İran’ın büyük açmazı

İran’ın büyük açmazı

13 Ocak 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Bir yolcu uçağı bir rejimin sonunu getirebilir mi? 

Söz konusu olan Tahran’dan havalandıktan sonra bir İran füzesiyle düşürülen Ukrayna Havayolları’nın Boeing 737-800 uçağı ise, bu sorunun yanıtı olumlu olabilir. 

Çoğunluğunu İran asıllı Kanadalılar ile İranlıların oluşturduğu 176 kişinin ölümüne yol açan facianın İran Devrim Muhafızları’na bağlı hava savunma kuvvetlerinin fırlattığı bir füze ile düşürüldüğünü İran yönetimi, bir kaç günlük inkardan sonra itiraf etmek zorunda kaldı. 

Ve bu itirafla birlikte, ABD Başkanı Trump’ın verdiği emir üzerine, İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat Havaalanında insansız bir hava aracıyla öldürülmesinin ardından, hem iç kamuoyunda hem de uluslararası düzeyde İran rejimi lehinde oluşan sempati kırıntıları bir anda yok oldu. Süleymani’nin katlinin ardından ulusal birlik davasına gönül vermiş İranlılar, nedeni, nasılı ne olursa olsun sivil bir uçağı vuracak kadar akıl dışı olabilen kendi hükümetlerine karşı yeniden cephe almakta tereddüt etmediler. 

Elbette burada durup “İran hükümeti” deyince neyin kastedildiğini açmakta yarar var. İran bildiğimiz anlamda klasik bir hükümet yapısına sahip değil. Türkiye’de epeyce uzun süre dillerde dolaşan “paralel” yapılar İran’da anayasal olarak varlıklarını sürdürüyorlar. 

Örneğin bir parlamento ve halkın oyuyla seçilen bir cumhurbaşkanı ve düzenli bir ordu yapısı var. Ama dini lider Ali Hameney ile onun vesayeti altındaki gölge danışmanlar kadrosu ile Devrim Muhafızlarının otoritesi ve siyasi gücü, parlamentonun da, düzenli ordunun da önünde geliyor. Parlamentonun aldığı kararlar cumhurbaşkanınca onansa bile, Hameney’in oluru alınmadan uygulanamıyor. 

Elbette bu karmaşık sistem, şeffaf ve hesap vermeye açık olmadığından her türlü nüfuz suistimali, yolsuzluk, rüşvet ve sömürüye uygun bir zemin oluşturuyor. Öylesine ki, bu vurgun ve yolsuzluk düzeni, ABD ve ABD’nin zoruyla, pek çok dünya ülkesi tarafından İran’a uygulanan ekonomik yaptırımların boğucu ortamında bile devam ediyor. 

Burada yine bir parantez açıp, bu vurgun düzeninden kimin ne kadar nasiplendiğine de bakmak gerek. Dünyada baskıcı yönetimler altında inleyen pek çok ülkede olduğu gibi, İran’da da iktidar yarattığı bir tür “çıkar paylaşımı şebekesi” ile ülkenin kaynaklarını ve halka ait olan varlıkları acımasızca sömürüyor. Bu sistemin komuta kademesinde dini lider Ayetullah Hameney’in en tepede yer aldığını belirtmeye gerek bile yok. Hameney ve yakın çevresi ile iktidarını korumasını sağlayan şebeke üyelerinin devlet ihalelerinden, petrol gelirlerinden ve piyasadaki aktörlerden türlü çeşitli yollarla milyarlarca doları nasıl hortumladığı Reuters ajansı tarafından bir belgesel tadında haberleştirilmişti.*

Hem Hameney rejiminin vurguncu iktidarı, hem de ABD ve sultası altındaki Batılı hükümetlerin ekonomik yaptırımları altında ezilen İran halkı uzun süredir bu gidişe direncini göstermeye çalışıyor.

Her ne kadar bu rejimin kilit isimlerinden biri, hatta ikinci adamı olarak bilinse de İran halkı tarafından bir kahraman kabul edilen Süleymani’nin ABD tarafından katli, halkın rejimin sömürücü politikalarına karşı gösterdiği direnişin en azından geçici olarak dondurulmasını sağlamıştı. Ama Ukrayna uçağının düşürülmesi kahramanın ölümünden sonra tutulan yası kısa kesmeye yetti. 

Bu noktadan sonra, İran’daki iktidarın, ülke askeri bir saldırıya uğramadığı sürece halkın desteğine güvenmesi çok zor görünüyor. Bu da akla şu soruyu getiriyor: Hameney ve şürekası, koltuklarını ve çıkarlarını korumak uğruna ABD’yi (veya İsrail’i) İran’a savaş açmaya itecek bir maceraya soyunuyorlar mı? 

Esasen, öldürülen Süleymani’nin geçen yılın ikinci yarısından itibaren, bölgedeki İran nüfuzu altındaki çeşitli milis kuvvetlerini ABD ve Amerikan müttefiki ülkelerin çıkarlarını hedef alan saldırıları tırmandırma planları yaptığı öne sürülüyordu. Örneğin Eylül ayında Suudi Arabistan’ın en büyük petrol tesislerine düzenlenen füze saldırısının bu sürecin ilk deneme atışı olduğu iddia edilmişti. 

Ne var ki İran’ın bu stratejisinin geri tepme olasılığının ne denli yüksek olduğu, bizzat Süleymani’nin öldürülmesiyle ortaya serilmiş oldu. Bu durumda İran yönetimi tam bir açmaza düşmüş görünüyor: Yaptırımlar devam ettiği sürece halkın ekonomik düzene başkaldırısı giderek güçlenecek; yaptırımlar devam ederken sömürü ve vurguna son verilip halka nefes alma fırsatı verilirse bu kez rejimi ayakta tutan çıkar dağıtımı şebekesi dağılacak; halkın ulusal birlik duygularını sömürmek için rejim askeri bir çatışmayı tetiklerse bu kez ağır bir yenilgi ve rejimin dış güçlerce yıkılması olasılığı gündeme gelecek. 

Kısacası bu kez, beş bin yıllık Pers/Fars devlet geleneğine dayalı diplomasi bir çıkmaz sokağa girmiş gibi görünüyor, bu çıkmazdan kurtulmak için rejim ancak kendi halkına dayanabilir ama bunun için de halkın desteğini hak etmesi gerekiyor.

Cengiz İzmirli (mahlas)

(*) https://www.reuters.com/article/iran-setad-properties/special-report-khamenei-controls-vast-financial-empire-built-on-property-seizures-idUSL3N0IP32O20131111