İstanbul ve çevresi

İstanbul ve çevresi

24 Mayıs 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Hepsini yazamam ama sözünü edebilirim. Kentin hep tarihi yarımada başta olmak üzere; eski yerleşim yerlerini ve boğaz köylerini yazdım. Ama çeperi de köy dolu… Her yönden bir kısmını saymak istediğim bu köyler; koca kentin sebze, meyve ve süt ürünleri ihtiyaçlarını karşılardı. Kanlıca tepesinde; hem de Hidiv Kasrı’nın karşı yamaçlarında mandıralar olduğunu pek bilmezsiniz. Şimdi olan ise nükleer sığınağı olan acayip konaklar… Kimlerin villası yok ki, ama konumuz onlar değil… Sahilde yediğiniz yoğurtlar oradan gelirdi. Veya hemen Levent ve Etiler arasında; yani köprüye giden yol ve yamaçları üzerinde çilek tarlaları olduğunu da bilenleriniz azdır. Köprü ayaklarında yerleşik Karanfilköy’ün de adını zaten karanfilden aldığını anlamışsınızdır. Terkos’dan sadece su gelmezdi bu kente. Mandaların yuva yaptığı söğüt dalları ve onlardan toplanan süt bu köylerin ürünüdür. İnci Pastanesi de şahane dondurmasına yüzde 20 miktarda manda sütü eklerdi, kurucusu Luka Zigoridis zamanında… Zevk olsun diye yaptırılan ve bedeli biz suskunlar ülkesinin insanlarına yükletilen 3. Köprünün bağlantı yolları ve ucundaki, şan olsun ama biz batalım diye, yaptırılan havalimanı civarında da çok sayıda mandıra ve çiftlik vardı. Pek azından azı kaldı şimdiye… 

Tuzla Şifa Mahallesi (bir köydü) ve daha kuzeylere doğru derinlerinde de, İstanbul’un haline çok kamyon çıkardı her gün… Alibeyköy’de ailesinin çiftliği olan liseden bir arkadaşım beni traktörle gezdirirken köyünü; ‘Burası iyidir, bak taa ileride bir elektrik direği var ya’ dedi. Yani muhtemelen kuş uçuşu 2 km kadar uzaktan söz ediyor. Oraya kadar bizim demişti. Sonrasında baraj varmış zaten… Şimdi ne zengindir ama… Zamanla kültür mantarı da yapan bu köylerden artık, dert ve gam yükü taşınıyor İstanbul’a ve hastanelerine… Toprakla haşır neşir olmaya alışkın erkekler kahvede pinekliyor ve kadınlar da turşu yapmak ve yün örmekten, atıl hale gelmenin çaresizliğiyle rahatsızlar… 

Bugün biraz da öznel tarih bilgisi ekleyerek Kemerburgaz ve havalisi, Ağaçlı kömür bölgeleri; mesire yerleri ve zengin konakları üzerine birkaç laf edip, yazı dizisini adabımızla bitirelim artık. Kel Aliço’nun altın kemeriyle Amerika’dan dönerken suya batmalarının tefrikası gibi, uzadıkça uzadı… 

Biz gençler, her ne kadar şimdilerde ava ve avcılığa karşı olsak da; ilk gençlik yıllarından itibaren bu bölgelerde ava çıkar ve hep elimiz boş dönerdik. Hatta, jandarma ‘Yahu bunlarla kuş muş avlayamazsınız’ deyince de, sapanlarımızı arka cebimize koyar, üzgün süzgün dönerdik. Oysa yörenin emniyet ve güvenliğinden sorumlu yetkilileri, yüzeyden toplanan kömürlerin işletmesi olan madenlerin aslında, gereksiz ve çok iyi aydınlatılıyor olmalarıyla, geceleri birer açık liman olduğunu; açıkta yüklerini suya atan gemilerden daha küçük teknelerin atılanları topladığını ve sabaha kadar, Cuma trafiği gibi TIR’ların sigaradan halıya, peynirden deniz motoruna kadar her şeyin kaçak olanını taşıdıklarını bilirlerdi. Biz de azimliydik yani, madem TIR’lar yürüyecek bu yoldan, biz de kuşsuz dönen avcılar olarak bir şeyler bulmaya kararlıydık. Bir gün sahilde yüzerkene, bir de baktık bir dolu çok iyi ambalajlanmış ‘mal’ bize doğru yüzüyor. Hepsini çıkardık ve istifledik. Sonra çalıların arasına saklayıp, ilgili amirimin gelmesini bekledik. Öyle ya, denizde bulunan bulanındır diye, bir ilke var. Bir biçimde el koyduk ama gene de güçlü bir deniz motorunu hibe ettik… İpek bir İran halısını kumsala serip, suya girmişliğimiz de vardır ama sonra çok azar işittik anlayan birinden ve kaldırdık halıyı… Narin bedenlerimizi kuma gömdük.. 

Kömür madenleri işi de çok enteresandır.. Galeri açmak, yer altına inmek falan yoktur. Kazmayı vurunca Ağaçlı kömürü hemen beliriverir. Kolay ve zahmetsiz ama gene de ilgili bakanlığın verdiği ruhsata göre; kazılan her yeri fidanlar ve ağaçlansın diye, bırakırlardı… Bu arada maden işletmecilerinden biri de benim lise arkadaşımın babası çıkmaz mı? Tam bu noktada bu ruhsatın yenilenmesine ve/veya uzatılması ilişkin şahane bir öyküm daha var, ama buraya yazan ne olsun. Arayın, anlatayım… 

Sonlara doğru buranın az daha doğusuna çıkan bir tren yolundan söz edeceğim. Ben bulmadım elbette, okul arkadaşım ve yazar dostum Hüseyin Irmak buldu. Hani Aziz Nesin, ne çok kitap yazıyorsunuz böyle diye soran gazeteciye, ‘Aile geçindiriyorum ve vakıf kuracağım. Mecburum’ demesi gibi, bizim sevgili Hüseyin Irmak da boyu kadar Kağıthane üzerine kitap yazmıştır ve daha başkalarını da… 

İBB yetkililerine, çalıştığı kendi belediyeye falan haber verildi. Oraya gazeteciler taşında ve harap tren yolundan izler bulundu. İhya edilmesi ve yeniden çalıştırılmasıyla birlikte çevresinin çok geniş bir sınırlamayla hayvanat bahçesi olması düşünüldü falan, filan… Yazarım aşağıya… 

Hadi biraz da bölgenin tarihine bakalım… Ha, bu arada Göktürk bölgesini ve havalı konutları yazacak değilim. Şaka yaptım. Öznel tarih denince bizzat yaşamak gerek. Tanıdığım kimse olsaydı mutlaka evlerine gitmiş olurdum. Hayal edin, kısmet böyle… 

İBB’den aldığım bilgileri aktarayım; dahası da var ama koordinatları alın ve lütfen kendiniz de araştırın: 

“Kırsal yerleşme özelliğini bulunan Kemerburgaz’ın ve çevresi 1985 yılında ‘orman tahdit sınırı’ ile çevrilmiştir. Kemerburgaz’ın gelişmesi orman alanları ile sınırlı kaldığından kısıtlıdır. Son çıkan yasa kapsamında belirli yerler yine kullanıma açılmıştır. 

Kemerburgaz, en eski tarihlerden bu yana İstanbul’un en gözde mesire yerlerinden biridir. Son yıllarda Karadeniz kıyısındaki açık kömür ocaklarından şehre kömür taşıyan kamyonların ana geçiş noktası üzerinde kalmış ve delik deşik, tozlu yollarıyla eski önemini yitirmeye başlamıştı. Fakat kömür ocaklarının kapanması yeni otoban yol yapılması ve bölgeye yapılan yatırımlar ile İstanbul’un en seçkin semti haline gelmiştir. Kemerburgaz ve Göktürk’ten Karadeniz kıyısına uzanan yeni otoban yolu, 3. havalimanı girişimleri ile bölge İstanbul’un en modern bölgesi haline gelmiştir. (Yazar beyimizin özel notu: Orman alanının, doğa örtüsünün kaybı, orayı ‘moderin hale’ getiriyormuş, anlaşılan) Özellikle Göktürk bölgesine yapılan yatırımlar yeni siteler Kemerburgaz yeşil çevresi ve İstanbul’a göre çok temiz havası, çevre düzenlemesi yapılmış estetik yapılarıyla villa kent görünümüne bürümüştür. Her türlü sosyal tesisi, spor alanları, binicilik ve golf sahaları bulunan Kemer Golf & Country Country ile gelişmeyen başlayan bölge benzeri yerleşimler ile büyük bir hızla gelişmektedir.

Önemli bölümü Mimar Sinan eseri olan ve çoğu hâlâ ayakta kalan su kemerlerini görmek, suyun öyküsünü öğrenmek için Kemerburgaz  ziyaret edilebilir. Şehre su taşıyan kemerlerin Roma ve Bizans dönemlerinde de kullanıldığı söyleniyor. Ama bugün gördüğümüzün büyük çoğunluğu Mimar Sinan döneminde yapılmış. Sadece Kemerburgaz’ın 1.5 km kuzeybatısındaki Uzun Kemer’in çok az bir bölümünün Roma temelleri üzerine kurulduğu biliniyor.

Kemerburgaz’da bugün görülebilecek diğer su kemerleri ise şöyle: Kemerburgaz’ın 5 km. kuzeybatısındaki Mağlava çayırında bulunan Mağlova kemeri, 1,5 km güneydoğusunda yer alan Eğri Kemer (Hasdal Askeri Kışlası yanından geçen yolla Kemerburgaz’a gelindiğinde yolun altından geçtiği kemer), 7 km güneyinde ve Cebeciköy’ün 1,5 km doğusundaki Cebeciköy ya da Güzelce Kemeri. 

Su kemerleri, ta Terkos gölünün çevresindeki kaynak sularının İstanbul’a taşınmasında kullanılmıştır. Kemerburgaz’da Hamidiye, Kum suyu, Binbaşı suyu, Kemer suyu gibi kaynak sularının şişelendiği tesisler halen hizmet veriyor. Kemerburgaz ve Belgrad Ormanında yer alan kaynak sular için Kemerburgaz’a geldiğinizde evinize su götürmek istiyorsanız epey sıra beklemeniz gerekebilir. 

İBB tarafından tamamlanarak hizmete açılan Kemerburgaz Kent Ormanı ile tarihi Kırkçeşme Su Yolu Sistemi’nin en önemli eseri, Mimar Sinan’ın başyapıtlarından “Mağlova Su Kemeri”ne ilk kez yürüyerek erişim sağlandı. Böylece şehrin tarihi dokusuna ve turizme çok önemli bir katkı da sunulmuş oldu (Kemerin içinden incecik bir yürüyüş yoluyla da, gözlerinden biriken suya yönelik şahane fotoğraflar alabilirsiniz. YN)… 

Bundan 455 yıl önce Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle 2 bin yıllık Kırkçeşme Su Yolu Sistemi’ni İstanbul’a ulaştırmak için Mimar Sinan tarafından inşa edilen Mağlova Su Kemeri, ilk günkü gibi İstanbul’a su taşımaya devam ediyor. Uzmanlar tarafından mimari, mühendislik ve estetik açıdan bir dünya harikası, dünya su mimarisinin de başyapıtı olarak görülüyor. Birçok turist ve akademisyen, dünyanın çeşitli ülkelerinden sadece bu tarihi su kemerini görebilmek için İstanbul’a geliyor. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bugün hizmete aldığı Kemerburgaz Kent Ormanı ile İstanbullulara büyük bir çevre projesi sunarken, aynı zamanda böyle önemli bir esere ilk defa yürüyerek ulaşma imkânı sunarak turizme ve tarihe de çok ciddi bir katkı sundu. 

36 metre yüksekliğe, 258 metre uzunluğa sahip Mağlova Su Kemeri, sahip olduğu tarihi, mimari, estetik ve hidrolik özellikleriyle dünya turizmi açısından, Eyfel Kulesi ve Mostar Köprüsü ile kıyaslanabilecek çok kıymetli bir eser olarak biliniyor. 

Kemer, konumu sebebiyle iki ilçeyi ve bir vadinin iki yakasını birbirine bağlıyor. Sadece bir suyolu olmayan tarihi eser, Mimar Sinan’ın kemer içerisine inşa ettiği yol sayesinde o tarihten bu yana bölge halkı (Cebeciköy) için bir köprü niteliği de taşıyor. Yayalar, merdivenlerle çıkılan orta kısımda bulunan yol sayesinde karşı kıyıya taşınırken, üst kısmından da su taşınıyor. Suyun kirlenmemesi için de üst kısmı tamamen kapalı olarak inşa edilmiş. Suyun taşındığı galeri, bir insanın yürüyebileceği seviyede. (1,70cm) 

Mimar Sinan’ın inşa ettiği camilerde bulunan ses akustiği burada da bulunuyor. Sel baskınlarından ve taşıması için gelen yüksek debilerden zarar görmemesi için 3 farklı sigorta sistemine sahip kemer, piramit şeklindeki ayak sistemi ile dünyada tek olma özelliğine sahip. Kemerin 33 farklı iç kemerinin Allah’a şükür ile ilgili olduğu ifade ediliyor. İki farklı cepheden bakıldığında düşey çizgileri farklı yönde görünüyor. 

Kemerburgaz Kent Ormanı sayesinde ulaşılabilir hale gelen Mağlova Kemeri, İstanbul’umuz için çok önemli bir turizm noktası olma potansiyeline de sahip.” 

Benim, Valilik ve İBB eşgüdümündeki Turizm ve Yerel Kalkınma Platformu’nun gönüllü danışmanlarından olduğumu bilen yazar dostum Hüseyin Irmak, aradı ve çok ilginç bir projeden söz etti. Hemen gelmesini istedik ve aşağıya alıntıladığım bilgi gündeme geldi. Şaşırtıcı olan, bunu pek kimselerin konu etmemiş olmasıydı. Neredeyse bilinmiyordu… Oysa bu hattın tarihi önemi de büyüktü… Hadi hikâyeye kulak verelim: “Haliç-Kemerburgaz arasında yer alan tarihi tren hattının tekrar hayata geçirilmesi için düğmeye basıldı. 

Haliç-Kemerburgaz dekovil hattı, geçmiş dönemlerde İstanbul’da faaliyet gösteren Silahtarağa Elektrik Santrali’yle şehrin kuzeyindeki linyit ocakları arasında kurulan tarihi demiryolu hattı tekrar hayata geçiriliyor.

Dünyada ilk defa belediye bütçesiyle yapılan toplu taşıma yatırımlarına bir yenisi daha ekleniyor. Geçmişte önemli bir yeri olan Haliç-Kemerburgaz Dekovil hattı İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçiriliyor. Proje ile Tarihi öneme sahip Haliç – Karadeniz Sahra Hattı hizmete alınarak toplu taşımaya ve turistik gezilere imkân sağlanması amaçlanıyor. 13 Ocak 2016’da ihalesi yapılacak olan Dekovil Hattı’nın inşaatı 22 ayda hizmete alınacak. 

Ancak 2017’de proje bir yıl ötelendi. Bir yılın sonunda da proje iptal edildi. Bu kez Kağıthane Belediyesi Kağıthane Merkez ile Silahtarağa arasındaki bölgeye ray döşedi, vagon da getirdi, ancak henüz işletmeye açmadı. 

Güzergah

Tarihi dekovil hattı tarihi güzergahı korunarak ilk 2 etap inşaatı başlayacak. Hat Silahtarağa bölgesinde yer alan Santral İstanbul’dan başlayıp Kağıthane deresi ve Cendere yolunu izleyerek Göktürk üzerinden Ayvad Bendi mesire alanında son bulacak. 25 kilometre uzunluğunda sahip hatta 10 adet durak olacak. Hat boyunca Santral İstanbul, Kağıthane, Sadabat, Cendere, TT Arena, Hamidiye, Kemerburgaz, Mithatpaşa, Ayvad Bendi ve Göktürk İstasyonları ile birlikte 1 adet depo bakım sahası yapılması planlanıyor. Hat Kağıthane ve Eyüp İlçelerinden geçecek hattın 22 ay içerisinde bitirilmesi hedefleniyor. Ayrıca güzergâh boyunca bisiklet yolu ve yaya yolu yapılması planlanıyor.

Tarihi Dekovil hattında özgün araçlar dikkate alınarak, nostaljik araçlarla hizmet verilecek. Hattın ayrıca yapımı devam eden Mahmutbey- Mecidiyeköy- Kabataş Metro Hattı ile Sadabat İstasyonunda, yapımı devam eden Eminönü-Alibeyköy Tramvay Hattı ile Silahtarağa İstasyonunda, Planlanan İstinye- İTÜ- Kağıthane Metro Hattı ile TT Arena İstasyonu ile entegrasyonu sağlanacak. 

Dekovil hattının genel tarihçesi 

İlk yapıldığı dönemde “Haliç – Karadeniz Sahra Hattı” olarak anılan tramvay hattı, 1914 yılında İstanbul’da faaliyet gösteren Silahtarağa Elektrik Santrali’yle şehrin kuzeyindeki linyit ocakları arasında kurulan demiryolu hattıdır. Faaliyete geçtiği ilk dönemlerde Zonguldak’tan çıkartılarak denizyoluyla İstanbul’a getirilen kömürü kullanan Silahtarağa Santrali, birinci dünya savaşı yıllarında kömür temininde sıkıntı yaşamaya başlamıştır. Bu sebeple, işletmeci kuruluş olan Osmanlı Anonim Elektrik Şirketi en ucuz ve kısa yoldan kömür bulmak için birtakım çözüm önerileri geliştirmiştir. Sonuç olarak günümüzde Eyüp ilçesi sınırları içinde kalan Ağaçlı köyündeki linyit ocaklarından çıkartılan kömürün yeni ihdas edilecek bir dekovil hattıyla santrale getirilmesi yönünde karar alınmıştır. 1 Şubat 1915 tarihinde hattın ilk ayağı olan Silahtarağa – Ağaçlı arası dekovil hattının inşasına başlanmış ve ilk etabı kısa bir sürede tamamlanıp Temmuz 1915’te hizmete alınmıştır. İhtiyaçlar doğrultusunda hattın uzaması gündeme gelmiş ve 20 Aralık 1916 günü hizmete giren ikinci etapla birlikte hattın günlük kapasitesi sekizer vagonlu yirmi dört çift katardan oluşmakta ve hat üzerinde günde ortalama 960 ton kömür taşınmaktaydı. 

Göktürk ve Kemerburgaz’dan geçen hat, Kemerburgaz’da iki kola ayrılmaktaydı. 43 km uzunluğundaki hattın bir kolu Kağıthane Deresi’ni izleyerek Uzun Kemer’in altından geçip Ağaçlı köyünde Karadeniz ile buluşmaktaydı. Diğer kol ise Belgrad Ormanı’nın içinden geçerek Çiftalan köyünde Karadeniz’e ulaşmaktaydı. Hattın Karadeniz kıyısına ulaşan her iki ucu da 5 kilometrelik ilaveyle birbirine bağlanarak Kemerburgaz’ın kuzeyinde bir ring meydana getirilmiş ve 62 kilometre uzunluğunda bir tramvay hattı oluşturulmuştur. 

Karadeniz sahra hattı tek yönlü olarak inşa edilmiş olduğundan işletmede karşılıklı yönlerden gelen trenlerin tıkanma yaşanmadan geçiş yapabilmesi için bazı bölgelerde cep hatları yapılmıştı. Ayrıca hat güzergahındaki arazi koşulları çok sayıda köprü yapılmasını gerektirmiştir. 

Hat 1922’de Ticaret Bakanlığı’na, Cumhuriyet’in ilanından sonra ise İktisat Bakanlığı’na devredilmiştir. Hattın bazı kesimlerinin kullanımı 1956 yılına kadar devam etmiş ancak zaman içinde bu kullanım da azalmıştır. Günümüzde yer yer hattın ray kalıntılarına rastlansa da hattın çoğu toprağa gömülmüştü”… 

Biraz soluklanıp yazıları şöylece sürdürmeye ne dersiniz: Mesela Galata kulesi ve diğer kuleleri yazalım; köprüleri; meydanları; pasajları; hanları; çarşıları; kentin kokularını; erguvanları; hanımeli kokan beyaz mendilleri… Hadi önerin lütfen…

(Adnan Genç, yeni1mecra.com)

Önceki yazılar:

1. yazı İstanbul'u özledim

2. yazı Beyoğlu

3. yazı Khalkedon havalisinde

4. yazı Boğaziçi, canımın içi

5. yazı Prenses Adaları

6. yazı Beşiktaş

7. yazı Fatih

8. yazı Bakırköy