İçimdeki katil

İçimdeki katil

9 Eylül 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Eğer bir hastalık küresel çapta yayılım gösterirse, bir bölgeyi ya da belirli bir ülkeyi değil bütün ülkeleri etkileyecek duruma gelirse işte o zaman pandemi kabul ediliyor. Tıpkı, şu ana kadar bütün dünyada 28 milyona yakın kişiye bulaşan, 900 bine yakın kişinin yaşamına mal olan koronavirüs gibi...

Mesela zika, sers, sars, ebola, kuş gribi, domuz gribi gibi salgınlar içinde bulunduğumuz yüzyılda nispeten küçük çapta salgınlardı. Fakat Covid-19 bütün dünyayı etkisi altına aldı. Çin’in Wuhan kentinde çıktığında hiç aklıma gelir miydi benim içimde de "yuva" yapacağı! Ama yaptı… Emin değilim ama virüs herkeste olduğu gibi bana da sanırım solunum yolu ile bulaştı. 

Uzmanların “inkübasyon dönemi” dedikleri bir “kuluçka” dönemi var. Benim tahminim kuluçka süresinin 2-12 gün olduğu yönünde. Hiçbir şeyin farkında değildim. Galiba hastalığı kızım ağır bir ameliyat geçirince, moralimin bozukluğu nedeniyle tedbir almayı ihmal ettiğim için hastanede kaptım. Bende kendisini ateş, öksürük ve nefes darlığı, boğaz ağrısı belirtileriyle gösterdi.  

Meğerse her gün bir yerlerde herkesin konuştuğu bu Covid-19 artık içimdeymiş! Tam 10 gün benim ”misafirim” oldu. Aslında ölüme ne kadar yakın olduğumuzu bu virüs hatırlatıyor. Koronavirüs hâlâ karşımızda, bütün dünyaya meydan okur gibi ”Ben buradayım” diyor. Her ne kadar ilk ortaya çıktığı günden beri çeşitli tedavi yolları aranıyorsa da şimdilik nafile, sıfıra sıfır elde sıfır… 

Eskiden dünyada sorunlar kısmen yereldi, herkes acısını tek başına yaşıyordu. Fakat Covid-19 evrensel, bütün insanlığa ait acı bir gerçekle karşılaşmamıza yol açtı. Bu virüs bize paranın, silahlanmanın boş olduğu ama insanlığın birbiriyle kenetlenmesi gerektiği konusunda iyi bir ders verdi. Ne kadar da güzel ifade etmiş dünyanın en mazlum halklarından birini temsilcisi olan Kızılderili Şef Seattle:

“Beyaz Adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun ihtirası, toprakları çölleştirecek ve dünyayı yeyip bitirecektir. Biz Kızılderililer, Beyaz Adam’ın kurduğu kentleri de anlayamayız. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur, bir çiçeğin açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Bence dünya eskisi gibi olmayacak. İnsanlığın her şeyi yeniden sorgulaması ve artık kaliteli bir yaşam sürdürmesi gerekiyor. Salgınla birlikte temiz havanın, suyun, toprağın, güneşin kısacası doğanın önemini, değerini anlamak zorundayız. 

Covid-19 insanı hem bedenen hem de ruhen derinden etkiliyor. Her şeyden önce yalnızlaşıyorsunuz. Bir odanın içinde sadece kendinizle beraber kendi hırıltılı nefesinizi duyuyor, ara sıra bilinçsiz bir şekilde ağlıyorsunuz. Ailenizden izole oluyorsunuz. Çocuklarım hastalandığımı duyduğunda arkadaşlarına babalarının virüse yakalandığını nasıl söyleyecekleri kaygısına kapıldılar. Ağladılar, benim için değil sadece... 

Bu dönemi nasıl atlattım? 

Depresyondan, moral bozukluğundan ve üzüntüden uzak durabilmek için aile üyelerimle, arkadaşlarımla, komşularımla camdan iletişim kurup selamlaşıyordum. Bazıları yiyecek getirdiğinde öyle tepkiler veriyorlardı ki, virüs sanki benim içimden çıkıp onların üzerine atlayacak gibiydiler. Hepsinin yüzündeki acıyı, korkuyu hissediyordum. Yakınlarımla görüntülü konuşmalar yaptığımda kimi zaman ”İyi değilsin, yüzün benzin solmuş, sararmış,  göz altların morarmış. Bugün yorgun gibisin...” dediklerinde bazen gece yarılarına kadar sessizce ağlıyordum. 

Evet, asıl olan virüsün kişinin vücut bütünlüğüne ve yaşam kalitesine doğrudan travmatik bir etki yaptığı gerçeği. Hangi saatte ne yersem yiyeyim hiçbir şeyden tat alamıyordum. Sanki hep bir uçakta yolculuk yapıyormuş gibi tat alma duygumu kaybetmiştim. Bireysel sağlığımı ve sosyal hayatımı bu kadar derinden etkileyen salgın ülkeleri de aciz durum düşürmüştü, hani o siyasal, ekonomik, askeri ve teknik açıdan büyük imkanlara sahip olan sözde gelişmiş ülkeleri. 

Modern kent yaşamının karmakarışık insan ilişkilerini ne hale getirdiğini ben de tecrübe ettim. Hastalığı atlattıktan sonra bana selam veren ya da benimle oturan herkeste birden aynı anda karın ağrısı başladı. Psikolojik tabii. 

Komşum Ergin sigarayı bırakmıştı. Benim koronoya yakalandığımı öğrenince korkudan hemen bir karton sigara almaya gitmiş. Neymiş, virüs sigara içenlere yaklaşmıyormuş!

En olumlu tarafı ise sizi seven, değer veren insanların araması, beni en çok mutlu eden onların telefonlarıydı. Her şeye rağmen aileniz ve dost bildiğiniz insanlar sizi hayata bağlıyor. Gece yarılarında iyileşmem için bana destek olan melek gibi arkadaşlarım olduğunu gördüm. Binlerce mesaj adeta unutturuyor hastalığınızı.

Beni en çok üzen korona süresince çocuklarıma sarılamamak, onları koklaya koklaya, sindire sindire öpememek oldu. Nisa ve İsra ”Baba sana sarılmak istiyoruz. Seni özledik...” diyordu. 

Bugün artık koronavirüsü içimden çıkarıp attım. Mutluyum, umutluyum! Herkesi, hayatı seviyorum. Virüsün çok güçlü olduğunu gördüm ama sabırla, metanetle uğurladım. Geriye ne kaldı? Bu şiir kaldı:

SENİ DÜŞÜNDÜM SEVGİLİ 

Düşünce gönlüme bir alev 

Ruhuma dayanılmaz ıstırap gelir 

Yüreğim ortada  

Sanki atesin son kor haliyle  

Eylülün ortasında 

Ateş külünün arasında  

Ha yandı yanacak yüreğim 

Acının hikayesi bedelleri ödenmiş acılar  

Ağlamak kolay, gözyaşı çok zor inan 

Ruhen yalnız sensiz senin sessiz bedenin 

Ruhumu tutan yok senin gibi sevenim 

Sen tek yoldaşım, sırdaşım, benim 

Beton yığınlarının arasında kalan yüreğim 

Sevdana, aşkına, yüreğimin  

Sensiz yalnız, senin endamın  

Sorma seni göremediğim günden beri  

Tarumar, boynu büküğüm

Damlayan gözyaşındı, gözünden değil  

Yüreğinden yüreğime sevgin delil 

Hem  sevdan hemde gözlerin bende  

Bilirim sevgili gözyaşın acının ıslak imzası gibi. 

Bilirsin ki kalbim işte hep çarpar senin için 

Hayat bu işte herkes yaşıyor kendi hikayesini 

Şimdi karanlık bir köşede yaşama hevesimi 

Yüreğime çökmüş karanlığı gibi bir gecenin 

Yapmacık gelip geçici çok misafirim 

Gelip gidenle yerin dolmaz sevenin 

Gecenin sessizliğinde gözlerim ağlar bilirim sessiz 

Yağan yağmur damlasında yüreğim sızlar 

Her damlada sevginin fısıltısı ruhumda 

Özgür değilim biliyorum bedenim tutsak hastalığa 

Faydası olmaz bilirim göndersen bana sevgini kucak kucak 

Bu yürek  inan hiç susmayacak 

Yalnız kalarak, yalnızlığımın içine dalarak 

Bu sabah yine düşünerek, hayalini sararak 

Yüzündeki, tenindeki o kokuyu alarak 

Ağladığımı bağırarak, haykırarak 

Ben seninle yaşadığım her şeyi 

Paylaşmak istiyorum sebepsiz sebepli 

Gözlerimi kapadım, resimdeki 

Açık kırmızı gül desenlerine belki 

Hiçbir şey düşünmeden, hiçbir şeye bakmadan 

Kalbimde sonbahardan kalma yapraklar 

Ne bir ses ne bir nefes  

Seni düşündüm!.. SEVGİLİ