İçimizdeki sevgiyi büyütmek

İçimizdeki sevgiyi büyütmek

14 Ekim 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanı var eden, değerini belirleyen, hayatın çıkılmaz sokaklarından kurtaran, yaralarını saran, merhem olan tek şey sevgi olsa gerek... 

İnsan sevmediği, sevilmediği sürece hiç kimseyi anlayamadığı gibi bir başka insanın özünün, dahası kendisinin farkına varamaz. Sevgi yoluyla birey, sevdiği insanın sahip olduğu bütün potansiyeli görebilir. Bu sevgi amaçlarını, potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Sevgi insan yaşamının bir parçası, yaşam denen sürecin tamamıdır. Sevgiyi belirleyen deneyimler, mutluluklar ve verilen kararlardır. Ayrıca duyguların, düşüncelerin içtenliği o sevginin varlığının özünü ortaya koyar. 

İnsanoğlu var olan bütün erdemlerin sevgi ile beslendiğini, sevginin her şeye temel kaynak olduğunu daha binlerce yıl önce keşfetmişti. Sevginin ontolojisinde varlık olarak bahsetmek, aslında sevginin içsel varlığının bir delilidir. İnsanın bir kimseye ya da bir şeye karşı yakın ilgi, bağlılık göstermesi, ontolojik olarak sevme tutkusundan bahsetmek anlamına gelir. İnsan varlığının ilk döneminden günümüze dek ister soyut isterse somut olsun mutlaka besleyen kaynak sevgidir. İnsan bedenine, ruhuna, sevgi, sevgiyle bağlantılı kavramlar ve sevgiye benzer kodlar yerleştirilmiştir. Bu sebepledir ki, sevgi hep enerji, gücün en yüksek biçimlerinden biri olarak kabul edilmiştir. 

Günümüzde insan ruhunu besleyen ana damardır. Bana göre sevgi bir başkasını içine almaktır. İnsanın kendisine mutluluk veren bir kişiye karşı yaşadığı yoğun duygu selidir. Azalan değil bilakis sevgi besledikçe, paylaşıldıkça çoğalan bir duygudur. Sevgi çift taraflıdır, iki tarafı da besler. Sevmek ya da sevilmek; bu iki olgu ya da iki duygu arasındaki aynı yönlerde bağlantı pozitif bir ilişkidir. Bu sevgideki korelasyon nedensellik değildir; ama sevilmenin nedenselliği sevgide daha ayrıntılı incelenmesi gerektiren ipucu sağlar. İnsan sevdiği şeye ilgi duyar ve ilgi duyduğu şey ile beraber onu yüreğinde yaşar. Sevgi, metafizik ontolojik, psikolojik, ahlâkî boyutları olan bir kavramdır. İşte burada anlıyoruz ki, karmaşık, ileri bilinç düzeyde yer alan bir olgudur. O halde herhangi bir şeye karşı duyduğumuz tüm duygusal yakınlıklara sevgi diyoruz. Bu duygu genlerimizde olup diğer duygular gibi doğuştan bizimle birlikte vardır ve çocukluktan itibaren gelişmeye başlar. Burada bahsettiğim içgüdüsel olarak bir annenin çocuğuna olan sevgisi değil ya da herhangi melankolik ya da aşırı platonik aşk olarak yaşanan sevgi değil. Doğru sevginin içinde taşıdığı değerler vardır. Bu değerler sevginin varoluşunun sebebidir. Sevme duygusunun içinde ümit, empati, sabır, şefkat, sevecenlik, koruma iç güdüsü, birbirini anlama ve karşılıklı bağlılık vardır. 

Burada şu ortaya çıkıyor: İnsanın hayatta var olabilmesi için gönül diline, insan ilişkilerinde sorunlarının üstesinden gelebilmesi, anlamlı, mantıklı kaliteli ilişkiler kurabilmesine çok ihtiyacı vardır. Kısacası insanın varlığını kendini gerçekleştirebilmesi için sevgi en büyük gerçeklik ve gerekliliktir. Bana göre insan olmanın reçetesi, kimlik sebebi, kanıtı bu olsa gerek. Siz de benim gibi düşünüyor musunuz bilmem ama hayat öyle hızlı  akıyor ki!..

Günübirlik değişikliklerle böylesi bir kaos içindeki bir hayata uyum gösterebilse bile bu değişiklikleri gerçekten özümseyebilmek zor olsa gerek. Çağımız insanının içindeki özü gerçekleştirebilmesi ancak gönül dili ile olabilir. Ben dahil etrafımızdaki bir çok insan yaşadıklarına, yaşayamadıklarına, gerçekleştiremediği hayallere  üzülür. Bunların tek sebebi sevginin kodlarını, DNA'sını çözememiş olmasıdır. Neden sevgiyi yakalamak için o kadar güzel imkana sahipken sevgi yerine nefretle yürümeyi seçer? Ya da içinde fokur fokur kaynayan sevginin yerini nefrete bıraktığı bu duygu neden insanı bitirir? Bazen birileri ile paylaşmak istersin sevgini, dertlerini, kederlerini, ama sana acıyarak bakılmasından korktuğun için yalnızca dertlerinle, sevgisizliğinle debelenir mutsuz olursun. Ara sıra aklına gelir sevgiyi yaşayamadığın pişman günleri oturup yalnızlığınla yaşayamadıklarına ağlarsın. Rastgele karalamalar yapıp, insan zihninin sarmalında derinlerinde gizlenmiş duygular, düşünceler büyür, büyür dile gelir insafsızca. Benim şu an yaptığım gibi!.. 

Yüreğinin derin dehlizlerinde saklı olan duygu dünyası insanı içinden çıkılamayacak kadar hapsetmiş. Bu duygular insan ruhuna, bedenine, davranışlarına yansır. Sevgide aşırılık, sevdiğine insani duygularla, düşüncelerle üryan gitmesi gibi bir şey. Sevdiğini hatırlatır bir şarkı, bir yer, bir söz, bir şeyler insana. Sevdiğini, sevildiğini, içinde geçer bir hüzün gemisi, karamsarlaşır, hüzünlenir, ağlamaklı olur üzülür durur insan. Ama nafile ağlayamaz. İşte benimkisi böyle bir sevgi. Durup durup içini bir sıkıntı alır bağırmak istersin, kalıverir her şey içinde!.. Bağırır durur, dile gelir hasretler. Şöyle dersin, seni düşündüm kendimden geçtim .Yine düşüncelerime gem vurdum. Yüreğimin en derin yerinde içimde seni sadece seviyorum bil. Bilemezsin seni ne kadar ne derece sevdiğimi, içime yüreğimin en derin yerinde mahkumsun. İnan senin ruhunu, bedenini değil tenini değil seni düşündüm. Aklım durdu. Çıplak değil düşünceler, duygular. Bilmezdim sevgisiz insan meğer çıplak olurmuş. 

Hep de pişman olup sevgisiz doyuma ulaşmamış duygular. Yüreğimdeki sevgi yüreğine sağanak yağmur gibi düşsün yüreğimden, yüreğindeki  toprağa. İçime yansıyan her şey yüzümde. Dünyanın en güzel düşüncesidir. Senin sevip sevmediğini değil de severken sevdiğini, sevildiğini bilmek. Sevmek bu kadar güzel olsa gerek sevdiğim. Gönlündeki hevesimi, yüreğimi renklerde gizlenmemiş olup, böylesi, duyulan şey, içine saçılan sevginin rengi. Hele bir de gör düşsün özlemin ateşi. Aşk duygusunun ruhunda renkleri ve yüreğimdeki sevgi, sabahın aydınlığında kök salan güneşi gibi. Bu aşk, çılgınlıktı bizimkisi su serper gibi üzerine sere serpe sevgiyi serptik. Biraz da içine katarsak hüznü, hasreti, kederi, özlemi, öptüm ağladım resmini. 

Yüreğinin ufuklarının kendisini, fiziki dünyanın aşılamaz sanılan sınırları çoktan ötesini aşk seninle yüreğinin doruğundaydı. Ne anlamayı, ne kavramayı ve ne de düşünmeyi, senin yokluğun, özlemin başka bir ismi bil isterim. Aklına gelir ilk  görüşün, gözleri ruhun penceresi, ellerinin sıcaklığı, sevginin göstergesi, söylediği sözler aşka, iyiliğe, giden yol gibi, yüreğimin ilacı öpüşünü hatırlarsın, masumca dudaklarının kenarına kondurduğu o ilk öpücük gibisin. Seni bir  kaybettiğin yüreğinin kaybolmuş diğer parçası olarak seversin. Kokusunu ararsın, sakladığım o zihin sarmalında resmi, ismi dudaklarına mutluluk, tebessüm verir. Gözyaşları yüzünden ıslanır dudaklar. Sevdiğine çıkmayan sokaklar. İçimde yorgun rüzgârlar. Aşk, sevda, sevmek, sevilmek… Sevmek ne kadar güzel şey. Aynı anda hem mutluluk hem de acı veriyor. Hem sevmek hem de sevilmek kendini var etmek gibiydi… Sevginin mektup mısralarına dökülmüş ızdırabı bu olsa gerek. 

İnsan şunu öğreniyor: Sevginin kaynağı seveni; varlık sebebi ise sevilendir. Sevgi ruh gibi; zamanın ve boşluğun ötesindedir, asla hastalanmaz ,yaşlanmaz, yok olmaz ya da ölmez ruhtur. Sevgi bireyin hayatındaki amacın gizli anlamın farkına varmasına, bir amaç bulmasına, kendini aşma doğrultusunda olumlu bir biçimde hareket etmesine yardım etmektir. Sevgi sevenin kendisini tamamen sevdiğine, sevilenin ise kendisini sevene  vermesi, teslim etmesi ondan başkasını gözünün görmemesi durumudur. Burada "teslim olmak" derken kişinin kişiliğini yok sayacak bir teslimiyet değil ,kişinin varlığına varlık katacak bir teslimiyetten bahsediyorum. 

Yaşamda kendisi her gün yeni sürprizlerle karşımıza gelse bile anlam her zaman değişebilir sevginin ancak hiçbir zaman değişmez fakat derecesi ,yoğunluğu değişebilir. Yasama sevgi ile başlıyoruz. Bence sevgi insanın bencilliğini aşması, ben düşüncesinden çıkmasıdır. Sevgiyi, sevdiği kişiye her şeyiyle kanalize olması. İnsan sadece varoluşundaki varoluşu sevgisiyle sevdiği kişiye bu kendini aşmayı gerçekleştirdiği zaman gerçekten insan olmakla beraber gerçek  sevginin benliğine ulaşır. İnsan sevgisini en iyi anlatan bir hikayeyi daha iyi anlaşılabilmesi için misal olarak vereceğim...

Öğretmen:

-Gel oğlum. Kalk bakalım tahtaya, sana bir sorum var. 

-Buyurun, sorun öğretmenim...

-Canlılar kaça ayrılır?

Öğrenci o kadar ilginç zekice cevap verir ki. 

-Dörde ayrılır öğretmenim. 

-Bana yanlış gibi geldi ama say bakalım. 

-Bitkiler, hayvanlar, insanlar, çocuklar… 

-Çocuklar mı! Çocuklar da insan değil mi oğlum? 

-Evet haklısınız. O zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim. 

-Peki, şimdi yeniden say bakalım. 

-Bitkiler, hayvanlar ve çocuklar… 

-Oğlum, insanlara ne oldu? 

-Kalplerinde sevgiyi yeşertip düşünebilenleri hep çocuk kaldılar, diğerleri de hayvanlaştılar öğretmenim... 

Aklın sınırlarını zorlayan mükemmel bir cevap. İnsanın içindeki bütün iyi kötü duygular çocuk gibidir. Hangi duyguyu beslersek içimizdeki çocuk öyle büyür. O yüzden sevgiyi kalpler ekmeli bir gün büyüyüp yeşermesi dileğiyle. İnsanları sevin ,sevdiğiniz kişiyi sevmek için hep bir bahaneniz, sebebiniz olsun. İnsan o zaman doğanın içindeki o mükemmelliğini, kusursuzluğunu, hissedebilir.

Sevgi gibi içeriğini yüce düşüncelerle, duygularla doldurduğumuz bir kavramı, bu içeriğine sevginin organik ilişkisini büyütebilirsek içimizde, belki de daha mutlu olabilir İNSAN...