İran ABD'nin sabrını mı sınıyor?

İran ABD'nin sabrını mı sınıyor?

16 Eylül 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başladığından beri atadığı üçüncü Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a kapıyı göstermesine ilişkin haberin ömrü ABD’deki ulusal medyada bir gün, uluslararası medyada ise belki 12 saat sürdü. 

Bu işten atma eylemi bir başka ABD başkanının görev döneminde olsaydı, hem Amerikan medyası hem de uluslararası basın günlerce olayla ilişkili yorum ve haberler yazar, ekranlarını ve sayfalarını siyaset bilimi, strateji vs. alanındaki uzmanlara açarlardı. 

Ama Beyaz Saray’ın artık büyük otellerin ve alışveriş merkezlerinin girişlerindeki döner kapılara benzetildiği Trump döneminde, ulusal güvenlik danışmanlığı gibi hayatı önemde sayılabilecek görevlerin bile el değiştirmesi kanıksanmış durumda. 

Bu durumu nasıl okumalıyız? 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Trump’ın başkanlık dönemi, (bir ölçüde Türkiye’deki AKP hükümetlerinin uygulamalarını andırır biçimde) deneyimli bürokrat kadroların kızağa çekildiği veya tasfiye edildiği, kilit önemdeki görevlere liyakatten çok militanlığa değer verilerek atamaların yapıldığı bir sürece tanıklık etti. Bu süreç içerisinde de, militanlık yeterli görülmediği veya bağlılık yönü değiştiği için, yapılan görevlendirmeler sürekli olarak yenilendi. Ayrıca Trump’ın başkanlığı, ABD tarihinde, üst düzey bürokraside en çok sayıda kadronun en uzun süreyle boş bırakıldığı bir dönem oldu. Bazı bakan yardımcılıkları bile aylarca, hatta Trump göreve geldiğinden beri vekaleten yürütüldü. 

Tabii ki bu, Trump’ın “ben yaptım, oldu” biçimindeki siyaset anlayışının doğrudan sonucu. 

İşin kötü tarafı, Trump’ın oy tabanı bundan hiç rahatsız değil, hatta memnun bile. 

Örneğin, ABD’nin büyük toprak sahibi çiftçileri... Bu grup, ABD ile Çin arasındaki tarife savaşından son derece olumsuz etkilendi. Başta soya olmak üzere, on binlerce ton tarım ürünü, silolar dolu olduğundan ya yok pahasına satıldı ya da yakılarak imha edildi. Ancak bu çiftçiler zararın sorumlusu olarak Trump’ı değil “Washington’daki siyasetçileri” suçluyorlar. 

Çünkü ABD’de siyasetin nasıl işlediği konusunda çok büyük bir cehalet var. Örneğin engelli olan ve ancak devletin sosyal yardımıyla yaşayabilen yaşlı bir kadın, televizyon ekranına çıktığında, kendisine yapılan sosyal yardımların kısıtlanacağının söylenmesine karşın, Trump’ın büyük şirketlerin yararlanacağı vergi indirimlerini  destekleyebiliyor. Çünkü Başkan ne yaparsa doğru yapar düşüncesi çoğu yaşlı ve muhafazakar olan kesimde egemen görüş. 

Peki, oy tabanının her şeyi bildiğine inandığı Trump’ın Bolton’a yol vermesi ABD’nin dış politikasını nasıl etkileyecek? 

Bolton özellikle İran ve Kuzey Kore’ye karşı düşmanca tutum takınılmasını savunurken, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tam tersini savunuyor ve iki ülkeyle diyalog yollarının açık tutulmasını istiyor. Washington’daki gazeteciler, Bolton’ın görevden alındığının duyulmasıyla geniş bir kesimin, savaş olasılığı ortadan kalktığı için derin bir nefes aldığını dile getiriyorlar. 

Trump’ın Kuzey Kore’nin en hafif deyimiyle "ilginç" lideri Kim Jong Un’a, her nedense, duyduğu sempati biliniyor. Ayrıca Pompeo’nun teşvikiyle, Trump İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile de ön koşulsuz görüşmeye hazır olduğunu açıkladı. Ama aynı Trump geçen cuma günü İsrail’de yeniden seçilmeye çalışan Başbakan Netanyahu’ya bir savunma işbirliği paktı imzalamayı da önerdi. Böyle bir paktın imzalanması halinde, ABD, İsrail’in topraklarına askeri bir saldırı olarak nitelediği herhangi bir olaya müdahale etmek zorunda olacak. Bu da Lübnan’daki İran destekli Hizbullah örgütünden Gazze Şeridi’ndeki Hamas’a kadar İsrail’in bütün potansiyel askeri hedeflerinin, yeterli bir bahane bulunarak ABD bombalarına hedef olma olasılığını gündeme getirecek. Hamas’ın pek karşı saldırı gücü olmayabilir ama Hizbullah böyle bir saldırıya uğrarsa bütün Orta Doğu’nun alev alması işten bile olmayacaktır. 

Buradan hafta içindeki, Yemen’deki İran destekli Huti savaşçılarının, Suudi Arabistan petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla yaptığı saldırılar sonucunda Suudilerin petrol üretim ve nakil işlemlerinde sorunlara yol açısına gelirsek, acaba bu bazı askeri gözlemcilerin dediği gibi, İran’ın Bolton’ın gidişinden sonra ABD’nin yeni çizgisini sınamak için giriştiği bir eylem olabilir mi? 

Eğer öyleyse, İran, bu saldırının ardından gelecek tepkiye veya tepkisizliğe göre, ABD’nin sabrını sınamak için daha da ileri gider mi? Yoksa Bolton’ın gidişinin ardından İran yönetimi, bunu ülkeyi boğan ekonomik yaptırımları hafifletmek için ABD ile görüşme vesilesi yaratmak için kullanır mı? 

Orta Doğu’da kartların sürekli olarak yeniden karıldığını ve bütün tarafların ellerine gelen kozları en iyi biçimde değerlendirebilmek için pozisyonlarını değiştirdiklerini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Şu anda dağılmış olan kartlarda görünen, Netanyahu’nun iktidarını koruyabilmek için daha sert politikalara yönelmek zorunda olduğu, Trump’ın da Yahudi sermayesinin kendisine olan desteğini güçlendirebilmek için İsrail’e daha da yakın durduğunu ele güne ilan etmekten medet umduğu. 

Elbette, bölgedeki en küçük bir kıvılcım bu kartların yeniden karılması sonucunu getirebilir.

Cengiz İzmirli (mahlas)