'Hakan'ımız böyle buyurdu...

'Hakan'ımız böyle buyurdu...

27 Ağustos 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, gazetecilik mesleğini bırakacağını açıklayan Fox TV ana haber sunucusu Fatih Portakal için imalı şekilde, "Kişisel bir başarısı var mıydı" diye soruyor.

Hakan'ın 25 Ağustos'ta kaleme aldığı köşe yazısında Portakal hakkında söyledikleri tam olarak şöyle:

"Emekliye ayrılmış. Hayırlı olsun. Güzel bir emeklilik geçirsin... Kişisel bir başarısı var mıydı? Elbette vardı! Ancak bu kişisel başarıda ülkenin içinde bulunduğu politik atmosferin payı çok yüksekti. Alanında rakipsiz kalmış olmanın semeresini bol bol yedi. Üstelik habercilik alanında çığır falan açarak değil, daha çok ahkâm keserek... Başarısı, bu çerçevede bir başarıydı yani..."

Bu satırlarda en çok "kişisel başarı" ifadesi dikkatimi çekti.

Hakan'ın "kişisel başarıları" nelerdi acaba?

Garip ama 37 yıldır mesleğin içine olan bir kişi olarak "ünlü" bir meslektaşın "gazetecilik başarısı" hakkında bilgiye sahip olmadığımı fark ettim. Bunun üzerine  Wikipedia'ya başvurmaya karar verdim.

Nerede doğduğu (Yozgat), kaç yaşında olduğu (53) ya da hangi okulda okuduğu (İmam Hatip) beni ilgilendirmiyordu.

Asıl önemli olan gazetecilik geçmişiydi.

Wikipedia'ya göre, 1993-1994 yıllarında TGRT'de muhabirlik, 1995-2003 arası Kanal 7'nin haber müdürlüğü ve ana haber spikerliği yapmış, 2004'te Kanal 7 ile anlaşamayarak istifa etmiş. Köşe yazarlığı serüvenine Yeni Şafak'ta başlamış, daha sonra Sabah'ta çalışmış. Kanal D haber dairesi başkanlığını üstlenmiş. Şu anda CNN Türk'te Tarafsız Bölge programını sunuyormuş."

Kaba bir hesapla 27 yıla varan gazetecilik öyküsünü yukarıdaki paragraf özetliyor.

Peki herhangi bir "gazetecilik başarısı" var mı?

Televizyonda haber program sunmak, sunuculuk yapmak başarı kabul edilmezse ki, edilmemesi gerekiyor, "başarı" hanesine yazılacak bir bilgiye ulaşamadım.

Şu anda gazetenin durumu ne olursa olsun Hürriyet'in genel yayın yönetmenliği her şeye rağmen önemli bir görev.

Tamam ama bu göreve gelmesini sağlayacak bir "başarı"yı hâlâ göremiyorum.

Hürriyet'in son genel yayın yönetmeninin "liyakat"a göre seçildiğini düşünen var mı?

"Başarı"dan ne mi anlıyorum?

Eskiden yani 1980'lerde ve 1990'larda yani medyanın henüz tam anlamıyla hayatımıza girmediği zamanlarda basın sektöründe çalışanlar en azından ismen birbirlerini, yaptıklarını, başarılarını bilirdi. Örneğin, falanca gazeteci şu özel haberi yapmış, aylarca uğramış, gazetecilerle konuşmayan ünlü falanca kişiyle röportaj yapmayı başarmış ya da filanca konuda ses getiren bir yazı dizisi hazırlamış...

Mesela rahmetli Mehmet Ali Birand'ı yazdığı köşe yazılarıyla mı hatırlıyoruz yoksa dünya liderleriyle yaptığı röportajlarla mı?

Peki, köşe yazısı, fikir yazısı yazmayı "gazetecilik başarısı" olarak kabul edebilir miyiz?

Elbette hayır.

Türkiye'de zaten muhabirlik uzun süredir küçümsendiği için herkesin gözü bir gazetede köşe kapmakta. Bugün köşe yazarlığı yapanların bir bölümünün gazetecilik geçmişi, hayatında tek bir satır haber yazmışlığı bile yok.

Yeniden konumuza dönecek olursak...

Kusura bakmasın, Hakan'ın Portakal'da bulamadığı "kişisel başarı"yı ben de onda bulamadım.