İran'a operasyon kapıda

İran'a operasyon kapıda

14 Ocak 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Türkçenin en güzel deyişlerinden biri olan "perşembenin gelişi çarşambadan bellidir", herhalde en zor siyaset ve jeopolitiğe uygulanabilecek bir deyimdir, özellikle askeri, ekonomik ve diplomatik belirsizliklerin bu kadar yoğun olduğu bir dönemde.

Buna karşın, son iki haftada sadece basında yer alan haber başlıklarına bakılarak bile biraz fazlaca cesur bulunabilecek şu perşembe kehanetini dile getirmek haklı görünüyor: 2019 yılının yaz-sonbahar aylarında İran, ABD ve müttefiklerinin askeri operasyonuna hedef olacak ve bölge yeni bir kargaşanın içine yuvarlanacak.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Şubat ayında Polonya'nın başkenti Varşova'da, "genel olarak Orta Doğu ama özellikle İran" konulu uluslararası bir konferans düzenleyeceğini açıkladı, Açıklamada, bu konferansa sadece Orta Doğu ve Avrupa'dan değil, dünyanın her bölgesinden hükümetlerin katılacağı açıklandı. İran Dışişleri Bakanlığı, Tahran'daki Polonya maslahatgüzarını azarlayarak bu konferansın toplanmasını kabullenemeyeceklerini ve misillemede bulunabileceklerini ilan etti.

Bu satırların yazıldığı sırada, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Körfez ülkelerinden İran'la en yakın ilişkiler içinde olan Katar'a ziyaretini tamamlayarak İran'ın baş düşmanı Suudi Arabistan'a varmıştı.

Buradan çıkarılacak hisse: Açıkça görülüyor ki, Trump yönetimi, Rusya ve Çin'in veto gücüne sahip olduğu Birleşmiş Milletler platformunun etrafından dolanarak, İran karşıtı uluslararası bir cephe oluşturmak amacıyla toplanacak olan Varşova Konferansı'ndan başlayarak İran düşmanlığını dünya çapında körüklemek için harekete geçmeyi planlıyor.

Elbette Trump yönetiminin İran'a yönelik bu hasmane stratejisi bir boşlukta sallanmıyor: Geri planda bir yandan İsrail'e yaranarak ABD'deki Yahudi lobisinin 2020 başkanlık seçimleri için desteğini garantiye almak, öte yandan da gelecek bir iki ay içinde açıklanması beklenen Mueller soruşturmasının sonuçlarına ilişkin dosyanın yaratacağı gündemi değiştirmek gibi iki önemli amaç güdülüyor.

Önce birinci amacı ele alırsak, Trump İsrail'deki ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e nakletmekle, seçim tabanının "yüksek aklı"nı oluşturan neo-con'lara ilk önemli hizmetini sundu. Şimdi sıradaki ikinci hizmet, İsrail'in varoluşsal tehdit olarak gördüğü İran'ın boğazının sıkılması ve böylece, İsrail'in, yakın bir gelecekte kurulması için çaba gösterilen bağımsız veya özerk bir Kürt oluşumunun da stratejik desteğiyle, Orta Doğu'da sarsılmaz bir güç odağı haline gelmesinin sağlanması.

Bilindiği gibi geçen hafta içinde israil hiç yalanlamaya gerek bile duymadan Suriye'ye füze saldırıları düzenledi. Suriye'nin yıllardır süren iç savaş nedeniyle İsrail için bir tehdit oluşturma konumunu yitirdiği gün gibi açıkken, bu füze saldırılarının Suriye'deki İran askeri gücünü hedef aldığını herhalde çocuklar bile anlayabilir. Bu füze saldırıları, Beşar Esad yönetimi ülkenin kontrolünü giderek daha güçlü bir şeklide ele aldıkça, İran'ın bu ülkedeki askeri varlığının daha uzun vadeli bir yerleşme planını uygulamaya başlamasının önlenmesini amaçlıyor. Giderek bu saldırıların önümüzdeki bahar aylarında tırmandırılarak İran'a doğrudan girişilecek askeri bir müdahalenin perdesini aralaması da kuvvetle olası.

İkinci amaca gelince: ABD'deki istihbarat kurumlarının Başkan Donald Trump'la devam eden perde arkası savaşının bir cephesi daha cuma günü New York Times gazetesinde yayınlanan bir haberle su yüzüne çıktı. FBI, eski başkanı James Comey'in Trump tarafından görevinden alındığı 2017 ilkbaharından sonra, Trump'ın  Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bir ajanı olarak faaliyet gösterip göstermediğini araştırmaya başlamıs. Washington Post gazetesi de, Trump'ın Putin'le yaptığı beş özel görüşmenin kayıtlarının devlet arşivlerinde bulunmadığını, bu görüşmelerden bazılarının kayıtlarının bizzat Trump tarafından alıkonduğunu bildirdi.

Elbette bu gelişme, Meksika sınırına dikilmesini istediği duvar için Kongre'den fon alamadığı için bazı devlet dairelerinin kapısına kilit vuran Trump aleyhindeki havayı daha da körükleyecek.

Bu hafta pazar sabahının geleneksel siyasi söyleşi programlarında açıklanan kamuoyu yoklamaları sonuçlarından, seçmenin büyük çoğunluğunun, maaş alamayan 800 bin kamu çalışanının zor durumlarından duvar inadı nedeniyle Trump'ı sorumlu tuttuğu anlaşılıyor.

İşin kötüsü, aynı kamuoyu yoklamaları hem Trump yanlısı Cumhuriyetçilerin, hem de karşıtı Demokratların duvar konusunda taviz vermemeleri için taban baskısının arttığını gösteriyor. Bir başka deyişle, ABD'de toplumundaki siyasi bölünme derinleşerek ideolojik bir bölünme görünümü almaya başlıyor.

Bu tür derin siyasi bölünme durumlarında dış tehdit/düşman yaratmanın her derde deva bir ilaç olduğunu tarih bize oldukça açık bir biçimde gösteriyor. Hele de Trump'ın istifa eden savunma Bakanı Jim Mattis'in yerine vekaleten atadığı Patrick Shanahan'ın ABD'nin askeri sanayi lobisinin bir temsilcisi olarak, İran'a karşı başlatılacak bir operasyondan, yakını olduğu ve temsil ettiği şirketlerin ne kadar kazançlı çıkacaklarını hesaplamaya başlamış olması da gözönüne alınırsa, İran'a askeri müdahalenin Trump yönetimi artı İsrail artı silah sanayi açısından tadından yenmez bir mükemmelliğe ulaştığını kabul etmek gerekiyor.

Cengiz İzmirli (mahlas)