'İlkel insan' yalanı

'İlkel insan' yalanı

4 Ağustos 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bilimsel çalışmalara baktığımızda dünya yaklaşık 4 milyar 400 milyon yıl önce ortaya çıkmış; kendi halinde güzel bir gezegenmiş. Dünyanın yüzeyinde okyanuslar oluşmuş, hayata dair ilk belirtiler, ipuçları o dönemde ortaya çıkmış.  

İşte başlangıcımızdan beri dünyayı, doğayı, yani canlıların üzerinde yaşadığı alanı kaplayan biyosferi o kadar çok değiştirme çabasına girdik ki; bugün yaşadığımız bütün problemlerin sebebi insandır.

Günümüz insanı kendisini postmodern insan olarak görüyor, yüz binlerce yıl önce yaşamış olan atalarını ise “ilkel” olarak nitelendiriyor. Postmodern insan içinde yaşadığı çağı her ne kadar bilgi çağı, uzay çağı olarak tanımlasa da şahsi kanaatim büyük bir yanılgının içindedir. 

Bunu da kendimce belirli örnekler vererek hipotezimi ispatlama çabası içerisine gireceğim. 

İlkel insanlarda görülen en temel özelliklerin hemen hemen hepsi, düşünce sistemlerindeki benzerlik, şimdi postmodern dediğimiz insanınki ile aynı. “İlkel” ya da “modern” dediğimiz her iki insan da günün koşullarına göre düşünce kalıplarının olduğu, toptan düşünen, sürü psikolojisi ile hareket eden, bireysellikten, kişisel fikirden ya da öz eleştiriden uzak bir yapıya sahip. İspatı ise günümüzde sosyal medyayı kullanan modern insanın aynı şeylere gülmesi, üzülmesi, emoji dediğimiz basit şekillerle iletişime geçmesi. Tıpkı ilkel insanın yaptığı gibi soyut kavramları tanımlayamayan, anlayamayan, gelişmiş bir yazı diline, kelime sayısına sahip olamayan, cümle kullanma ihtiyacı bile hissetmeden çok sınırlı dil kalıpları ile modern insan aynı ilkel insan gibi bir dili kullanıyor. 

İnsan topluluklarının binlerce yıl boyunca geçimini sağladığı avcılık, toplayıcılık ve hayvancılık  yaptığı dönemlere gittiğimizde bu faaliyetlerin hepsi sadece karın doyurmak, hayatta kalmak amacıyla yapılan insancıl faaliyetlerdi. Günümüzde avcılık, hayvancılık  apan insanların bir çoğu belli bir eğitim seviyesine gelmiş, daha doğrusu bu avcılık faaliyetini keyfi, hedonist bir faaliyet olarak görüyor. Günümüzde çiftçi ya da üretici dediğimiz insanlar, hayvanların sağlıklı olması, fiziksel, mental ve sosyal olarak kendilerini iyi hissetmeleri için hiçbir çalışmanın içinde değil; sebebi ise ekonomik kaygılar. 

İlkel insanın bulunduğu çağlara baktığımızda bütün hayvanlar doğada özgür bir şekilde yaşıyordu. Günümüzde ise hayvanlar doğal ortamlarından alınıp evlerde, sirklerde, hayvanat bahçelerinde, doğal şartlarından kopartılmış canlılar. Yani ilkel insan döneminde özgür olan hayvanlar yerleşik hayata geçildiğinde, doğada besinini ve barınağını kendisi bulan, düşmanlarına karşı kendini savunarak yaşamını ve soyunu sürdüren yabani hayvanların bir bölümü insan eliyle evcilleştirilmiş. Kediler, köpekler, atlar ve diğer pek çok hayvan insanların yanında avcı toplayıcılıktan yerleşik yaşama geçişte her zaman bir dost olarak tutulmuş.

Hali hazırda petshopların bu şekilde hayvan satmalarına sonuna kadar karşıyım. Ufacık kafeslerde yatmak zorunda kalan hayvanlara yapılan zulümdür. Hayvanları seviyorum, hayvan haklarını savunduğunu zanneden postmodern insanın yarattığı petshoplar genelde insanların vicdanı üzerinden kendine talep yaratan acımasız bir sektördür. Çoğu insan yavru bir köpeği o camekanın arkasından kurtarmak ve ona sahip olmayı istemekle aslında daha çok yavrunun o camekanın arkasında yerini almasına yol açtığının bilincinde değil. Bu bir arz talep dengesidir. Yunus parkları ve sirklerde kullanılan hayvanların kendi doğal ortamından koparılarak hapsedildiğini, acımasız bir şekilde eğitildiğini postmodern insanları eğlendirmesi için akıl almaz işkencelerle, dayakla, açlıkla, işkence ile terbiye edilerek zorla sahneye çıkarıldığını hiç düşündünüz mü?  

Hayır hiçbirimiz düşünmemişizdir.

Kimse kusura bakmasın; artık hayvanat bahçelerine ihtiyacımız yok. Üstelik hayvanat bahçelerine hiçbir zaman ihtiyacımız olmadı, olmayacak da. “Deniz dünyası” adı altında açılan çeşitli ülkelerden, okyanuslardan, denizlerden, göllerden, nehirlerden getirilen doğal ortamlarından kopartılmış deniz hayvanlarının  büyük akvaryumların  içinde sergilenmesine de karşıyım. 

Peki soruyorum, bütün bu saydıklarımı ilkel insan mı yapıyor yoksa postmodern dediğimiz duyarsız, bilinçsiz cahil insan mı? Cevabını sizin aklınıza ve vicdanınıza bırakıyorum. 

Peki soruyorum, modern dediğimiz insan bunları yaparken ilkel insan bu canlıların doğal ortamında stres yaşamadan, kendi bağışıklık sistemlerine göre doğal yaşamlarına müdahale etmiş mi? 

Soruyorum, sizce kim ilkel?

Özellikle modern dediğimiz insanın yetiştiricilikte yaptığı bazı şeyleri irdelemek istiyorum. Hayvanda saldırganlık ve seksüel davranışları azaltmak, karkas kalitesini iyileştirmek amacı ile yapılan kastrasyon (hadımlaştırma) Kuyruk ya da kulak kesme, bazı ülkelerde sığırlarda kuyruk nekrozu olgusunu azaltmak için, köpeklerde ise estetik amaçlı yapılmaktadır. Sığırların barınması ve taşınması esnasında boynuzlu hayvanların diğer hayvanlara üstünlük kurmasını engellemek, sürü yönetimini sağlamak ve toslaşma sırasında karkasa zarar vermesi amacıyla yapılan bütün bu işlemler canlının kendi yapısına uygun olan doğallığı yok etmektedir. Gaga, tırnak kesimi ya da dağlama gibi bu işlemlerin hepsini modern insan yapmaktadır.

Oysa ilkel insan dönemine baktığımızda silahları genellikle hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerin yontulmasıyla oluşturulmuş kesici ve delici aletler iken günümüzde akla hayale gelmeyecek biyolojik, kimyasal, nükleer silahlar, hava, deniz silahları, roketler ve füzeler, üzerinde çeşitli silahlar taşıyan savaş uçakları, savaş gemileri, denizaltılar, uçak gemileri, tanklar var. Bireysel ya da toplumsal bir katliamı gerçekleştirme gücüne sahip olan sözüm ona modern diye nitelendirdiğimiz insanın acımasızlığı.

İnsanlar o dönemde, yaşadıkları mağaraların duvarlarına avladıkları, korktukları, sevdikleri şeyleri ya da kadını sembolize eden betimler yapmış. İlkel dediğimiz insanların mesela ilk eserlerinde, çoğunda kadın figürünün kullanıldığı bazı küçük heykelcik var.  Oysa günümüz insanları bu tür heykel, resim çalışmalarına karşı çıkıp şiddete varan tepkiler gösteriyor. İlkel dediğimiz insanın yaptığı bu tür resim ve heykellerin amacı, üremede büyük bir rol oynayan doğadaki  bereketin sembolü sayılan kadını kutsallaştırmak, ona hak ettiği değeri vermekti.

İlkel insanlar her gün ateşin etrafında bir araya geliyordu. Postmodern insana baktığımızda sadece yılın belli dönemlerinde, doğum, ölüm, bayramlarda, kutsal günlerde ya da düğünlerde bir araya ancak gelebiliyor.

İlkel toplumun insanları, erkekler ve kadınlar bitki kökleri ve bal toplamak için birlikte çalışıyormuş. Kadına tecavüz, küçük kızlarla evlenme,pedofil dediğimiz çocuk istismarı da ilkel insanda yokmuş, ta ki özel mülkiyete, tarıma geçilinceye kadar.

İlk insanların dini inançlarına, düşünce tarzlarına baktığımızda bizimkinden farklı olan hiçbir şey yok. İlkel insan da hayatın başlangıcı, ölüm, hastalıklar, var olmak, varlık, doğa, doğal olayları ve felaketler üzerinde düşünmüş. Meydana gelen bütün doğa olaylarını bugünkü insanın düşünce tarzına yakın yorumlamaya çalışmış. Doğa olaylarını güneşe, aya, yıldızlara, bir güce, dine bağlamışlar. Postmodern insan kendisi ile geleceğe dair bir şeylerin merakı içerisinde olduğu için çeşitli fal türleri olan tarot falı, iskambil, evlilik, aşk, kahve, katina falı, su falı ve yıldıznameye bakıyor, bunlardan medet umuyor.

Neye, kime göre, kim ilkel, kim ilkel değil? 

Kararı sizlere bırakıyorum.