İnsanlığın salgınla imtihanı

İnsanlığın salgınla imtihanı

10 Nisan 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Bugüne kadar Hollywood filmlerinde karizmatik başkanlar, bilim ve kahramanların olağanüstü gayreti ile alt edilen, battaniyenin altında çekirdek çitlerken, adam kızı ne zaman öpecek sorusuyla seyrettiğimiz salgın kabusu birden bire gerçeğe büründü.

Beklenmedik şekilde insanlığın kapısını çaldı. Herkesi, her şeyi içine aldı. Şok içinde olayın vahameti tartışılmaya devam ediliyor. Çünkü geçmişte yaşanan o büyük ve yıkıcı felaketleri kimse hatırlamıyor bile. Çünkü en organize, her şey için kırk planı rafa koyan ülkeler bile hazırlıksız yakalandı. İnsanlık olarak büyük bir sınavın içindeyiz sanki. 

Bu kötücül virüs insan bedeninin zayıflıklarını sınıyor evvela. Doğanın yalnız güçlüler ayakta kalır kuralını bayrak edinmiş gibi yürüyor üstümüze. Ben ölüme giden yolu kısaltıyorum, dercesine yapıyor bunu. İnsanın aklı ve dayanışması ile yüzleşeceğini bilmiyor mu? Yoksa gülüp geçiyor mu buna? 

Sadece insanların bedeni zayıflıklarını sınamıyor elbette. Böyle bir durumla baş edecek psikolojik ve ruhsal dayanıklılığa sahip olup olmadığımızı da sınıyor. Eve kapanan insanlar birden bire günlük yaşamın, kafelerin, arkadaşların, sokaktan ansızın geçen güzel kızın, yakışıklı adamın, birbirimize olan ihtiyacın önemini hatırlıyor. Yalnızlığın korkutucu yanlarını anlıyor. 

Devletleri, yöneticileri, sistemleri, kültürleri, akıl ve bilim kabiliyetlerini  sınıyor. Bir takım koltuklarda oturan insanların kafalarına göre adamlarla doldurdukları kurumların sahaya inip işlevini nasıl yerine getireceğini sınıyor. Hamaset, ayrıştırma, süslü sözlerden hazırlanmış metinler işe yaramıyor. Eylem, yetkinlik, samimiyet, vicdan, ahlak işe yarıyor. Dünya liderleri vatandaşının gözünde tartıya çıkıyor aynı anda.  

Sokakta milyonları evsiz, umutsuz bırakan ülkeleri, sistemleri de sınıyor. Bir toplumun sağlığı ulaşılabilir temel bir hak gibi sunup sunmadığını, bu işe ne kadar kafa yorup alt yapı hazırladığını, ne kadar, hangi kalitede doktor, hemşire yetiştirdiğini de sınıyor.

Aileleri, ilişkileri de sınıyor elbette. Bugüne kadar günlük yaşamın hengamesinde ev, iş, patron, arkadaşlar, sokak, para pul koşuşturmasında bir rol gibi sürüp giden hayatlar birden bire kendi eşinle, çocuğunla, ailenle baş başa kaldığın bir yüzleşmeye dönüşüyor. 

Bir birey olarak kendimizi de sınıyor. Kendi evinle, eşyalarınla, yaptıklarınla, yapamadıklarınla baş başa kalınca kimiz, neredeyiz diye sorduruyor. 

Tüm insanlığı sınıyor. "Artık bırakın şu gururlarınızı, ırkınızla, sembollerinizle, bayraklarınızla öbürlerinden daha yüce olduğunuz saplantısını", diyor. Evet bunlar önemli belki ama hepimiz uzayda bir zerreyiz ve dönüp duran küremiz hepimizin ortak kaderi, dedirtiyor.  

Küresel işbirliğini ve eş güdümü sınıyor. Anladık ki tüm insanlığı hedef alan böyle bir tehdit karşısında ülkeler birlikte hareket edemedi. Aynı anda ortak kararlar alamadı. Birbirinden maske ya da solunum cihazı arakladı. Ama gelecekte daha güçlü olacak bir sınamada yine böyle mi yapacaksınız? Dünya çapında adaletle temsil edilen kurumlar daha iyi koordinasyon ve işbirliği için devreye girebilecek mi? 

Bu virüs şunu da gösterdi ki, doğaya, birbirlerine, akla, bilime, vicdana, adalete olan duyarsızlığıyla insanlık artık böyle şeylerle daha çok yüzleşecek. Daha zor sınamalardan geçecek. Filmlerde gördüğümüz o olağanüstü şeylerin çoğu insanlığın kapısını daha sık çalacak belki de. Bu ihtimalleri göz ardı etmemek ve dünya genelinde hazırlıklı olmak en iyisi.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın