Hak mücadelesiyle geçen 33 yıl

Hak mücadelesiyle geçen 33 yıl

22 Eylül 2020 Salı  |   MG Özel

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Koronavirüsünün kısıtlayıcı koşulları ve işyerlerinin kendilerini; özellikle ‘home office’ yönlü çalışmaya ilişkin örgütlemeleri; iş yerlerindeki çalışan sayısında ciddi bir azalmaya da yok açtı. Zaten son 40 yıldır; hem sendikalı dönemin sözleşme yapma tarihleri yaklaştığında, hem de "Bulut geçiyor, yağmur yağacak galiba" diyerek, gazeteci meslektaşlarımız; bir kuruluştan öbürüne; öbür kuruluştan berikine kovula-koştura, hep kapının dışında kaldı… Buna ben de dahilim. 3 kez Milliyet’ten kovuldum; bir kez BirGün’den gönderildim ve birer kez de Evrensel ve Özgür Gündem’den de ayrıldım ama sebepleri özlük hakları falan değil, gazetecilik yapmaya ilişkin hem iç hem de dış koşullardı…

İşten atılınca da kara listeye alınıyor ve zaten birkaç işverenin elinde olan onlarca gazete, dergi, radyo ve TV için iş başvurusu yapamıyorsunuz… Başka işlere dönüşler başlıyor ki, bu da masa üstü yayıncılık oluyor çoğunlukla ve birkaç kuruş paranızı da bir yıl dolmadan kaybediyorsunuz… Bu kronik hale gelmiş güven(ce)siz iş ortamına ilişkin kimi meslektaşlarımızla konuşmak istiyoruz.  

Niyedir, nedendir, sizin özgün örneğiniz ve sebepleriniz neydi; işten atılmalar sonrası medyada kalabildiniz mi veya başka çıkış yolu olarak nelere başvurdunuz gibi, sorularımız olacak ki, sorduk zaten… Eski kuşak meslek büyüklerimiz işten atılmaları için fazla bir şey demiyor… Mesela Milliyet Yazı İşleri’nden Azer Bortaçina, "Tamam, bu gazeteye giren emekli olur denirdi ama sonsuza kadar da sandalyeye yapışmamak lazım" deyiverdi. 30 yıl çalışmıştı. Başka bir Milliyet yazarı ise, bunun tersini yaptı ve 30 küsur yıl çalışması sonrası atılınca, üzerine bir kitap yazdı. Şimdilerde Cumhuriyet yazarı olan Zeynep Oral’dan söz ediyorum. Haklı yanları da olsa eski isimler bağımsız gazetecilik yapacak çevre ve beceriye sahipler; gençlere yol açmak da lazım, bence de. Ama gençler de örneğin şu son 20 yılda işsiz kalmaktan akıllarını kaybettiler neredeyse; zaten yazdıklarınız üzerinden hapse girmek tehlikesi her saniye varken, bir de…  

İlk söyleşimizi; gazeteci, TV yönetmeni ve yazar; DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren ile yapıyoruz… 

"33 yıldır bu meslekteyim…" 

Meslekte 30 yılı devirdim üç yıl önce. Bu sürede çalıştığım gazete, dergi ve televizyonların listesi bile hayli uzun. Bu kadar çok yer değiştirmemim nedeni ya zaman zaman işten kovulmam ya da daha iyi olanakları tercih ettiğim için kendi isteğimle işten ayrılmamdı.  

Bu durum aslında bir dönem hâlâ medyada rekabetin sürdüğü, bir gazete veya televizyondan ayrılan gazetecinin bir başka yerde kolaylıkla iş bulabildiğini de anlatıyor sanırım. Tabii 90’ların sonuna doğru ‘lanetliler’ oluşmaya başladı. Medya patronları kendi aralarında anlaşıp bu ‘lanetliler’i asla çalıştırmadılar da. Ama bu lanetliler meselesi asla bugünle kıyaslanamaz. 

Mesleğe ilk başladığım yıllarda (daha 20’li yaşların başlarındaydım) gazetecilik hâlâ prestijli bir meslek sayılıyordu. 80’lerin sonunda başladım gazeteciliğe yani 12 Eylül’den hemen sonra ve darbenin etkisi henüz sürüyordu. Gazetelerde, ardından açılan ilk özel televizyonlar ve radyolarda tüm eleştirilerimize rağmen hâlâ gazetecilik yapılabiliyordu. 

Benim kişisel deneyimime göre, ilk kırılma 90’ların hemen başında Milliyet’te yaşandı. Toplu sözleşme süresi geldiğinde uzlaşma sağlanamadı ve gazetede grev kararı alındı. Kararın alındığı gün (daha doğrusu gece) sendika, gazete patronuyla uzlaşıp kötü bir toplu sözleşmeye imza attı. Bu aslında bir yenilgiydi. Buna tepki gösteren  sendikanın İstanbul şube yönetimi istifa etti diye, hatırlıyorum. Ardından gazetede hızlı bir sendikasızlaştırma operasyonu başladı. Bu, gazetecilerin örgütsüzlüğü kabul ettiği tarihin başlangıcıdır bana göre. Mesleğin bugün geldiği durumun önemli bir dönemecidir. 

*** 

Gazetecilik uzun bir süredir baskı altında. Kuşkusuz daha önce de baskı vardı, ama her gelen gün bir öncekini aratır durumda oldu. Var olan iktidar baskıyı sistematik hale getirdi.  

İktidar ve medya ilişkileri…

Unutmayalım iktidarın ilk büyük operasyonları medya üzerinde oldu. TMSF veya şaibeli işlemlerle gazeteler, televizyon kanalları el değiştirmeye başlandı. AKP iktidara ilk geldiğinde şimdilerde merkez medya denilen Doğan grubu, NTV gibi kanallar ise gönüllü iktidar destekçileriydi. Uzatmayayım. İktidarın medyaya yönelik mali operasyonu Demirören grubunun Doğan grubunu ‘satın alması’yla sona erdi. Tüm bu operasyonlar sırasında yüzlerce gazeteci işinden edildi. İktidarı eleştiren her gazeteci işinden edildi. Hatta teknik işleri yapanlar bile sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek işten atıldı. 

Ama medyaya bu çöküş iktidarı tatmin etmedi, edemezdi de. Televizyon kanalları birbirinin aynısını tekrar eden ‘tartışma programları’ ile doldu, gazetelerden atılan köşe yazarlarının yerini iktidara methiyeler düzenler aldı. Tabii ki haber kanallarının izlenirliği düştü, gazetelerin de tirajları. İktidar tarafından doğrudan ele geçirilen ya da biat ettirilen her medya organı değer yitirdi. 

***

Bir de biat etmeyen gazetecilik yapmaya çalışanlar vardı. Onlar çok zor koşullarda işlerini yapıyor ve büyük ekonomik zorluk içindeler. Üstelik buna rağmen halen büyük baskı altındalar. Gazeteler Basın İlan Kurumu, televizyon kanalları RTÜK tarafından eziliyor. Üstelik unutmayalım OHAL döneminde onlarca televizyon kanalı, gazete, haber ajansı, internet sitesi de keyfi biçimde kapatıldı. Bunlar arasında artık çok izlenmeye başlayan İMC de vardı. Sadece o dönem yüzlerce gazeteci işsiz kaldı.

Şimdi hem biat etmeyenler yollarına devam etmeye çalışıyor, hem de yeni mecralar doğuyor. Ama beni endişelendiren yok olan medyanın yerine doğanın eski alışkanlıklarını sürdürme eğilimi. Yani varlığını emek sömürüsü üzerine kurmaları. “Ben zaten iktidar baskısı altındayım, sen de karın tokluğuna çalış” eğilimi çok ürkütücü. 

Ama bu durumun değişeceğini umuyorum. 

***

Benim en son kovulduğum yer Cumhuriyet gazetesi oldu. Bilinen laftır gazeteciliğin emekliliği olmaz. Bir şekilde sürdürülüyor meslek. Benim durumum biraz özel galiba. Gazetecilerin de örgütlendiği bir sendikanın başkanıyım aynı zamanda. Vaktimin önemli bölümü basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılara karşı elimden geldiğince karşı durmakla geçiyor. Mesleğimi ise bazı ‘freelance işler’le yapmaya çalışıyorum. Ama umutsuz değilim. Yeni bir gazeteciliğin doğacağına, bunu da genç meslektaşlarımızın yapacağına inanıyorum.