İçimdeki 'sızı'

İçimdeki 'sızı'

21 Kasım 2020 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Deniz Ersoy (mahlas)

Amerikan seçimleri, yükselen dolar, Dağlık-Karabağ savaşı derken yine toz duman bir gündemin içine geçtiğimiz 6 Kasım günü düşen haber yüreğimi yaktı. Timur Selçuk ölmüştü. Uzun zamandır aklıma düşmemişse de ne adı ne şarkıları, hiç ölmeyecek gibi geldiğindendir diye düşündüm. Bir arkadaşımla konuşacak oldum, “Sus lütfen. O konuyu hiç açma, içim sızlıyor” dedi. 

Evet doğru kelime tam da buydu, “sızı”. Bu sızı sonrasında da kızgınlığa dönüştü. Bir zamanlar ezbere bildiğimiz şarkılarıyla kadeh kaldırdığımız, dost toplantılarında hep bir ağızdan “İspanyol Meyhanesi”ni söylediğimiz bu küçük dev adamı nice zamandır anmaz olmuştuk. Onu unutmuş olma ihtimalimiz bile beni derinden sarstı. Bir çekmecede durduğunu bildiğimiz ama uzun zamandır kullanmadığımız bir mücevher nasıl değerinden olmuyorsa Timur Selçuk da öylece içimizde saklı duruyormuş, hep parlak, hep aydınlık, kıymetli bir taş gibi sağlam.  

Sanatçıyı en son 2010 yılında Türkiye İşçi Sınıfına Selam marşını söylerken hatırlıyorum, Sarper Özsan’ın bestesi 1 Mayıs Marşı’nda sanatçılar korosuna piyanosu ile de eşlik etmişti.1 Mayıs işçi bayramının 32 yıl sonra tekrar Taksim meydanında kutlanmasının verdiği çoşku Timur Selçuk ile katlanmıştı. “Selam, selam, selam, selam, selam, selam Türkiye işçi sınıfına selam.” 

Sol dünya görüşüne sahip olduğunu her platformda açıkça dile getiren ve yaşamı boyunca ilkelerinden taviz vermeyen bu sanatçıya yakışırdı en çok 1 Mayıs Marşı’nı söylemek.  

İlk bakışta Timur Selçuk’u özel kılan yabancı parçalara Türkçe sözler yazıldığı aranjman döneminde Attila İlhan, Nazım Hikmet, Orhan Veli, Ümit Yaşar Oğuzcan, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Ataol Behramoğlu, Ceyhun Atıf Kansu’nun şiirlerine özgün müzikler yazmasıydı. Teatral şarkı söyleme tarzı da besteleri kadar özgündü. Yaptığı oyun ve film müzikleri, verdiği konserler, çıkardığı albümler, bestelediği oda müzikleri, öğrencilerini yetiştirmek için kurduğu Çağdaş Müzik Merkezi insanda bir müzisyenin yaşamına daha fazlası sığamaz hissini uyandırıyor. 

Klasik Türk müziği şarkıcısı ve bestecisi Münir Nurettin Selçuk’un oğlu olarak doğması, beş yaşında piyano çalmaya başlaması, Galatasaray Lisesi’nde okurken İstanbul Belediye Konservatuarı’nda aldığı piyano eğitimi, Paris’te aldığı bestecilik ve orkestra yönetimi eğitimi ölene dek yürüyeceği müzik yoluna döşenen güzelim taşlardı.  

Ortasına cami kondurulmadan çok önce verdiği bir Rumeli Hisarı konserinde beyaz smokini ile piyanosunun başında adeta beyaz bir güvercin gibi kanat çırpıyordu. “Süzülüp mavi göklerden yere doğru..” derken şarkının notaları gerçekten omuzunuza bir beyaz güvercin konduruyordu. 

“Korkma! Nasıl birden düşerse bir ağaca yıldırım, beni baştan aşağı çarpar o lahza inme.” diye haykırırken bir yerimize inme inmiş gibi mıhlanmıştık hisarın taşlarına. “Yollarımız burada ayrılıyor, artık birbirimize iki yabancıyız”ı dinlerken ayrılığın o ağır hüznünden gözlerimiz kararır gibi olmuştu. 

Ardından “Ekonomi tıkırında”, “Halet Rezaki’nin şarkısı”nı gözlerini aça aça kendine has mimikleriyle ve yerinde duramayan kıpır kıpır bir halde söylemesi unutulur şeyler değil. 

Nadiren çıktığı televizyon söyleşilerinden birinde (belki de az davet edildiğinden) en son söyleyeceğini en başta söyleyip “Ben buyum kardeşim!” diyerek muhalif, keskin solcu tavrından ödün vermemişti.  Çağdaş Müzik Merkezi’nin internet sayfasında da “Bütün ahlaklı insanlar kardeştirler… Üreten, paylaşan, zulme sessiz kalmayan, zalime boyun eğmeyen…” yazıyor. 

Gazetelerin gazete olduğu 2001 yılında Milliyet’e verdiği röportajın bir yerinde “Sizin sınırlarınız nasıl?” sorusunu “Benim sınırlarım katı maalesef. Gerek müzik, gerek iş ilişkileri, gerekse şehirdeki tercihlerim konusunda... Çünkü ahlaklı, sağlıklı, insanlara yararlı olacağını düşündüğünüz bir şeyler yaratmak istiyorsanız çevredeki pislikten kendinizi soyutlamanız lazım. Elinizi istediğiniz kadar yıkayın, en zayıf yerinizi bulup yakalıyor çünkü pislik. O yüzden ben mecburum duvar örmeye.” diye yanıtlıyor ve hayatı ciddiye almamızı öğütlüyor büyük usta,  

Timur Selçuk’u kaybettiğimiz günden beri YouTube’u ve interneti hallaç pamuğu gibi attırıyorum. 

Bulabildiğim bütün şarkılarını dinliyorum tek tek, hakkındaki yazıları, ropörtajları didik didik ediyorum satır aralarında farklı bir şey yakalarım umuduyla. Böyle böyle kendime olan kızgınlığım azalır belki, kim bilir belki bir gün o arkadaşımla oturur bütün bunları konuşuruz doya doya. 

Beyaz güvercine sonsuz sevgi ve saygıyla.