Iqaluit’te 'donair' yemek

Iqaluit’te 'donair' yemek

3 Temmuz 2019 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Türklerin küreselleşmeye en somut katkısının döner olduğunu söylemek herhalde abartı sayılmaz, çünkü ulusal damak tadımızın bu seçkin örneği, çeşitli adlar altında da olsa dünyanın her yerinde tüketilebiliyor: özellikle Orta Doğu ülkeleri olmak üzere bir çok bölgede “çevirme” sözcüğünden bozma “shawarma” ile anılırken, örneğin Kanada’da, kimsenin kökeni hakkında bilgi sahibi olmadığı halde, Türkçe adının bozulmuş haliyle Toronto’dan Vancouver’a kadar her yerde “donair” adıyla sevilen bir atıştırmalık olarak yüksek bir talep görüyor. 

Ama Kuzey Kutup Dairesi’nin tam üzerinde yer alan Nunavut bölgesinin başkenti Iqaluit’te, hem de iki adıyla birden iki ayrı çeşit olarak tüketime sunulmuş olması herhalde dönerimiz için eşsiz bir zafer olarak kabul edilmeli. (Bu hızlı yemek lokantasını işleten Lübnanlı uyanık, taze olan eti “donair” olarak satarken bayatlamış olan bloku “beef shawarma” (sığır eti) diye tavuk dönerin alternatifiymiş gibi yediriyor) 

Nunavut, 1 Temmuz Kanada ulusal bayramını, Kanada konfederasyonunun özerk bir bölgesi  olarak tanınmasının 20. yıl dönümüyle birlikte kutladı. Bu nedenle hem halk hem de bölgesel özerk hükümetin üyeleri ve personeli arasında  belirli bir gurur ve öz güven duygusu neredeyse hissedilir biçimde mevcuttu. 

Elbette bu öz güven, yalnızca Nunavut’un özerkliği için verilen zor bir hukuki ve siyasi mücadelenin ürünü olduğu için değil, ama demokrat olduğunu iddia eden Anglo-SaksonIarı bile utandıracak derecede demokratik bir sürece dayandığı için yerden göğe kadar hak edilmiş bir duygu. 

İnuit işadamı Tagak Curley, halkının öz yönetime sahip olması için liderlik attığı hareketi Ottawa’daki federal hükümete bir muhatap olarak kabul ettirmekle kalmayıp, eninde sonunda İnuit taleplerine olur vermeye razı etmek için 25 yıldan fazla o konferanstan bu foruma, bir görüşmeden öteki zirveye mekik dokumuş ve ailesine bile hasret kaldığı dönemler olmuş. 

Yola çıkarken benimsedikleri temel hareket noktası şuymuş: "Biz savaşıp fethedilmedik, bir savaş kaybetmediğimiz gibi başka birilerinin bizim üzerimizde egemenlik hakkı iddia etmesi için bir olur da vermedik. Cree, Karaayak, Algonquin, Mohawk gibi yerli ulusların yaptığı gibi İngiltere Sarayı ile antlaşmalar yapıp bazı haklarımızdan vazgeçeceğimizi kağıt üstüne de geçirmedik. Kanada hangi hakla bizim olan topraklarımız ve denizlerimiz, bu topraklarda avladığımız caribou ve kutup ayılarıyla denizlerde avladığımız fok ve balinalar üzerinde hak iddia etme cüretini gösteriyor?” 

Gerçekten de Ontario eyaletinde yaşayan, başta Algonquinler olmak üzere, çeşitli yerli kabilelerin rehberliğiyle İnuitlerin yaşadığı bölgelere ulaşıp ticaret noktaları oluşturan İngiliz tüccarlar, bir yandan İnuitleri tütüne alıştırıp karşılığında fok ve kutup ayısı postlarını ucuza kapatmakla kalmamışlar, oralarda tıpkı Hindistan’ın India Company adlı bir ticaret şirketi tarafından sömürgeleştirilmesi gibi, kendi yönetimlerini oluşturup yerli halka dayatmaya çalışmışlar ve Kanada bir konfederasyon olarak kurulunca da “burası da Kanada’ya dahil” demişler. 
 

 

Kanada’nın bugünkü başbakanı Justın Trudeau’nun babası Pierre Trudeau’nun başbakan olduğu 1970’li yılların başında, Ottawa’daki hükümet bu düzenin hukuka aykırılığını kabul edip görüşmelere oturmak zorunda kalmış. 

İşte bu saatten sonra iki taraf arasında amansız bir pazarlık başlamış. Ottawa İnuit’lerin bir talebine evet deyip beş ya da altısını reddederken, İnuit görüşmeciler yalnızca direnmekle kalmayıp taleplerini de artırmışlar, hem de demokrasinin ne demek olduğunu Magna Carta dolayısıyla temsili demokrasinin hamiliği iddiasında olan Anglo Saksonlara göstere göstere.

Her görüşme turundan sonra, İnuit görüşme heyetinin görevlendirdiği  200’den fazla gönüllü, ister üç haneli ister 300 haneli olsun tüm İniut yerleşim merkezlerini ziyaret ederek halkı varılan nokta hakkında bilgilendirip ne düşündüklerini not almışlar, bu notlar İnuit görüşmeciler heyetine bildirilip elde edilen tepkiler ışığında yeni görüşme pozisyonlarının saptanması sağlanmış. Halkın görüşmecilere her defasında gösterdiği hedef şuymuş: "Bize sadece para ve toprak vereceklerse istemez, biz mutlaka kendi kendimizi yönetmeliyiz, geleneksel yaşam biçimimizi koruyacağız, avladığımız balık veya ayı veya caribou üzerinde Ottawa hiçbir hak edemez, dolayısıyla ne avlayacağımız hayvan, ne gideceğimiz yer, ne kuracağımız yerleşim merkezi için hiç kimseden ne izin alırız ne de hesap veririz. Görüşmeden bunları elde etmeden ayrılmayın.” 

Görüşmelerin en zor aşamasında talihsiz bir olay İnuit görüşmecilere altın bir fırsat sunmuş: 1990 yılının temmuz ayında Mohawklar Quebec eyaletinin Oka kasabası yönetiminin Mohawklara ait topraklar üzerinde hukuk dışı icraatta bulunduğu gerekçesiyle ayaklanmışlar. Ottawa’nın direnişçilerin üzerine zırhlı birlikler göndermesine karşın, Mohawklar barikatleri terketmeyi reddetmişler. Gerginlik hızla tırmanmaya başlamış ve 78 gün devam eden gerilim iki tarafın da belirli ödünler vermesiyle son bulmuş. İnuitlerle ilgisi: Mohawk direnişini kırmak için zırhlı birliklere başvurmaktan çekinmeyen Ottawa hükümeti yalnızca Kanada’daki öteki yerli uluslarca değil, uluslararası düzeyde de “çirkin sömürgeci, saldırgan emperyalist” görüntüsü vermeye başlayınca  İnuit görüşmeciler de hükümetin kulağına şunu fısıldamışlar: “Eğer bizim taleplerimizi kabul ederseniz hem içerideki yerli halk düşmanı izlenimini, hem de dışarıdaki saldırgan sömürgeci görüntüsünü silebilirsiniz.” 

Öylece yelkenleri suya indiren Kanada federal yönetimi  İnuitlerin tüm taleplerinin içeren kapsamlı bir antlaşma metninin yazımı için görüşmelere başlanmasına razı olmuş. 

Ve o görüşmeler 1 Nisan 1999 tarihinde Nunavut’un Kanada konfederasyonunun özerk bir üyesi olduğunun ilanıyla son bulmuş. 

O tarihten bu yana elbette Iqaluit ve Nunavut’ta pek çok şey değişmiş. Ama değişikliği en çarpıcı olarak simgeleyen olay 1 Temmuz kutlamalarında yaşandı dense kesinlikle yanlış olmaz: 

Yılın dokuz ayı beyazın her şeyin üzerini örttüğü Nünavut’un bayram kutlamalarında en büyük canlılık ve hareket siyahtan geldi: Iqaluit’te yaşayan Afrikalılar Kanada bayraklarına sarınarak sokaklarda geleneksel Afrika danslarını yaparken hem coştular, hem coşturdular hem de çok renkliliğin güzelliğini yaşadılar, yaşattılar. 

Cengiz İzmirli (mahlas)