Hürriyet: Nereden nereye...

Hürriyet: Nereden nereye...

10 Nisan 2020 Cuma  |   Günlük

Uzun süre Hürriyet'te görev yapan gazeteci Cemil Özyıldırım Facebook sayfasında gazetenin nereden nereye geldiğini yazdı:

"Yıl 1 Mayıs 1969. Hürriyet Gazetesi ‘’1 milyonu aştık’’ manşeti ile basın tarihine damga vuruyor ve mutluluğunu birinci sayfasına taşıyordu. Mutluluk bununla da kalmıyor, Hürriyet bu tirajı ile dünya gazeteler sıralamasında, 13.’ncü büyük gazete olarak yer alıyordu. Manşetin hemen altında şu spot okunuyordu: 

‘’Bugün çok mutlu bir günümüzü sizlerle beraber kutluyoruz sevgili okuyucular.. Beğendiğiniz, sevdiğiniz gazete Hürriyet 22. yaşına 1 milyon tirajı aşarak girmiş bulunuyor. Türk basını için hayal olan bu rakamı Hürriyet böylece gerçekleştirmiş oluyor’’ 

Hürriyet Gazetesinin bugün tiraj rakamına bakılacak olursa, Amiral gemisini basın denizinin dibinde yan yatmış vaziyette görmenin hüznü ve şaşkınlığı yaşanıyor. Hürriyet’in 30 Mart 2020’de 190 bin 224 olan satış rakamının, 5 Nisan 2020’ de, yani bir hafta sonra ( -8494) farkla 181 bin 800’e düşmesi, ‘’Görünen köy kılavuz istemez’’ sözüne uygun düşüyordu. Örnek istenirse, Posta gazetesinin sağlık sayfasında aralıksız 15 yıl köşe yazarlığı yapan İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Teoman Cem Kadıoğlu, Hürriyet’in tirajını attığı bir tweet ile duyurunca, yazılarına son verilerek cezalandırılmıştı. Kadıoğlu “Hürriyet gazetesinin İstanbul gerçek bayi satışı 28.000, toplam Türkiye bayi satışı 60.000. Bu sayılara inilmesinin tek nedeni sosyal medya ve dijital devrim mi ?’’ diye yazmıştı. Buna karşılık Hürriyet gazetesi yönetiminden ‘’Çıt’’ çıkmamıştı. Bir başka örnek de yerinden bir tespitti. Hürriyet’in Aydın Doğan’dan sonra Demirören gurubuna satılmasının ardından işinden edilen Hürriyet'in son ombudsmanı Faruk Bildirici, zehir-zemberek açıklamalar yaptı. Bildirici, "Gizli saklı bir şey yok. Hürriyet'i siyasi iktidar teslim aldı, gazeteciliğe tahammül edemiyorlar. Sendikalaşmaya ve eskiyi temsil edenlere dayanamıyorlar. Gazete bir ceset haline geldi artık. Bir Hürriyet cesediyle karşı karşıyayız. Ahmet Hakan döneminde de belli ki Hürriyet, gazetecilikten uzaklaşma konusundan yeni adımlar atacak." 

Hakan tahtından açıkladı 

Faruk Bildirici özellikle genel yayın yönetmenliğine getirilen Ahmet Hakan için yanılmıyordu. Ahmet Hakan, 5 Şubat 2020 de daha çiçeği burnunda yönetici iken, ‘’Gazetede peşinde koşacağı beş şey’’ olduğunu belirtiyordu. Hürriyet’in ‘’SÜRPRİZ’’ iki sloganından söz ediyor, birinci sloganın ‘’Yarın ne çıkacağını kimse tahmin edemesin’’ olduğunu, ikinci sloganı ‘’Sürprize açık ol ki genç kalasın !..’’diye açıklıyordu. Siyaset, ekonomi, magazin, spor ile ‘’DENGE’’ kurulacağının altını çiziyor, dengenin mana ve önemini bildiğini söylüyordu.. Ahmet Hakan ‘’ÇEŞİTLİLİK’’ konusuna da değiniyor, çeşitlenen hobiler, ilgiler, meraklar için uygun bir tutum almaya gayret ettiklerini ifade ediyordu. ‘’DİNAMİZM’’ için ‘’Hep yenilik, sürekli yenilik. Bıkmadan, usanmadan yenilik... Yenilik de yenilik... Kalbimiz hep böyle atıyor’’sözleri ile aslında gazetede bir eksikliğe işaret ediyordu. Hürriyet’in yeni Hakan’ı, oturduğu tahtın henüz yabancısı olduğunu gösteren daha ilginç ve şaşırtıcı beşinci açıklamasında ‘’FARK’’kelimesini kullanıyor ‘’Manşet atarken, sayfa düzenlerken, haber yaparken hep aynı şeyi düşünüyoruz.. Peki farkı neyle yaratacağız?.’’ sorusuna yanıt arıyordu. 

Ahmet Hakan’ın slogan haline getirdiği Hürriyet’in yeni yayın ilkelerinde ‘’Yarın ne çıkacağını kimse tahmin edemesin’,’ ‘’Sürprize açık ol ki genç kalasın!..’’diye açıkladığı sürprizi, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu oldu. Müftüoğlu’nun Hürriyet gazetesinin başyazarı olduğunu duyuruyordu. Hakan bu sürpriz ismi köşesinde yere-göğe sığdıramıyor, şöyle takdim ediyordu: 

“Türkiye’de sözü en çok dinlenen, görüşlerine büyük kıymet verilen, önerileri uygulanan nadir hekimlerdendir Osman Müftüoğlu Hoca. Sansasyona asla yüz vermez. Bilimsel yaklaşımının dışına zerre çıkmaz. Dünyayı izler. Alanındaki yenilikleri bilir. Bütün bunlardan dolayı Osman Hoca’nın Hürriyet’te başyazar olmasının tam zamanıydı. Haftada iki gün yazıyordu hoca. Bundan böyle her gün yazıyor. İyi ki yazıyor. Çünkü her yazdığından yeni bir şey öğreniyoruz’’. 

Özellikle televizyonların sağlık programlarında şık giyimli, deneyimli ve bilgili tıp adamı olarak tanınan ve ön plana çıkarılan iç hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, daha önce eş cinsel ilişkinin televizyonlarda çok fazla görünür olmasını, toplum sağlığı açısından sakıncalı bulduğuna yönelik açıklamasıyla tepki çekmişti. Müftüoğlu, Şubat 1993- Kasım 2001 tarihleri arasında Ankara Numune Hastanesi Başhekimliği ve Cumhurbaşkanı sağlık baş danışmanlığı görevlerini üstlenmişti. 1991 senesinden itibaren 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in özel doktorluğunu da yapmış, 2003 senesinde emekli olmuştu. 

Çam devirdi!.. 

Ancak 31 Mart 2020’de Hürriyet’teki yazısında ‘’Çam deviren’’ Osman Müftüoğlu, koronavirüs ile nezle belirtilerini karıştırınca, şaşkınlık ve tepki yarattı. Bu tepkiyi Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç köşesine taşıdı ve Ahmet Hakan’ın ‘’Sürpriz baş yazarı’’ tartışma konusu oldu. Osman Müftüoğlu 1 Nisandaki ‘’Hapşırıkta, aksırıkta pas geçilmemeli’’ ara başlıklı yazısında hatasını kabul ettiğini belirterek şöyle yazıyordu: 

‘’Başlangıçta yaptığımız uyarılarda ben dahil hepimiz sizi “Aksırık, hapşırık, burun akıntınız varsa korkmayın” diye bilgilendirip, bu belirtilerin koronavirüs enfeksiyonuna değil, bildik nezle ya da soğuk algınlığına işaret ettiğini söyledik. Yanılmışız! Veri sayısı arttıkça bilgiler daha bir netleşiyor. Eğer ateş, boğaz ağrısı, öksürük varsa, hapşırık da aksırık da burun akıntısı da ciddiye alınması gereken işaretler haline gelebiliyor.’’ 

Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç ‘’Hürriyet’in uleması’’ diye hitap ettiği Osman Müftüoğlu’nu şöyle eleştiriyordu: 

‘’Bay Müftüoğlu!..Her mevsim değişikliklerinde özellikle de ilk ve sonbaharlarda artan nezle ve soğuk algınlığına yüz binler, belki de milyonlar yakalanır ve ayakta geçirirken, şimdi o milyonları telaşlandırmak, hastanelere koşturmak ve zaten yoğun, zaten bitkin sağlık çalışanlarının yükünü katlamak, sadece nezle olan insanları koronavirüsün kol gezdiği, hastanelere gitmeye adeta teşvik etmek, nasıl ‘’Tıp adamlığı’’ oluyor?.. Yazınızın sonunda zaten kendiniz bu sözünüzü geri alıyorsunuz. ‘’Ertuğrul Özkök yaşlı mı, orta yaşlı mı, oturun ona karar verin de, sevgili dostumun içi rahat olsun’’ 

Amiral gemisi nasıl battı 

‘’Baş yazar’’ diye açıklanan Osman Müftüoğlu olayı, yeni ısınmaya başladığı köşesinde, Hürriyet Gazetesinin bugün geldiği noktayı göstermesi bakımından önemli idi. Hayatının atılımını 1 Mayıs 1948’de Hürriyet ile yapan Sedat Simavi, tarafsızlık- bağımsızlık ilkesinden yola çıkarak, gazetenin yönetimini gazetecilere teslim etmişti. 72 yıl öncesinin bu anlayışı, Hürriyet gazetesinin bugünkü tiraj rakamını da aşan bir satışa ulaştı. Hürriyet 1948’de yayın hayatına 30 bin tiraj ile başladı. Bir yıl sonra 56 bin, 1950’de 83 bin, 1951’de 100 binin üzerinde bir satış rakamı sağladı. 1950’lerden itibaren de adım-adım gelişerek, 1994’de satışına kadar Türkiye’nin en büyük gazetesi, hakim sınıfların sesi oldu. 1994 yılında Erol Simavi Hürriyet gazetesini, 1979'da Milliyet gazetesini satın alarak medya sektörüne adım atan iş adamı Aydın Doğan’a sattı. Hürriyet, 24 yıl Doğan Holding’in yönetimi altında kaldı. Bu dönemde gazetede yine tiraj sancıları giderilemedi. Hürriyet Gazetesinin bugün ‘’batma’’ noktasına gelen durumu, gazetenin, daha fazla güç, daha fazla itibar, iktidar ile daha çok yakınlık sağlama yolunu gazete ile seçen iş adamlarının ticari malı haline gelmesinin bir sonucu idi. Bunun en çarpıcı örneği, 1979’da Ercüment Karaca’nın Milliyet gazetesini Aydın Doğan’a satarken yaşandı. Emirgan’daki Abdullah lokantasında, pazarlık masasında Ercüment Karaca’ın yanı sıra, Koç Holding’in önemli isimleri İnan Kıraç, Bülent Çorapçı ve iş adamı Aydın Doğan vardı. Ercüment Karacan, satış rakamlarına girmeden, genç iş adamı Aydın Doğan’a dönerek ‘’Milliyet’i niçin almak istiyorsunuz’’ diye sordu. Doğan böyle bir soru karşısında sıkılganlık gösterip sustu. Herkes onun vereceği yanıtı merakla bekliyordu. Nihayet sorunun cevabı, biraz gecikmeli de olsa geldi: ‘’Asalet ve itibar kazanmak için’’. Masadakilerden kahkahalar yükseldi. 

Özellikle Aydın Doğan’ın sahiplik döneminde, gazetecilik dışında başka meslekleri olan ve dışarıdan devşirilen kişilere, gazetede açılan köşe yazıları, haberler, yönetim imkanları, gerçek gazetecilerin tasfiyesine neden oldu. Bu durum Prof. Dr. Osman Müftüoğlu skandalı ile yeni dönemde de aynı alışkanlık ve uygulamalardan vazgeçilmediğinin, önemsenmesi gereken bir göstergesi oldu. Geriye dönüp bakıldığında kimlerin kimler tarafından Hürriyet Gazetesinde yazar, yönetici yapıldığı açık bir şekilde görülüyor. Gazetede mobbinge uğrayan (psikolojik baskı) üst düzeyde bir yönetici konumdaki gazetecinin, isim vermeden sanal aleme de servis yaptığı yazılı açıklamaları, Sedat Simavi ve oğlu Erol Simavi’nin kemiklerini sızlatacak cinstendi. Bu gazeteci ‘’Öncelikle son yıllardan başlayalım’’ diyerek Hürriyet Gazetesinde yakın tanığı olduğu olayları şöyle anlatıyordu: 

Ahbap-çavuş ilişkileri 

'’Bir gazete düşünün ki, genel yayın yönetmeni (Ertuğrul Özkök) eski damadını (Ercan Saatçi) sporun başına getirsin. Bir ara Doğan Müzik Company’nin de başına atamıştı. Ama nereye koysa eski damat başaramadı. Sekreteri Şermin Terzi’yi yazar yapsın. Kızı Gülümsün Özkök’ün yayın yönetmenliğinden sonra kudret sahibi olduğundan, TV2’nin başına getirdi. Yakın dostu Özlem Gürses’i kızının yönettiği kanalda program sahibi yaptı. Arkadaşı Yonca Tokbaş’ı Kelebek’e yazar tayin etsin.’’ Özkök’ün tanıdıklarını sağa-sola yerleştirmesinin ne sakıncası olabilir?..’’ demeyin. Gerçek medya emekçileri, gerçek yetenekler umutları kırıldıkça Hürriyet’ten ayrıldı. Hürriyet bu yüzden battı. Özkök’ün gaz verip yükselttikleri arasında Ezgi Başaran’ı, Kanat Atkaya’yı, alemin ağzı ile en iyi laf yapan Sebati Karakurt’u ve krallığının daha pek çok prensini, prensesini de saymak mümkün.. 

Grubun Eyüp Can sevdası, Özkök’te de fazlasıyla görülüyordu. Yerine yetiştirdiği stajyer yayın yönetmeni Zaman gazetesi kökenli Eyüp Can idi. Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu, yayın yönetmeni olarak atanınca küsüp Referans gazetesine dönen Eyüp Can’ın, bunalımını atlatmak için odasını rekor bedelle dekore etmeye kalktığını da not düşelim. Eyüp Can’ı en sevenler kervanında başı çeken Vuslat Doğan Sabancı bile, faturayı görünce afallamıştı. Muhabirlerin 10 liralık taksi fişini dert eden bir gazete, şımarık yayın yönetmenlerinin, yazarların ve yöneticilerin lüks harcamalarını ödemekte sakınca görmemişti. 

Enis Berberoğlu’nun yayın yönetmeni olduğu gün ilk icraatı ise, gazetecilik adına kayda değerdi. Kelebek yazarları Melike Karakartal ve Melis Alphan’a oda vermişti. Şimdilerde kalemini satmadı, kırdı diye yüceltilen Melis Alphan’ın yükselişi, apayrı bir yazı konusu idi. Kısaca Aydın Doğan’ın en küçük kızı Begümhan Doğan Faralyalı’nın, Londra’dan kankası olduğunu belirtelim.Hanzade Doğan Boyner ile de pek sıkı fıkı idi. Melis Alphan Türk medyasının mafyası idi. Öyle ki Milliyet’teki yıllarında kimi gazetecileri işten kovdurmuş, yükselişine engel olmuş, kimi arkadaşlarını da köşe yazarı yaptırmıştı. Milliyet’in Demirören’e satışından hemen önce, Hürriyet’e transfer edilmişti. Kimi ayak kaydırma hamlelerini, yakın dostluk kurduğu yayın yönetmenleriyle yapacak kadar alçak gönüllü idi. Anlayacağınız, patronun adamıydı. Karakterine uygun olarak sağa sola çemkirdiği moda yazarlığından, siyaset yazmaya cüret etmesi şımarıklık değilse nedir? Ayağını kaydırdığı Sibel Arna, Nilay Örnek gibi bütün isimleri yazmaya kalksak sayfalar tutar. 

Berberoğlu tıraşı 

Enis Berberoğlu, sahip olduğu gazetecilik yeteneğinin tersine, bir gazla girdiği Hürriyet’te duman olmuştu. Ne gazeteyle yeterince ilgilenmişti, ne de çalışanlarla. Bütün beceriksizliğine ve ilgisizliğine rağmen, beş yıl o koltukta oturmuştu. Onun pasif döneminde Eyüp Can önderliğinde Referans’ı batıran kadro, Radikal gazetesini ele geçirmişti. Nice değerli isimler kaçırılmıştı. Radikal’i de tarihin tozlu sayfalarına gönderen ekip, Hürriyet’in içine sızmıştı. Eski Referans çalışanlarının en büyük kalesi, Hürriyet ekonomi olmuştu. Zaman gazetesinden gelen Eyüp Can’ın en has adamı Sefer Levent, ekonomi müdürü olduktan sonra, servisi yavaş yavaş tasfiye etmişti. Ekonominin en parlak kalemlerinden Demet Cengiz’i mobbing yaparak kaçırmıştı. Son kurbanı ise, Gila Benmayor’du. Yerlerine Referans’ın renksiz, vasat eğitimli, dil bilmez isimleri getirilmişti. Keza Hürriyet eklerde de durum buna benzerdi. Neyyire Özkan zamanından kalan kadro, tümüyle yok edilmişti. Berberoğlu’nun ilk günlerinde, eklerin başındaki Emre İskeçeli yazı işlerine çekilmiş, yerine Fatih Çekirge’nin referans olmasıyla İskender Baydar getirilmişti.İskender Baydar gösterdiği iyi performansa rağmen görevinden alınmış ve beklemede bırakılmıştı. Babali’de bir göreve tayin edilmesi unutulan tek isim İskender Baydar olabilir. Mehmet Yılmaz’ın yeğeni Çınar Oskay, eklerin başına geçmişti (Hürriyet’te öyle amcan, dayın, arkadaşının babası filan yoksa, bir kariyer tabiiki hayal edemezsiniz). Oskay’ın yönetiminde çıkan ekler okurun ilgisini hiç çekmemişti. 

Berberoğlu, yayın yönetmenliği sırasında tüm bu olup bitene seyirci kalmış, yenen haklara sahip çıkmamıştı. Yayın yönetmenliğinden ayrılınca koltuk boş kalmıştı. Türk medyasının amiral gemisinin bir yayın yönetmeni adayı dahi yoktu. Saçma sapan isimler havada uçarken Oray Eğin işaret edince, akıllarına Sedat Ergin gelmişti. Detaylarda boğulmaktan büyük resme bakmayı asla beceremediği Milliyet’i yönettiği yıllardan bilinen Sedat Ergin de, Hürriyet’in içini eski Milliyetçiler ile doldurmuştu. İleride Hürriyet’e yayın yönetmeni olmasına kesin gözüyle bakılan, yaşının genç olması nedeni ile bekletilen Emre İskeçeli ise, Sedat Ergin’in mobbingine uğrayarak Hürriyet ile yollarını ayırmıştı. Yani bugün elinize alıp okuduğunuz Hürriyet’in içinde, fosil yakıt olabilecek yaştaki bazı yazarları çıkarırsanız, Hürriyetçi kalmadı.

Melis Alphan'ın açıklaması

Yazıda adı geçen gazeteci Alphan, Medya Günlüğü'nün Twitter paylaşımı için şunları yazdı:

"Hakkımda böyle asılsız, palavra ve iftira suçuna giren cümleler kuran bu iğrenç yazıya gerçekmiş gibi yer verdiğiniz için hakkınızda suç duyurusunda bulunacağım. Bu yaptığınız iftira suçuna giriyor. Ne kolay çamur atmak di mi? Siz dedikodu yaparken biz haber yapıyoruz."