İnce buzun üzerinde yorgun yürekler

İnce buzun üzerinde yorgun yürekler

16 Eylül 2019 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Hani bazen her şey üzerinize üzerinize gelir. Aslında fiziki açıdan görünür de hiçbir şeyiniz olmasa dahi nefes almakta zorlanır, boğuluyor gibi hisse kapılırsınız. 

Hani bir düğmeyi baştan yanlış deliğe ilikleyince diğerleri de yanlış iliklenen gömlek misali gibi bazen uçurum kenarına getirir o düğmeler… Bir ucundan tutup düzeltmeye çabaladığınız neyse başka yerden başka bir şekilde daha güçlü patlak verir… O kadar çok yorgun hissedersiniz ki kendinizi… Yaşamın tüm gücüyle acımasızca vuruşu ağır gelir. Beyninizde kurulu bir saat gibi çaresizlik tüm gücünüzü emer, tüketir. Tüm yollar korkuyla döner dolaşır umutsuzlukla, yalnızlıkla birleşir. Bir el, bir omuz sizi tutup çekip çıkaracak her neyse onu ararsınız içinizdeki karanlıkta son çare… Tabii anlık o bekleyişin kahramanı gelmez… Öfke, kızgınlık, çaresizlik kör eder gözleri.. Planlanmıştır aslında son ve…  

Bazen bırakılan bir notla geride kalanların gözyaşları kafalarındaki keşkelerle yoğrulur çıkmaz sokakta… 

Ailede değer verdiğiniz birini kaybedebilirsiniz. Yanlış bir insanla yaşadığınız şiddet barındıran ilişki yorar, yıpratır. Mutsuz evlilik içinde ya da boşanma sonucu bunalıma girebilirsiniz. Derslerde başarısızlık, ebeveyne ne diyeceğim kaygısı… Sizden çok şey beklenirken hissedilen baskılar… Ekonomik olarak süpersinizdir. İşler ters gider, attan eşeğe dahi binemez, yaya ve bir de üstüne üstlük tonlarca borçla ortada kalabilirsiniz. Ya da çok yoksul bir ailenin ferdisinizdir, mal gibi görülür dedeniz yaşında bir ahlaksıza satılırsınız oysa köyünüzde beğendiğiniz bir genç vardır bakışlarıyla içinizi hoş eden… Cinsel istismara uğramış, korkutularak sindirilmiş yaşadıklarınızı kimseye anlatamıyor olabilirsiniz. Yaşamın monotonluğundan kurtulmak için alkolle tanışmış keyif almak istemiş sonrasında alkol ve uyuşturucunun pençesinde çırpınan esir haline dönüşebilirsiniz. Kimlik arayışında ait olduğunuz yeri bulmakta kafanız karışmış olabilir. Güzel bir hayat yaşayıp sonbaharınızda çaresiz bir hastalık yakanıza yapışmışsa ve siz bu hastalığın sonuçlarını kendinize yakıştıramıyor olabilirsiniz. Aslında o kadar çok etki var ki… Yaşam denilen olgu öylesine geniş yelpaze ki saymakla bitmez. Yaşınız, aileniz, doğduğunuz, büyüdüğünüz, hayatı paylaştığınız çevre, toplum ve kültüre göre… Ve hayat direnebilmek için enerji, güç ister. 

Geçmişe baktığımızda ünlü yazarlar, şairlerden tutun da, aktör-aktrisler, ressamlar, heykeltıraşlar, sporcular, gazeteciler, iş adamları, armatörler, siyasetçilere kadar pek çok insan hayatına kendisi son vermiştir. İstatistiklere göre de hala genç-yaşlı, kadın-erkek fark etmeksizin intihar vakaları hızla artış göstermekte… 

Peki, neden insan intihar eder?  

Ya da soruyu şöyle de soracak olursak… Milyarlarca insan var ve birçok problem! Lakin herkes değil de neden bazı insanlar istatistiklere göre dünyada 40 saniyede bir intiharı seçiyor?  

Psikologlar “Gerçek intihar riskinin en yüksek olduğu kişiler depresyonlu hastalardır ve ölümle neticelenen intihar teşebbüslerinin yaklaşık % 65’inde depresyon teşhisi konulmuştur” diyor. Ayrıca şizofreni, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında gerçek intihar olaylarına oldukça sık rastlanılıyor. 

Gerçek ölüm arzusu ile intihara kalkışanların ikinci grubunu ise  “kısa devre reaksiyonu” olarak adlandırıyor yine uzmanlar. Bu grupta intihara teşebbüs edenler büyük bir felaket yaşayan, maddi ve manevi önemli bir kayba uğrayan, okul ve ticari başarısızlık yaşayan, aşk intiharlarına yönelen bireyler içinden çıkıyor. Gençlerde ise eşcinsellik etrafında yoğunlaşan çatışmalar veya cinsel başarısızlıklar, evlilik dışı hamilelik, kızlığını kaybetme, cinsel kimliği kaybetme konusunda kafasının karmaşık hali, cinsel faaliyetler konusunda suçluluk duyguları, baba veya aile bireyleri tarafından cinsel saldırıya uğrama gibi nedenler gençleri intihara sürükleyebiliyor.  

Yani kişi son derece önem verdiği bir takım şeylerin eksikliği veya kaybı ya da altından kalkamayacağı bir takım olaylarla karşılaşması durumunda, eğer savunma mekanizmalarıyla bu problemi aşamıyorsa ve buna karşı koyacak yeterli direnci ve kişiliği yoksa kendini yalnız ve çok çaresiz hissederek intiharı bir nevi dayanamadığı acıya son verecek kurtuluşu olarak görüyor. 

Bu kişiler çok duygusal ve mükemmeliyetçi olduklarından, hatta kimisi çok zeki, kimisi tam tersi öğrenme güçlüğü çeken biri de olabiliyor. Bazıları çocukluklarında ailelerince fazla şımartılmış bireyler… Güç hayat durumlarıyla karşılaştıklarında nasıl güçlü olacakları anne ve babaları tarafından öğretilmemiş hep korunup kollanarak büyütülmüş bireyler… Psikolojik acı nedeniyle çökme, yıkılma ve kendilerini çok yorgun bir enkaz gibi hissetme eğilimleri nedeniyle zaten pamuk ipliği gibi gelgitlerle dolu beyinleri hissettikleri acıya daha fazla katlanamıyor sanki ince bir buzun üzerinde yürürken çatlıyor buz ve düşüyor yorgun yürekleri… Yapılan araştırmalarda görülmüş ki bireyin cinsiyeti, eğitim düzeyi, sosyokültürel yapısı ne olursa olsun intihar düşüncesi ortaya çıkabilmekte ve bireyi intihar girişimine götürebilmektedir.  

“Hayal kurmak çamaşır suyu içmek kadar zor. Yazacak bir şeyim de kalmadığına göre… Evet, artık bitti perde.” sözleri hayatına bir tuvalet köşesinde “altın vuruş” adı verilmiş zehirle son veren Kanat Güner’e ait.  

Muş’ta doğmuş Kanat… Çocukluğuna yalnızlığı arkadaş olmuş.. Örnek, başarılı bir çocukmuş ailesinde en çok sevilen, ilgi gösterilen üstelik… İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesini kazanınca yaşadığı şehir Malatya’dan koskoca İstanbul’a gelince kendini yaşadığı çevreden çok özgür ve lakin yine yalnızlıkta bulmuş. Tiyatroyu çok sevmiş, bu arada aşka düşmüş yüreği, sevgilileri olmuş, aldatmalar, aldanışlar yaşamış. Daha sonra evlenmiş. Lakin Beyoğlu’nun barları ve arka sokaklarında uyuşturucuya bağımlı hale gelince okulu bitirememiş. En yakın arkadaşının ölümü üzerine kendisinin de müptelası olduğu “Eroin Güncesi” kitabını ailesinin isteği üzerine kaleme almış. Gençleri bu illete karşı bir nebze olsun uyarabilirim düşüncesiyle.

Kitap basıldıktan kısa zaman içinde 11 baskı yapmış. O ise imza günü sırasında planladığı şekilde nereye ait olup olmadığını bulamadığını “Ben galiba hayatım boyunca iki arada gidip geleceğim. Kornişteki perde gibi, raydan çıkana dek” sözleriyle aktardığı kirli dünyadan, bağımlılıktan ancak bu şekilde kurtulacağını düşünmüş olsa gerek tutkunu olduğu özgürlüğe uçtuğunda yirmi sekiz yaşında… 

Bir fotoğraf vardı bilmem hatırlar mısınız? Afrikalı siyahi bir kız çocuğu bir deri bir kemik, tüm kaburga kemikleri sayılabiliyor… Açlıktan ölmek üzere… Çalılık bir alanda başını öne eğmiş, yerde… Arkada, biraz geride, neredeyse onun büyüklüğünde bir akbaba… Küçük kızın ölmesini bekliyor. 

İşte bu fotoğrafı çeken fotoğrafçı Kevin Carter, gazetecilere verilen en büyük ödül olan Pulitzer ödülünü kazandı. O dönem basında yazıldığına göre; “Küçük kızın, birkaç kilometre ilerideki Birleşmiş Milletler yardım kampına gitmek istediği sanılmaktaymış. Bu anı fotoğrafladıktan sonra akbaba kaçmış. Ancak Carter küçük kıza kampa ulaşması için yardım etmeyip oradan uzaklaşmış olması yüzünden yoğun eleştirilere maruz kalınca; “Profesyonel fotoğrafçı olduğunu, yardım görevlisi olmadığını, o dönemde, gazeteciler ve fotoğrafçılar, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle hasta insanlara dokunmamaları konusunda sıkı biçimde uyarılıyorlardı” söylemiyle kendisini savunmaya çalışmış.

Minik kızın fotoğrafı, yardım örgütlerine büyük miktarda maddi kaynak sağlamış. Lakin ağır depresyona giren Carter egzoz verdiği kamyonetinin içinde walkman ile müzik dinleyerek intihar etmiş.  

Oysa intiharı düşünen ve kendini öldüren her on kişiden sekizi çevrelerine mutlaka bunalımda olduğunun, yardım arayışının sinyallerini kesinlikle veriyorlar. Aslında intihar etmeden önce bu sessizce bildirilen çığlıklara aileler, sosyal çevre kulak verecek olursa hayatlar kurtulabilir. Fakat günümüzde herkes o kadar yoğun bir yaşam temposunda ki bu sinyalleri yakalayamadıklarını istatistikler verdikleri rakamlarla ortaya koyuyor.  

Tıpkı geçen günlerde çok yakın arkadaşımın ben üzüleceğim diye cenaze kaldırılırken haber vermediği lakin tesadüf öğrendiğim ortak arkadaşımızın intiharı öncesinde içki aldığı bayi çalışanına “Bu içkinin parasını vermeyeceğim. Bu gece hesabı kendime ödeyeceğim.” diyerek evinin yolunu tutarken oradakilerin “Her zaman parasını ödüyor. Canı sağolsun!?” diye düşünmeleri gibi…  

İntihar davranışı evrensel ve herkesi etkileyen bir davranıştır. İntihar nedeni ile her yıl dünyada milyonlarca insan etkilenmektedir. Toplumsal bu yarayı önleme, farkındalığın artması çabasıyla “Dünya İntihar Önleme Günü” olarak 10 Eylül belirlenmiştir.  

Özellikle aileler ve arkadaş çevreleri intihar riskinin arttığı; içe kapanıklık, yalnızlaşma, arkadaş ve iş ortamlarından geriye çekilme, hayattan bıkma, yorulma, mutsuzluk, özellikle çaresizlik, umutsuzluk mesajlarını dile getiren kişilerin yakınında olmalı, gözlemlemeli ve yalnız bırakmamalıdır. İntihara meyilli kişinin hayatındaki çaresizliğe nasıl destek olunabileceği, ne şekilde uygun hizmet verebilecek kurumlara yönlendirilebileceği konusunda ise hükümetler, eğitimciler, ruh sağlığı uzmanları ve basının öncülüğünde eğitimle bilgi sahibi olunması için sorumlu projeler üretilmelidir.  

Dengeli beslenme, spor, eğlenceli ortamlarda bulunma, hobiler, açık havada yürüyüşler hepimizin ruh ve beden sağlığını güçlendirecektir. Stresle başa çıkma konusunda bilinçlenme çağımızın vebası diye adlandırılan depresyonu yeneceği için mutsuzluğu, intihar düşüncelerini ortadan kaldıracak yerini sağlıklı düşüncelere, yaratıcılığa, motivasyonun yükselişine, güçlü yaşam enerjisine ve umuda bırakacaktır.  

“Yastığımın altında  

Cam bir küre içinde  

(çevrilince kar yağdıran) 

Gümüşi bir kaydırak var 

Ağlayarak kayıyorum üstünden, 

Geri dönüp merdivenleri çıkarken 

Gülüyorum.” 

Genç yaşında intihar eden Nilgün Marmara’nın satırlarından ipucuyla noktalıyorum intihar konusunu…