İnsan ve hümanizm

İnsan ve hümanizm

6 Temmuz 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak 

Topluma örnek ve önder olabilecek eğitimli insanların bir model oluşturması gerekmez mi? Eğitimli birine okumuş, "mürekkep yalamış" deniyor... Diplomalı olsa da bence bir insanda insana, doğaya, canlıya karşı sevginin kırıntısı yoksa atın çöpe gitsin. Hiç olmazsa doğada özüne döner, doğa o kişiyi kendi içinde mükemmel bir biçimde dönüşüme uğratır.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye`de de kadınlar, çocuklar, çeşitli canlılar, sayısız şiddet ediminin kurbanları olarak karşımıza çıkmakta. Günümüzde şiddet artık öyle bir hal aldı ki, sınıf, etnik köken, kültür veya eğitimden bağımsız olarak toplumun her kesiminde görülmekte. Öyle bir noktaya geldi ki "aydın" dediğimiz, eğitimli olarak nitelediğimiz kişilerin bile son günlerde insanlara, hayvanlara, doğaya yaşattıkları affedilemez bir hal aldı. 

Sevgilisini döven, fiziksel ya da sözlü şiddet uygulayan sinema oyuncusu, arabayla yol kenarında duran köpeği ezen bir akademisyen, otistik çocuğa şiddet uygulayan pedagog, öğrencisini döverek kulağını sağır eden öğretmen, soru soran yurttaşı döven belediye başkanı, milletvekil ya da bakan korumaları, makamına gazeteci çağırıp döven, dövdürten belediye başkanları, avukat, milletvekili tartaklayan, "Abdestsiz sokağa çıkmayın, yakında kıyamet kopacak" diye bağırıp tehditler savuran mafya lideri, birbirlerine ölüm tehditleri savuran mafya liderleri, kısacası her yerde, herkeste bir şiddet uygulama hastalığı. 

Toplumun her kesiminde, sporda şiddet, sağlıkta şiddet, polis şiddeti, aile içi şiddet, medyada şiddet, terör şiddeti var. Toplum nasıl bu hale geldi? Niye bu kadar birbirimizden nefret ediyoruz? Neden bu hale geldik? Farkında mısınız, şiddet olgusu azalmak yerine her geçen gün daha da yakıcı ve yıkıcı sonuçları olan bir sosyal problem olarak varlığını sürdürmekte.  

Özellikle kadına, çocuklara, insana, canlıya, doğaya yönelik şiddet ile ilişkilendirilen fiziksel, psikolojik, ekonomik ya da cinsel, şiddetin bütün renklerini, şekillerini içinde barındıran bir toplum haline geldik. 

Son günlerde Türkiye’de yaşanan olaylar nedeniyle çok konuşulan şiddet, kolektif olabildiği gibi bireysel de olabiliyor; şiddetin mağdurları değişebiliyor. Demek oluyor ki, senaryo aynı, sadece şiddeti uygulayan ya da şiddete maruz kalanlar değişiyor.  

Benim naçizane fikrim şiddet, sosyoloji başta olmak üzere felsefe, hukuk, siyaset bilimi, etnografya, antropoloji, psikoloji, biyoloji ,kriminoloji gibi bilimlerin birçok yönden ele alması gereken bir olgu olmalı. Her ne kadar Sigmund Freud şiddeti saldırganlık ve içgüdüsel sebeplerle ele alsa da yukarıda saydığım; herhangi bir şiddet türünün, şeklinin, anlaşılır, kabul edilebilir bir tarafı yoktur. 

Demek ki şiddet, saldırganlık, içgüdüsel bir biçimde önceden var olan bir şey değildir, gerçekte ortaya çıkışını teşvik eden ve harekete geçiren koşullar karmaşasından doğar. Bu koşulları hazırlayan duygu, düşünce, davranışlara şiddeti öğreten, öğrenen insanın kendisidir. Şiddet öğrenilen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple geleceğe dair, iyi bir toplumun temeli, mantıklı, şiddetten uzak, şiddete meyil etmeyen insanlar yetiştirmeliyiz. Burada aileye, çevreye, eğitim sistemine çok büyük görevler düşmektedir.

Ben reçete olarak hümanist duygu ve düşüncenin şiddet olgusunu yok edeceği umudunda olduğum için hümanist düşüncelerin toplumun temel refleksleri arasında olması gereğine inandığım için hümanist düşünce olgusuna değinmek istedim.

Hümanizm felsefi ve edebî bir düşünce kavram olarak her ne kadar İtalya’da Orta Çağ'da ortaya çıkan bir kavram olsa da insanlığın var olduğu günden beri yaşayan bir olgudur. İnsanın varlığın özü sevgidir. İnsanı her şeyden üstün tutan, değer veren yine insandır. İnsan sevgisini en yüksek değer kaynağı olarak gören, savunan, kişinin yaratılışını, gelişimini, insanın doğallığını, özgürlüğünü, etkinliğini ön plana çıkarır. Kendim bildim bileli insanın mayası, içsel yapısı iyiye yöneliktir. Yani genlerimizden dolayı pozitif eğilimlerimiz sağlıklı, mantıklı ve yapıcı yöndedir. Anladığım kadarıyla hümanist doğuştan, yaratılıştan gelen, insanın aslında gerçekten iyi olduğuna inanan, iyiliğin onun hamurunda, insani prensiplerine uymakla ortaya çıktığına ve geliştiği şeklindeki düşünceye inanan insanlardır. Hümanizm, genel olarak akıllı insan varlığını insanın yüceliğini, insanlık sevgisini en yüce amaç bilir, insanın aklına, insanlığına inanır, insanı her şeyin ölçüsü olarak alır.

Hümanizm Antik Çağ’ın meşhur sofisti Protogoras “İnsan her şeyin ölçüsüdür” derken, insanın değerini kabul eden; onu her şeyin ölçütü olarak tanımlayan, insanın doğasını, özelliklerini, yapısını, yetilerini, ölçüsünü, sınırlarını, ilgilerini konu edinen bir insancıl felsefecidir. Ama Protagoras, "İnsan her şeyin, varolan şeylerin var olduklarının ve var olmayan şeylerin var olmadıklarının ölçüsüdür" derken kesinlikle şunu söylemek istemiştir:

"İnsan, görünen, ölçülebilen, kavranabilinen her şeyin ölçüsüdür. Ben Protogoras`a katılmadığımı ifade etmek isterim. İnsanlara faydası olanlar iyi kabul edilir. Oysa, insanlara faydası olan canlı türlerinin diğer canlı türlerinden herhangi bir farkı asla yoktur. Düşünsenize, yediğimiz bir tavuk ya da herhangi bir kümes hayvanı karıncalar, solucanlar için vahşi, korkunç yaratıklardır. Bir karınca ya da sinek için bir aslan veya leopar çok yumuşak kalpli bir canlıdır. Buradan söylemek istediğim, her canlının kendi bakış açısı, yaşam biçimi her şeyin ölçüsüdür. Keşke bu tanımlama şöyle olsaydı bence daha iyi olurdu:

"Bütün canlılar mutlak hiçbir şeye bağlı kalmaksızın her şeyin ölçüsüdür." İnsan dahil diğer canlı türlerinin de özelliklerini yetilerini, ilgilerini, ciddiye alan bir felsefe olsaydı daha etkili olabilirdi. Ben insanlar arasında din, dil, ırk, cinsiyet, yaşam biçimi, tercihleri siyasal, kültürel, sosyal ayırım yapmaksızın sevilmesi gerektiğine inanıyorum. İnsanları artıları ve bütün eksikleriyle tanımaya, herkesin bir hikâyesi olduğunu, herkesin bir kitap gibi hayatının okunması gerektiği düşüncesindeyim.

Burada dile getirmek istediğim hümanizm, hoşgörü, insaniyeti oluşturan varlığının delili olan farklılığını ortaya koyan, önemli bir düşünce ve hümanist olgunun kazanılmasını sağlayan en sağlam yoldur. İnsanın hoşgörüsü, kendisininkilerle çelişse bile başkalarının, kanılarını özgürce inanışların, duygu, düşünce ve davranışlarına, uygulamalarına saygılı olmak zorundadır. İnsanlar hem insanlara karşı hem de canlılara karşı toleranslı, daha insancıl hümanist duygular, düşünceler besliyor olsalardı; bu kadar iç karartıcı, acıların yaşandığı bir dünyada olmazdık. Çünkü tolerans başka duygu, tutum, davranışlara, inanç ve kanaatlere, düşünceler saygılı olmak ve farklı duygu, düşüncelerden, ifadelerden rahatsız olmamak hâlidir.

Kişi aslında iyi olup, kendisini, varlığını gerçekleştirme içgüdüsüyle dünyaya gelip bu varlığını gerçekleştirmek için çeşitli faaliyetlerde, davranışlarda bulunur. Burada kişi iyi bir karakter yapısına sahip olmalıdır. Fakat kişi varlığını sorgularken, gerçekleştirirken; iletişimde bulunduğu kişilere de karşı koşulsuz sevgi, saygı göstermelidir. İnsanı insan yapan kalbinde taşıdığı duygularla anlam kazandığı için, güzel duygular taşıyan insan hâliyle bu diline yansıyacak, güzel şeyler söyleyecektir. Ben insanoğlunu kalbinin içinde taşıdığı duygular ile değerlendiririm. Kalbimiz uçsuz bucaksız bir okyanus ise kıyıya vuran bizim olumlu ya da olumsuz duygularımız olur. Gerçekte insanda olması gereken insanlığın kültür değerlerini özümsemiş olmaktır. 

İnsan inançlı, tutkulu, idealist bilgi, kültür, ahlak, terbiye, saygılı davranma, incelik, kibarlık, onur, öz saygı, ruh dinginliği, güzelliği, haysiyet, iyilik, iyi niyetlilik, özveri, adalet, eli açıklık, değerbilirlik, vicdanlı, sevinçli, neşeli, şakacı, güzel, hoş ve ilişkilerinde ölçülü olmalıdır.

Kısacası insan hümanizmi, bu şekilde insan haysiyetine saygı duymak, insana ait tabiat içinde bir değer vermelidir. İnsanı insan yapan değerleri insana kazandırmak ve bütün canlı türlerine saygı değer vermekle olur.