Güvercin Meclisi

Güvercin Meclisi

14 Haziran 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Apartmanların arasından yemyeşil tarlalara uzayıp giden, sonra da puslu bir dağın zirvesinde kaybolan boşluk çekiyor beni. Pencereye yaklaşıp sigara yakıyorum. Camı açıyorum sonra. O sırada balkon demirlerinden güvercinler havalanıyor. Kanat çırpışları rüzgârın dövdüğü bir çarşaf gibi yankılanıyor sabah sessizliğinde. Boşluğa ilerleyip büyük bir gruba katılıyorlar. Sonra bir kısmı ayrılıp karşı apartmanın çatısına konuyor. Eğilip balkonun sağ köşesine bakıyorum. Günlerdir yuvanın olduğu yerde dolanıp duran dişi güvercin hala orada. Kanadındaki o siyah tüyden tanıyorum onu; bir süredir yumurtaların üzerinde yatan erkeğe yiyecek taşıyıp durdu günlerce. Ama soruyor, sorguluyor şimdi. 

Uçarken özgürlüklerini, kanat çırpışlarını hayranlıkla seyrettiğimiz bu tedirgin güvercinleri balkonlardan çok meydanlarda mı seviyoruz? Hep aynı renkte, aynı güzellikte değiller mi? Öyleyse lojmandaki komşularım neden istemedi o yuvayı? Bunu düşünürken sıçrayıp demirlere konan dişi güvercin gözümün içine bakıyor sanki. 

Ne kadar farklı görünüyor şimdi. Kanatlarını yere indirip kendi etrafında dönen o gururlu güvercinden eser yok. Boynunun etrafındaki yeşilimsi tüyler solmuş artık. Gözlerindeki turuncu halka küçülüp, ortadaki siyah noktaya doğru yayılmış iyice. Bana bakıyor; bir yardım, bir açıklama istiyor. İyi de ne yapabilirim? Hem benim bir ilgim yok olanlarla. Baştan sona yeniden hatırlıyorum her şeyi, bir cevap, bir çıkış bulmaya çalışıyorum; hem ona, hem de kendime. 

Tatil sonrası yumurtaların üzerinde yatarken bulduğum güvercine dokunamamış, uzun süre yıkayamamıştım balkonu. Ama bütün balkon berbat durumdaydı. Bir sabah lojmandaki yan komşum serviste payladı beni. Balkonda oturamadıklarını, kirlilikten rahatsız olduklarını söyledi ciddi bir ifadeyle. Rüzgârlı havalarda tüyler uçuşuyor, koku rahatsız ediyormuş. “Ama yuva var, dokunamam” dediğimde, “Düzenli yıkayıp, cd, rüzgâr gülü gibi şeyler assaydınız olmazdı bunlar”, dedi kaşlarını kaldırarak. Neye uğradığımı şaşırmış, müdürümün de bulunduğu servisin içinde rezil olmuştum.  

Geceleri sokak başlarında köfte satılan araçlar gibi eskimiş, küçücük koltukları olan serviste ciddi bir tartışma başlamıştı. Birbirlerine dönemeden boşluğa konuşurmuş gibi tartışıyorlardı. Kimileri artık yapılacak bir şey kalmadığını, yavruların büyüyüp uçmasını beklemek gerektiğini söylerken, azımsanmayacak sayıdaki bazıları ise şehirde böyle şeylere yer olmadığını, güvercini kovup yumurtaları da atmayı savunmuştu. Böylesine saçma bir tartışmanın odağında kaldığım için fena halde canım sıkılmıştı o gün. 

Dokunamazdım ona. Balkon ne kadar kirlense de, yan komşumun saatler süren gösterişli pazar kahvaltılarının tadı kaçsa da yapamazdım bunu. Artık rezil olacağım kadar olmuştum. Hem annemin çocukken söylediği, “Kuşun yuvasına el sürülmez, beddua eder” cümlesi dün gibi aklımdaydı.  

Kimseye aldırmadan daha da ileriye götürmüştüm işi. Küçük bir tabağa su, başka bir tabağa da ıslak ekmek parçaları koyarak balkona bırakmıştım. Gizlice izliyordum yuvayı. Nasıl bir sabırdı? Öyle oturuyordu güvercin; zaman zaman yumurtaların konumunu kontrol edip altına doğru itiyordu gagasıyla. Gürültü patırtıdan, rüzgârdan, gece ışıklarından hiç bir şeyden etkilenmiyordu. Zayıflıyordu, tüyleri pörsüyordu ama sarsılmaz bir azimle yapıyordu işini. Hep oradaydı, burayı terk etmem der gibi bakıyordu. Böyle bir canlıya kimse dokunmamalıydı. Bu yüzden yavruların uçup gitmesini beklemekten başka çarem yoktu.

Fakat tuhaf bir şey oldu. Bir sabah pencereden baktığımda görememiştim onu. Yumurtalar, yuvayı oluşturan küçük çalı ve ot parçaları bile ortadan kaybolmuştu. Tam bir şaşkınlık içindeydim. Nasıl olmuştu bu? İkinci kata kedi ya da başka bir hayvanın çıkması mümkün değildi. Bir insan için de zordu bu. Sebep de yoktu üstelik. Öyleyse ne olmuştu yuvaya? Hem neden olmuştu bu? 

Aynı sabah servise bindiğimde dalgındım. Yuvaya kafayı takan komşular bir şey yapmış olabilir miydi? Bu kadar ileri gidebilirler miydi gerçekten? Tam bunu düşünürken o kadınla karşılaştı bakışlarım. “Sabah yuvayı göremedim, bir şey mi oldu, hem neden yıkamıyorsunuz balkonu”, dedi, yine aynı katı ve kayıtsız tavrıyla. Bir anda herkes kulak kesilmiş, yeni bir tartışma alevlenmişti. Güvercinlerin rahatsız olup, yuvayı taşımış olabileceği, eşinin kıskançlıktan yumurtaları yemesi gibi çeşitli görüşler ileri sürüldü.  

Her şey böyle olmuştu işte. Bunları güvercinin gözlerinin içine bakarak geçiriyorum aklımdan. Beni suçlamasın, sorumlu tutmasın istiyorum. Günlerdir kara kara düşündüğümü, işimi bile yapamadığımı, sürekli kafa yorduğumu bilmeli. Boynunu içeriye çekiyor, başını eğip düzeltiyor bir kaç kez. Sonra da uçup gidiyor. Pencere önünden ayrılıp mutfağa doğru ilerliyorum. Kahve alıp ağla kaplı küçük balkona çıkıyorum bu defa. Sigara yakıyorum yeniden. 

Koskoca lojmanda neden benim balkonu seçtiler sanki? Neden böyle bir sorumluluk yüklediler bana? Tek sebep tatilde olmam mıydı? Düşünüyorum da hiç oturmamışım, masa bile koymamışım. Komşularımın hep temiz tutulan, cıvıltısı eksik olmayan balkonlarını seçecek değillerdi ya? Ya da şu karşı sitenin çiçekli gömme balkonlarını? Ben mi yanılttım onları? Güvenmiş olmalılardı. 

Bütün gece uykusuz kalmıştım. Bir ara uyuduğumda ise tuhaf rüyalar gördüm. Ne yapmalıydım şimdi? Düşünceler içinde servise binmek üzere ayrıldım evden. 

O kadar yorgun ve bitkin hissediyordum ki servistekilerle selamlaşmadan, göz göze gelmeden  kütle gibi arka koltuğa bıraktım kendimi.  

Kimseyle konuşmak ya da konuyla ilgili herhangi bir bir şey duymak istemiyordum. Göz kapaklarım kapanıyordu zaten. 

Servis her zamanki güzergahtan ilerliyordu. Kimseden ses çıkmıyordu. Daracık koltuklarda yanlarına dönemeyen servistekiler konuşmadıklarında robotları andırıyordu. Çevre yolu trafiği sakin sayılırdı. Göz kapaklarım bir kapanıp bir açılıyordu.  

Fakat bir ara servis durmuş ve yeniden hareket etmiş gibi geldi. Ne olup bittiğini anlamak için gözlerimi açtım ve gördüklerime inanamadım. Herkesin kafası güvercin kafasıydı. Şoför buna dahildi. Tekrar dikkatle baktım ama öyleydi.  

Birden aralarındaki en yaşlı olan diğerlerini dikkatle süzüp, bir süre uzaklara baktıktan sonra konuşmaya başladı: 

Güvercin Meclisinin saygıdeğer üyeleri, 

Malum konuyu aramızda değerlendirmemiz gerekiyor. Ne olup bittiğini hepiniz biliyorsunuz az çok. Bunu bir kez daha sizlerin huzurunda tekrar etmek istiyorum. Balkondaki güvercin o kadının kocası tarafından gündüz vakti merdivenle çıkılmak suretiyle alındı. Ve yaklaşık bir kilometre uzaktaki metruk bir binaya bırakıldı. Yuva şimdilik emniyette ama şimdilik! Fakat bunu sıradan bir olay sayamayız.  

Değerli güvercin kardeşlerim,  

Bizim insanlarla olan dostluğumuz ezelidir. Bildiğiniz gibi güvercinler ilk ehlileştiren kuşlardandır. Bizler posta görevi gördük. İnsanlarla aramızda hep karşılıklı güven geçerli oldu. Onların mahrem sırlarını birbirlerine taşıdık. Savaşlarda hayatlarını kurtardık. Bu dediklerimin hepsi doğrudur. Hatta insanların yazdığı güvercin tarihi kitaplarında daha fazlası var.  

Evet biz onlara güvendik ve onların şehirlerinde yan yana yaşamayı denedik, deniyoruz. Güvercinler hassas canlılardır. Duyarlıdırlar. Aynı zamanda tek eşlilerdir. Güvercinler insanların alfabelerini ayrılabilir. Kendilerine iyi davranan insanları tanıma ve ayırt etme yetenekleri vardır.   

Her neyse konuyu uzatmak istemiyorum. Fakat insanların aidiyet duyguları azalıyor, yalnızlaşıyorlar, akılları doğru yoldan şaşıyor, ahlaki değerlendirmeleri zayıflıyor. Daha mutsuz, bencil ve bu yüzden  etraflarına daha hoşgörüsüz oldular. 

Bugün bu mecliste sizlere söylemek istediğim dikkatli olmanız gerektiğidir. Konuyu daha büyük meclislerde tartışmaya devam edeceğiz. Bugünkü kent yaşamını ayrıntılarıyla değerlendirmek istiyoruz. Belki de önemli kararlar alacağız. 

Sevgili güvercin kardeşlerim, balkonda dolaşan ve konudan henüz haberi olmayan güvercine eşi konusunda gerekli bilgilendirme yapılacak. Sakin ve duyarlı kalmaya devam edin. Şimdi görüş belirtmek isteyenler kardeşlerimizi dinleyelim hep birlikte. 

Şoförün beni sarmasıyla uyanıyorum. “Abi gece beşik mi salladın”, diyor. İnerken serviste kimse kalmadığını fark ediyorum. Fakat koltuklardaki güvercin tüyleri dikkatimden kaçmıyor.

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın