Hadi aynaya bakalım!

Hadi aynaya bakalım!

18 Haziran 2020 Perşembe  |   Serbest Kürsü

İnan Özbek

Aynamız kırık ya da bir dev aynası değilse olanı olduğu gibi dürüstçe yansıtacaktır. Normal olduğunu düşündüğümüz aynayı kendimize ve toplumumuza şöyle bir tutalım. 

Toplumumuzda devletten ve de genel olarak sistemden şikayet etmek yaygın bir alışkanlıktır. Yaşadığımız birçok olumsuzluk ya da aksaklık karşısında derhal devleti ve sistemi sorumlu tutarak topu oraya atmak kolaycılık olduğu gibi oldukça da sorunlu bir tavırdır.  

Devleti toplumun dışında hatta üzerinde konumlandırarak, onu halkının doğrudan bir uzantısı değil de ayrı bir varlık olarak gören söz konusu bu genel bakış, birçok sorunu beraberinde getirmektedir. 

Halbuki devlet ya da sistem denilen şey, toplumun aynası olarak onu olduğu gibi yansıtan, toplumun tam olarak neye benzediğini çok net bir biçimde gösteren bir olgudur aslında; diyebiliriz ki toplum ne ise devlet de odur, ne eksik ne de fazla… 

Toplumun birer üyeleri olan kamu görevlilerini çıkardığımızda, devlet dosyalardan ya da binalardan ibaret kalacaktır. Devlete ve sisteme işlerlik kazandıranlar halkın üyeleridir, dolayısıyla sistem bizleriz, hepimiziz yani tek başına bir varlık olarak devlet ya da sistem yoktur esasında. 

"Sistem" diyerek toplumsal tahayyülümüzde görünmez, soyut, ulaşılamayan ve değiştirilemeyen bir imge yaratmak, sorunlarımızı soyutlaştırarak çözümsüzleştirmekten, kendimizi de tüm sorumluluğu sisteme ve devlete yükleyerek güya masum ve de mağdur bireyler olarak görmenin sahte rahatlığını duyumsamaktan başka bir işe yaramayacaktır. 

Devlet sistemi düzgün çalışmıyorsa, kuralsızlıkla ve başka bir çok sakatlıkla malulse ve bu yapı süregidiyorsa, toplum bu yapıdan gerçekten şikayetçi olmadığı, prim verdiği hatta fayda sağladığı içindir. Çünkü bir tarafın düzgün ve dürüst olduğu, diğer tarafın ise sorunlu ve yozlaşmış olduğu bir devlet toplum birlikteliği sürdürülemeyecek, bir noktadan sonra ipler muhakkak kopacaktır. 

Demek ki ülkemizdeki asıl sorun, devletin ve toplumun birbirini besleyerek ve yeniden üreterek mevcut hastalıklı bünyeyi bu şekilde yaşatmasıdır aslında.  

Vergi vermemek ya da mümkün olduğunca az vermek için mevzuatı arkadan dolanan, devlete daha düşük harç ödemek için aldığı gayrimenkulün değerini olduğundan çok daha düşük olarak beyan eden, kırmızı ışıkta geçip yanlış yere park eden, kamusal alanda uyulması gereken kurallardan mümkün olduğunca sıyrılmaya çalışan hatta kimi zaman kendi kuralını kendisi koyan insanların genelini oluşturduğu bir toplumun, devletten ve sistemden yakınması son derece anlamsız hatta gülünçtür. 

Hepimizin ilk önce kendimize bakıp neyi ne kadar doğru yapıyorum diye düşünmesi, kendi üzerine düşeni layıkıyla yapması, yaşamın her alanında üstlendiğimiz türlü rollerin gereklerini eksiksiz yerine getirmeye çalışması, sorunların çözümünü de kendiliğinden getirecektir. Çünkü sistem dediğimiz şey aslında benim, sensin, hepimiziz.  

Devlet ve halkı arasındaki karşılıklı hakları ve yükümlülükleri saptayan, o ülkedeki sosyal dengeyi sağlamaya çalışan, siyasal sistemin temelini oluşturan anayasalar yapılırken başvurulan temel ilke toplumsal sözleşme ilkesidir. Bu ilkenin özü de, devletin, bireylerin ve sonuç olarak bütün bir toplumun, karşılıklı olarak iyi niyetle ve dürüstlük kuralları içerisinde davranmaları gerektiğini ifade eder. 

Tıpkı Anadolu’da söylenen o güzel sözdeki gibi; herkes kendi kapısının önünü süpürürse mahalle de temiz olur...

Etiketler:  İnan Özbek