İstiklal Caddesi 2019

İstiklal Caddesi 2019

5 Temmuz 2019 Cuma  |   Serbest Kürsü

Geçenlerde bir vesileyle İstanbul Tarlabaşı’ndaki garip bir otelde konaklamak durumunda kaldım. Sadece bir kişinin inip çıkabileceği merdivenleri olan, sözüm ona “butik” otelin nemden kokmuş odasına sırt çantamı bırakıp, yıllardır gitmediğim İstiklal Caddesi’ne attım kendimi. Resepsiyon süsü verilmiş tezgahın arkasındaki gence “nasıl giderim” diye sorduğumda , “Abi, şuradan yukarı yürü Galatasaray Lisesinin önüne çıkarsın” dedi. Öyle de yaptım.  

Ara sokaklardaki korkutucu tiplerin arasından yürüyüp, o meşhur caddesine çıktım Beyoğlu’nun. Yıllar önce Kurt Seyit ve Şura isimli, Nermin Bezmen’in kitabını okurken İstiklal Caddesi’nin tarihi hakkında  bilgim olmuştu. Kızıl devrimden kaçan Beyaz Rusların (aslında Beyaz Rusya ile alakası yoktur, bildiğimiz Rus’turlar) ki sayılarının 200 bin civarında olduğu rivayet edilir, çehresini değiştirdiği, o tarihteki şartlarda İstanbul’un en gözde yeri haline getirdikleri cadde. Son geldiğimde aklımda kalan binlerce insanın birbirlerine sürtünerek yürümeye çalıştığı bir yerdi burası. Hatta, caddenin havasına öylesine kapılmıştım ki, sinemaya bile gitmiştim.  

Ama bu sefer tam bir hayal kırıklığı yaşadım, daha ilk adımda... Karşıma çıkan Galatasaray Lisesinin önünde koca koca Toma’lar, onların da önünde elleri tetikte polisler. Saat 23.00 civarı kimden neyi koruyor olabilirler diye düşünürken aklıma "Cumartesi Anneleri" geldi. Malum zihniyet aylardır o toplantılara izin vermiyordu ya da benim bilmediğim başka bir sebep olmalıydı. Memlekette normal bir şeyi mumla arar hale geldiğimiz için çok üzerinde durmadım, yürümeye başladım. 

Yürüyüşe başlar başlamaz sinirlerim gerilemeye başladı. Sokaktaki insan profiline bakınca Türkiye’de değil de Suriye ya da Irak gibi bir Arap ülkesinin sokağında yürüyormuşum gibi geldi. Suratlarında (istisnasız hepsinde) kaba sakal olan, yaşları 20-30 arası değişen bir yığın tip bağıra çağıra Arapça konuşuyorlar, birbirlerine 20 metreden selam verip, parmak arası terlikleriyle dolanıyorlardı. Alayı tipsiz, alayı korkutucu ve alayı fütursuz. Fütursuz çünkü sanki ele geçirilmiş bir şehrin sokaklarındaymış gibi, sanki ev sahibi onlarmış gibi davranıyorlardı. Ortalıkta, nasıl olmuşsa, kazara oralara düşmüş sarışın bir kaç turist, kafaları sımsıkı kapalı kadınlar ve önlerinde yığınla çocukla dolanan başka bir sürü Arap. İnsanın gözü normal bir İstanbullu arıyor ama nerede, hepsi sinmiş sanki, güzelim caddeyi teslim etmişler de birisi çıkıp kurtarsa derdindeler. Arada aykırı gençliğin örneklerine benzeyen bazı tipler gelip geçiyordu ama sayıları o kadar azdı ki diğerlerinin yanında, kendi şehirlerine yabancılaşmışlar.  

Herhalde koca İstanbul’un tamamı böyle değildir dedim kendi kendime, bir kısmında Araplar yoğunlaşmış, bir nevi diyaspora oluşturmuş, geri kalan yine bizimkilerde kalmış diye düşünürken yanıldığımı gördüm. Çünkü etrafa bakınarak yürürken caddenin başına kadar gelmiştim.

Ben de yurt dışında yaşadım, hem de 25 yıl. Yabancı bir ülkede, kendi memleketinden olan insanlarla nasıl yaşanır, nasıl hareket edilir, nelere dikkat edilir gayet iyi bilirim. Ama buradaki durum bambaşka. Şehrin kalbi kelimenin tam anlamıyla Araplar tarafından zaptedilmiş durumda. Kendi ülkelerinden kopup gelen, buraların ağası biziz edasında bir yığın insan…  

Bu durumdan rahatsızlık duymayan İstanbullu var mıdır bilmem ama hala daha insanların sanki tüm bu olanlar normalmiş gibi yapıp tepki vermemelerini anlamıyorum. Yahu, adamlar çekirge sürüsü gibi istila etmiş. Resmen kendi ülkende seni yabancı statüsüne sokmak üzere, yarın bunların icazesi olmadan belki hiçbir şey yapamayacak duruma geleceğiz ama hala kimseden ses yok. Oysa adım gibi eminim, birileri çıksa bu garabet durumu uygun bir lisanla bir şekilde anlatmaya kalksa arkasından tüm ülke gelecek. Çünkü durum gerçekten vahim ve gerçekten ciddi şekilde rahatsızlık verici tehlikeli boyutta. Bir köşede kendi hallerinde etliye sütlüye karışmadan oturuyor olsalardı ben de bir nebze anlardım ama kesinlikle öyle değil. İstiklal Caddesi ve dolayısıyla Taksim, bugünkü zihniyetin bilerek uyguladığı Araplaştırma politikasının en çarpıcı örneği.  

İşte tam da bunları yazmayı düşünürken dün Ekrem Imamoğlu’nun Halk TV’deki sözlerini duydum. "Taksim’i eski haline getireceğim" diyordu. İstanbul seçmeni değilsem de önemli bir başarıyla İBB koltuğuna oturan bu kişinin bu lafının bizzat takipçisi olacağım. Ettiği laf çok önemli ve büyük. Eğer bunu başarırsa halkın çok ciddi bir kesiminin desteğini arkasına alır. Ülkeyi bilerek sokulan bu akıl dışı yoldan çıkarılması için önemli bir adım atmış olur.

Ben CHP’nin yerinde olsam, iktidardaki zihniyetin üzerine gitmek için bu konuyu sabah akşam işlerim. Kimsenin kulağının üzerine yatmasının alemi yok, çok büyük bir kesim bu işgalden aşırı derecede rahatsız. Hatta büyük kısmı nefret ediyor. Bu sorun bugün hallolmazsa ileride önemli olayların çıkacağını ise tahmin etmek  hiç de zor değil.  

Tarihinde iki kez işgal edilmiş (biri 1918 diğeri ise 1920’de ) bu şehrin bu seferki işgali çok sinsice. Ödün vermeden, pazarlık yapılmadan geri alınmak zorunda. Ekrem İmamoğlu’nun önünde tarihi bir fırsat var. Ya bu işi yapar ya da  başkası gelir o yapar ama birileri illa ki yapar, yapmalı. Çünkü bu ülke kolay kurulmadı, bu Cumhuriyet laf olsun diye ilan edilmedi, biz bu sinsi plana göz yumacak kadar korkak da değiliz salak da…Biz Atatürk’ün askerleriyiz, gerektiğinde yeniden bize ait olanı geri alırız, onu satanları da buruşturur tarihe gömeriz…  

Analizör (mahlas)