoldan kazanılan bir özelliktir. Bu süreçlerden geçmeyen insanların doğuştan kaliteli olmaları gerekiyor. İstihdam edilmeleri bir misyona hizmet, o misyonun sözcülüğünü yapmak, o misyonu her koşulda savunmak ve eleştirenlere saldırmaksa bu zaten baştan kalite tanımında geçerli kıstaslara sahip olmamak demektir. Bu, kalite tanımında dışarıda kalmayı hak eden bir misyondur. Kalitesiz olmayı gerektiren bir misyondur. 

Toparlamak gerekirse, medyadaki kalitesizliğin iki yönü var. Birincisi sermayenin değişimi ve verdiği zararlar, ikincisi siyasi değişim ve siyasetin verdiği zararlar.

 

3.12.2103

Etiketler:  Eleştiri Medya