Hayatı güzelleştiren her şey değerlidir

Hayatı güzelleştiren her şey değerlidir

30 Eylül 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Var olan her şey gibi, ben dahil herkes, var olmaya çalışarak ya da bunun tersi var olmayarak hiçliğe gidiyoruz.. 

Nasıl ki etrafımızdaki gördüğümüz her şey atomlardan, her atom pozitif ve negatif taneciklerden oluşursa, aynı şekilde insan dahil her bir şeyin negatif ve pozitif değeri kendi özüdür. Nasıl ki insan atomlardan oluşuyorsa, onu meydana getiren duygular, düşünceler ve davranışlar için de aynısını söyleyebiliriz. Burada insandan bahsederken, gündelik hayatın işleyişinde dışarıdan ve içeriden gelen duygusal, düşünsel baskıdan dolayı yaşamını tam anlamıyla yaşayamayan bir canlıdan söz ediyorum. 

İnsan fiziki yapı olarak, doğa karşısında bazı canlı türlerine oranla dünyaya daha zayıf ve güçsüz gelir. Bu yetersizlikten kaynaklandığı için mi bilinmez, her insanın varoluşunda bir eksiklik, yetersizlik, değersizlik duygusu mevcuttur. İnsanoğlu çocukluk dönemi dahil diğer canlı türlerine göre zayıf, yardıma muhtaç, güçsüz bir varlıktır. İnsan, doğa güçlerine ve bazı hayvan türlerine oranla zayıf bir varlık olduğu için sürekli bu yetersizlik durumundan kurtulabilmek için büyük bir çabanın içerisindedir. Bu nedenle, her insanın varoluşunda eksiklik duygusu vardır. İnsan, çocukluk döneminden itibaren yaşamına çaresizlik içinde başlar. Çocukken düşleri yoldaş, umutları arkadaş, hayalleri sırdaş olur. 

İnsan, çocukluk evresinden beri sürekli hayatı, doğayı anlama, kavrama çabası içerisine girdiği için cılız duyguları hem ruhunda hem de bedeninde hissetmektedir. Yaşadığı psikolojik, sosyal, çevresel sıkıntılara karşı sığınabileceği tek güvenli liman, insanın kendi iç dünyasıdır. Yaşamın değeri, önemi, insanın amaçlarından beslenir, bu duygu ve düşünceler, hayata karşı insanın amaçlarına ulaşma isteği, hayata karşı motivasyonunu artırır. 

Çocukluk yıllarındaki duygusal zorlanmalar, ergenlik döneminden itibaren baş gösteren olumsuz duygular yaşadığı hayatı zorlaştırır. Bu sorunlardan dolayı sürekli kendisine adapte olamama, insan ilişkilerinde uyum sorunu da eklenince kişideki yetersizlik duygusu yerini değersizlik, yetememe duygusuna bırakmıştır. Bence, yetersizlik, değersizlik duyguları, sosyal ilişkilerde uğradıkları haksızlık, hakaret, beklentilerine cevap alamayışı, insanlardaki reddedilmişlik, hayal kırıklığı duygularını oluşturur. Bu duygular, insanın yaşamını olumsuz tetikleyen zihinsel, psikolojik, sosyolojik sebeplerdir. Bu tür durumlarda insanlar günümüzde değersizlik duygusu karşısında çeşitli savunma mekanizmaları geliştirip değersizliklerine karşı varlıklarını, öz cevherlerini korumak için örneğin aşırı yemek yeme, anlamsızca ağlama ya da karamsar düşünceler üretme yoluyla aslında kendisinde bulunmayan bir kişiliğe sarılır. Ekonomik, kültürel, psikolojik ve sosyal olarak yaşadığı bütün problemlerin kökeninde değer duygusunun azlığı ya da yetersizliği yatar.  

Değersizlik duygusu, kişinin kendisini toplum içerisinde veya iç analizlerinde kendi kendisini önemsiz görmesi, genel olarak varlığının ya da yokluğunun bir değer taşımadığı duygusuna sahip olmasıdır. Burada ifade etmek istediğim, kişi hem toplum içinde hem de iç dünyasında kendisini başarısız, yetersiz veya kusurlu görmekte, öyle hissetmektedir. Bu his ve düşünceler güçlü etkilere sahiptir. Çoğu zaman kişi bu düşüncelerden dolayı toplum içinde kendisini rahat hissedemediği gibi iletişim sorunları da yaşar. 

Aslında bu durum kişinin ruhsal olarak kendisini koruma altına almak istemesinden kaynaklanır. Hayat karşısında kendisini yetersiz, diğer insanlar karşısında ise değersiz hissetmekten kurtulmasının yolu, insanın yaşadığı ana odaklanması, her şeye inat gülmesi, zayıf ve kusurlu yanlarını kabul ederek kendisine ve diğer insanlara karşı hoşgörülü olmasıdır. Zihnin ilettiği mesajları doğru algılamalı, duygularının farkında olmalıdır. İnsanın bu noktada yetersizlik ve değersizlik duygusuyla baş edebilmesi için çok büyük çaba sarf etmesi gerekir. 

Değersizlik duygusu, insanın kendisi hakkında olumsuz ama gerçekçi bir tutum sergilemesidir. İnsan, çözülmesi gereken sayısız problem karşısında efor sarf edip bu problemlerini çözme çabasına girer. İşte yaşam koşullarından olsa gerek, insanlar hayatın anlamı ve günlük yaşamın biçimlendirilmesi konusunda alternatif yollar arasından bir tercih yapamaz, tıkanıp kalır. 

Bu hissettiğimiz yetersizlik ve değersizlik duyguları, genellikle kişinin yetişme tarzından ve aile ilişkilerinden kaynaklanan psikolojik bir sorundur. Bu değersizlik duygusu bazı zamanlarda insanı boşluğa sürükleyen duygu karmaşasından kaynaklanır. Bilemiyorum, geçmişte olmuş bitmiş olumsuzluklardan olsa gerek, ruhumun düşünceleri, duyguları harekete geçirirken karamsar oluveriyor insan. 

Endişe ve korkuyla karakterize edilen, sıkça mantıksız kuruntularla bilinen ben! Gördüğüm her taşın içinde kalp, her kafanın içinde beyin var sanıyorum. Yanılıyorum. Bu yüzden mutlu olamıyorum. Gündüzün aydınlığa, gecenin karanlığa gömülmesi ile beliren mutsuzluk. Değişsin artık bir şeyler dersin, bir türlü değişmez şartlar. Mutsuzluk yayılır her tarafıma, hiç kimse feryadımı duymadan, yüreğim sevgiye, değere, mutluluğa aç, felçli biri gibiyim. Anne karnındaki bir çocuk gibi büzülmüşüm. Ama bilirim ki küçük bir umut da vardır. Belki de geçer zamanla bu acılarım. Düşlerim yorgun, çekip gitmek var ya... 

Öyle bir noktaya geliyorsun ki, kendini bulman gerekiyor. Kendini bulamamanın, yokluğun sebebini düşünüp, değersizlik ve yetersizlik içinde boğulup kalıyorsun. Boşluktasın, o boşlukla birlikte kaplar insanın içini değersizlik duygusu, sonra bu içindeki boşluğun ne olduğu bilmediğin bir kabartı yüreğini doldurur. Düşünceler hep aynı noktada kilitlenir. Bu hayattaki yorulmuşluğun umursamazlığına kavuşana kadar sancı içerisinde kıvranıp tutunacak dal arayışı içerisinde yitip gidersin. Öyle değil mi? Yaşamın değeri, önemi, insanın amaçlarından beslenir. Bu duygu ve düşünceler, hayata karşı insanın amaçlarına ulaşma isteği, hayata karşı olan yaşam sevincini artırır. İşte bu değersizlik ve yetersizlik duyguları içinde hiçliği var eden varlık, evrenin de var olmasının nedenidir. Bizim var olmamızın nedeni de hiçliktir. Yaşadığımız evren, duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut, genel tasarımı, anlamıdır. Böylece kavramların, simgelerin olduğu bir dünya içinde doğup, hayatımızı devam ettirip, göçüp gidiyoruz. Değersiz ,yetersiz bir şekilde hissederek. 

Üstüne basa basa ifade etmek isterim ki, üretilen, var olan, var edilen her şey değerlidir. Herkes ve her şey değerlidir. İnsan şunun farkında olmalı: Beni ben yapan her özelliğim, benim kim olduğumu gösterir. Beni herkesten ayıran farklılığım dış görünüşüm değil; düşüncelerim, yaşayış tarzım ve duygularımdır. Çünkü öyle varlıklarız ki, her geçen gün değişebiliriz. Evrensel nitelikte olan değerler, değişmediği hâlde biz sürekli ani duygu, düşünce gelgitleri yaşıyoruz. Fakat şöyle bir gerçek var ki, bizi biz yapan insani değerler kolay kolay değişmez. Kendini bilen, ne istediğini bilen, hayatına, bu hayatın gerçekliğine ve ben bilincine bir anlam katmış olur. O halde yetersizlik, değersizlik duyguları belirli kriterlerin oluşmasına bağlıdır. Bu kriterler bir dış etken tarafından mı yoksa iç etkenler tarafından mı oluşuyor? Bildiğimiz, farkında olduğumuz an bu olumsuz duygulardan kurtuluruz. İnsan her şeyden önce toplum içinde yaşayan sosyal bir varlık olduğu için kişiliğinin ortaya çıkmasında ve şekillenmesinde yaşadığı çevrenin etkisi altındadır.  

Burada kişinin içinde bulunduğu toplum, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını belirleyici rol oynadığı görülür. İnsanı var eden aile olduğu gibi, içinde yaşadığı toplum da bu değersizlik, yetersizlik duygusunun gelişmesinin kaynağıdır. Bu sır da çocukluğumuzda gizlidir. Eğer bir kişi hayatına eşlik eden ,yol arkadaşı olan değersiz, yetersiz duyguları hissederse bilin ki o kişide bu duygular çocukluğundan miras kalmıştır.  

Erich Fromm’un ifade ettiği gibi, her şeyi sevmenin ön koş̧ulu, kişinin kendisini sevmesidir. Kendini sevmek ve öz güven kavramları ile eş̧ anlamlı olup sevebilme, güvenme, yaratıcılık ve kendini ifade edebilme özellikleri, öz güvenin yansımalarıdır. Bu toplumsal olguların bir ürünüdür, ilk oluşumları aile içi iliş̧kiden kaynaklanır. 

Dikkat ettiniz mi, her şeyin, bütün duyguların besleyici kaynağı aile olup her şey ailede başlıyor. 

Zaman zaman herkes kendini değersiz hissediyordur, yaptıklarından pişmanlık duyarak, en kötüsü hatayı sadece kendinde arayarak. Kendimden bilirim, hep insanların hayatlarında köprü, kilometre taşları oldum. Hiç kimseyi kırmamak, herkesi mutlu etmek için tavizler verdim. "Karşımdaki insan mutlu olsun ben de mutlu olurum" dedim. Tanıdığım herkesin mutluluğunu istedim. Onlar mutlu oldu, bana ise hep mutluluğun arkasından bakmak düştü. En acısı, en can yakanı ise gün gelip o insanların senin onların mutlu olması için verdiğin çabayı göz ardı etmesiydi. 

O zaman şunu anlıyorum ki, Charles  Bukowski`nin dediği gibi, insanların seni en çok sevdiği zaman, onların işine en çok yaradığın zamandır. İnsan en büyük hatayı birisine gereğinden fazla değer verdiği zaman yapar.  

Kısacası size naçizane tavsiyem, hayatınızdaki insanlara çok değer verirseniz giderler. Değer vermezseniz de giderler. Yani insanlar giderler... Çok uğraşmayın. Önce kendinizi sevin. Son olarak, her yeni güne kendinize değer vermekle başlayın. Sizin kendinize vermediğiniz değeri kimse size vermez!..