Haydi değiştirelim!

Haydi değiştirelim!

26 Nisan 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Eski Arbat’ın girişinde, yani Dışişleri Bakanlığı'nın önünde otobüslerden arı gibi Uzak Doğulu turistler boşalıyor. Fotoğraf saplantılarından mı tutkularından mı bilinmez ama bir kargaşanın içinde buluyorum kendimi. Her şeyi böylesine kaydetmeye çalışmaktan ilginçlikleri mi kaçırıyorlar yoksa? 

Aralarından salimen geçip müdavim kemancının ezgileriyle turuma başlıyorum. Moskova’daki Arbat caddelerini birbirinden ayıran eskilik yenilik konusu değil elbet. Yapıları ve özellikleri farklı kılıyor onları. Yel kaçkını ihtiyarlar gibi esmeyen Eski Arbat’ı tercih ediyorum. Karanlık çoğalırken lambalarında patlayan sarı tonu ve ilginçlikleri bir de… 

Gençlerin yüksekçe bir yere çıkıp şiir okuması, teatral gösteriler, onlara kulak veren kalabalık takdiri hak ediyor. Coşkuyla şiir okuyan o gençlere özeniyorum bazen. 

Güzel tablolara bakarak ilerliyorum. Matruşkalar, hediyelik eşya satan mağazalar ilginçlik katıyor. Farklı kültürlerden restoranlar uzanıyor cadde boyunca. Müzik dinletileri, gösteriler, portre çizen ressamlar… 

Arbat için sıradan bir gün işte. Fakat ilginçlikler seziyorum çok geçmeden. İki genç sırtları dönük şekilde bana doğru ilerliyor. Neden böyle yapıyorlar diye düşünüyorum bir an. Aralarındaki bir şaka olmalı deyip geçiştiriyorum konuyu. Ama sonrasında gördüğüm şey kolayca geçiştirilebilecek gibi durmuyor. 

Elinde yazı tutan bir kadın var. Büyükçe bir kartonda “Haydi değiştirelim!” yazıyor. 

Evet gerçekten böyle yazıyor. Gelip geçenler kadına bakıp gülümsüyor, sonra da yollarına devam ediyor. Ne demek şimdi bu?  

Onu  yavaşça geçiyorum önce. Sonra da merakıma yenilip geri dönüyorum. Selam verip söze giriyorum. 

“Ne anlama geliyor bu? Neyi değiştirmek istiyorsunuz?” 

Kırklı yaşlarında zayıfça bir kadın sorulara hazırlanmış gibi başlıyor konuşmasına. 

“Merak etmeyin, gelip geçenlerin cepleri ile kendi boş ceplerimi değiştirmek değil amacım. Ya da onların neşeli halleriyle kendi dertlerimi takas etmek niyetinde değilim. Dört kişi ile paylaştığım kırk metre kare evimi de değiştirmek istemez kimse. Ve düzeni değiştirmekten de söz etmiyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın!” 

Durakladığı anda “Evet bunlar değil belli ki, peki ya nedir öyleyse? Yoksa bir hikâyenin mi peşindesiniz?” diye soruyorum. 

“Sonuçta bu dünyayı daha ilginç ve değiştirilebilir kılmıyor mu hikâyeler” deyip gülümsüyor. Sonra da ciddileşiyor. “Sizinle neyi değiştirebiliriz mesela?”, diye soruyor. 

“Bilmem, ani oldu soru. Hem değişim dediğiniz şey kolay mı? Onu hazırlayan koşullar lazım önce.” 

“Evet doğru, değişim birden olmaz tabi. Bir yazarın dediği gibi sıfırı görmeden başarılamaz. Ama ben daha basit şeylerden söz ediyorum. Bakın, madem merakınıza yenildiniz ve yanıma geldiniz. Şimdi şunu yapacağız: Yerimizi değiştireceğiz sizinle. Kartonu siz tutmaya başlayacaksınız. Ben bir süre dolaşıp geri geleceğim.” 

Yazının birden ellerime nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Ve O ortalarda görünmüyor. Caddenin ortasında öylesine kalıyorum. Kalabalık o uysal halinden tekinsiz bir topluluğa dönüşmüş gibi geliyor.  

Tanıdık birine rastlayacağımdan endişe ediyorum önce. Sonra hikayenin bir parçası olduğumdan mı bilinmez bir rahatlama geliyor. İnsanlar bir anlam çıkarabilmek için dikkatle bakıyor geçerken. Gülümsüyor kimileri. 

Arbat Caddesinde elimdeki tuhaf yazıyla dururken hep hayal ettiğim o şeyi düşünüyorum bir an. Tıpkı o gençlerin yaptığı gibi yüksekçe bir yer çıkıp şiir okumayı. Pasternak’tan mesela. “Öyledir, öyle başlar”, neden olmasın? 

Fakat korktuğum şey başıma geliyor ve tanıdık bir aileyi fark ediyorum. Onlar beni görmeden kartonu yüzümün önüne getiriyorum. O sırada çocuk annesini çekiştiriyor: 

“Anne gördün mü, adam yüzünü değiştirmek istiyormuş!” 

Arbat’taki ilginçliklere alışkın olduğu anlaşılan anne gülümsüyor. Onun yerine baba giriyor söze: 

“Evet oğlum kafayı değiştirmek istiyor demek ki.” 

“Ben de öyle dedim ya işte!” 

“Hayır, ikisi farklı şeyler, sonra anlatırım ben sana.” 

“Şimdi anlatsana!” 

Aile uzaklaşınca yeniden önüme getiriyorum kartonu. Düşünceler içinde, kalabalığın tepkisini tartarak dururken söz verdiği gibi geri dönüyor. Beni soktuğu duruma sitem ediyorum.  

“Bunu yapmak zorunda değildiniz!” diyor sakince. 

“İyi de neydi bunun amacı?” 

“Hiçbir amacı yoktu. Öylesine bir şey denedim işte.”  

“Neden böyle bir ifade seçtiniz peki?” 

“Aslında işin aslı şu: Evet ilginçlik olsun diye büyükçe bir kartona “Haydi değiştirelim kendimizi” yazıp bir süre burada tutmak istemiştim. Ama sonra daha da ilginç olsun diye son kelimeyi yazmamaya karar verdim. Kim ne anlarsa işte. Yani herkes değiştirmek istediği şeyi kendi düşünsün!” 

Bu sırada kartonu elimden alıyor ve yuvarlıyor. “Hikayenin sonuna yaklaşıyoruz” deyip kalabalıktan biri oluyor.  

Caddede öylece kalıyorum bir süre. Sonra düşüncelerimi düzene sokmak için yürümeye başlıyorum. 

Haydi değiştirelim kendimiziymiş!, kolaydı sanki, deli mi ne? 

Şair Bulat Okudzhava heykeli önünden geçerken duraklıyorum. Gençlerin üzerine çıkıp şiir okuduğu o taşı süzüyorum bir süre.

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın