Gülsüm Soydan ile koronada tiyatro…

Gülsüm Soydan ile koronada tiyatro…

14 Ağustos 2020 Cuma  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Korona günlerinde zorluk yaşamayan kimse kalmamıştır herhalde… Özellikle sanat alanında hizmet üreten ve çalışan kişiler ve gruplar, çok zorlandılar. Bazıları artık izleyicisine kavuşmak için özel bir çaba gösteremez halde. Bugünden başlayarak, başlarını büyük bir kararlılık ve ilkeyle ayakta tutmaya çalışan tiyatro gruplarından biriyle konuşmaya başlıyoruz. Uzun yıllar boyunca değişik sanat disiplinleri üzerinden tiyatro ve seslendirme sanatçılığı yapan Gülsüm Soydan sorularımıza yanıt verecek.. 

-Doğrusu hemen konuya girmek isterim. Elbette istediğiniz bir an; kimsiniz, ne zamandır tiyatro oyunculuk yapıyorsunuz; kendi tiyatronuzu açmaktaki etmen karar(lar) neler oldu; tiyatronuz genç hevesliler ile seyirci eğitimi konusunda neler yaptı; seyircinizle buluşmak için kendi yeriniz dışında da oluyor musunuz; turneler ve başka etkinlik türlerini denediniz mi? Ya da bunları yanıtlayın lütfen, esas konuya hemen sonra girelim… 

-Aslında uzunca bir dönem; yani, 1991-2013 yılları arasında grup ve mekân sahipliği yapmış biri olarak; çalışmış olmama karşın, bugünlerde işletmecilik bağlamında, kimi sorunlara biraz uzak kalmış olabilirim.. Kısa bir özet geçmek gerekirse İÜ Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olur olmaz; 2  yıllık Kent Oyuncuları deneyimi ardından, iki arkadaş kendi grubumuzu kurduk. Oyuncular Tiyatro Grubu adıyla 20 yıl boyunca Türk ve dünya edebiyatından sevdiğimiz oyun,r oman, hikaye, şiir, deneme hatta ‘girdap metin’leri (Leyla Erbil-CÜCE) oyunlaştırıp, bizler de  sahneleyerek sıkı bir macera yaşadık. Oyuncular Tiyatro Kahve Cem Safran Sahnesi adıyla da ikinci 10 yılımızı da tamamladık. Tiyatro işletmeciliği konusunda boyumuzun ölçüsünü aldık elbette; ekonomik olarak mücadele şansımız kalmayınca kapımıza kilidi vurduk. İstiklal Caddesi Rumeli Han'daki Oyuncular Tiyatro Kahve Cem Safran Sahnesi'ni özlemiyorum desem yalan olur. Şahane bir maceraydı. Güzel anılar, dostluklar biriktirdik orada. Benim maceram bu. 

-Korona deyince akan sular duruyor artık. Kimileri hizmet veriyor veya tamamen kesiyor; kimileri de fırsatçılık yaparak, tüketiciye en ağır koşullarda hizmet ve ürün sunuyor… Sizler, sanatla uğraşan insanlarsınız ve hayatında tiyatroya gitmemiş bir çoğunlukla karşı karşıyasınız… Onları sanatınıza çekmek nasıl mümkün ve kolay olacak?  

-Bugün mekân sahibi olan meslektaşlarımın yaşadıklarını hissetmek bile çok ağır geliyor. Onlara kolaylıklar diliyorum. Pandemi sürecine gelince, korona günleri ve sonrası seyirci çekmek daha zor, hepimiz için bilinmez bir süreç olacak. Sanatın hava gibi,su gibi ihtiyaç olduğunu içselleştirmiş bir coğrafyada olmadığımız için (hatta yük gibi, israf gibi algılanır) korona öncesi de durum pek farklı değildi. Bugün süreç öncekilerden biraz daha ağır geçecek. Ama böyle aralar düşünmek, tartışmak küçük adımlarla olsa da yol almak için çok kıymetli.İ şin ekonomik kısmını kör dövüşüne çevirmeden birlikte yaratım, üretim, sürdürülebilirlik üzerine önemli kazanımlar elde edilebilir diye düşünüyorum. Zeminimiz çürük. Öncelikle devlet politikası yok. Ödenekli kurumlar kesinlikle özerk değil. Özel tiyatrolar içinse derme çatma bir ödenek biçimi var. Üstelik her zaman adaletsiz ve tuhaf. Zaten geçmişte de böyleydi. Bugün de aynı. Değişen hükümetlerle değişen bir kültür sanat karmaşası içindeyiz. Gayya kuyusu gibi.

.. Bence sağlam bir tiyatro yasası bu atmosfer için henüz erken. Ama temellerini atmak için çok ideal bir ortam diye düşünüyorum. Tiyatro yasası, ekonomisi, devlet desteği, sponsorluk ve benzeri başlıklar mutlaka sağlıklı bir şekilde irdelenmeli. Seyirci desteği için özellikle devlet politikası çok önemli. Bunu ihtiyaç olarak algılayacak bir seyirci profili bugünden yarına değil ancak belki on yıllar içinde gerçekleşebilir. Özellikle çocuk tiyatrosunun ekonomik sömürüye çok açık bir alan olması sebebiyle geleceğin seyircileri olan miniklere daha kuvvetle ulaşması için çok ciddi bir denetleme mekanizması oluşturulmalı.  

Yerel yönetimlerin asfalt döşemek, çöp toplamak ve imar kanunları delmek gibi işlerinin yanı sıra; kültürel alanlarda var olan insan ve gruplara da katkı sunması beklenir. Normali bu… Sizler, istemiyor olsanız bile acaba bulunduğunuz ilin veya ilçenin yerel yöneticileri (kültür bakanlığından vazgeçtim); korona günlerindeki zorlukları bahane ederek; sürekli ve kurumsallaştırabildiği bir ilişki türü yarattı mı? Seyirci desteği, tanıtım desteği ve var oluş çabalarını fonlama gibi…  

Sonuç olarak sanat ve kapitalizm çok ciddi bir paradoks. Kodlamak hiç kolay değil. Ama biz zaten bunları bilerek tiyatro yapıyoruz. Günümüzün zor koşullarında iyi direneceğimizi tahmin ediyorum (zira derimiz epey kalın). Hele teorik ve düşünsel olarak bazı ortak paydalarda buluşulursa müthiş olur. Popüler işleri bir kenara koyarsak iyi oyunların hala en iyi tanıtım şekli kulaktan kulağa bence. 

-Tam da bugünlerde ki, olağan zamanların sezon dışı sayılan bugünlerinde ve/veya sezon için neler yapıyor ve neler planlıyorsunuz? Önlem olarak, gözünüzü dikip maişet motorunu döndürecek başka bir alan düşündünüz mü? Teşekkürler ve kolaylıklar diliyorum… 

-Önümüzdeki sezon pandemi ve ekonomik belirsizlikler gibi benim planlarım da belirsiz. Şimdilik seslendirme yapıyorum ama, sıcak tiyatro spotları altında oynayacağımız günleri iple çekiyorum. Kafamdaki projeleri 2021'e belki diyerek pamuklara sardım, sabır ve umutla bekliyorum. Sevgiler...

1. yazı

2. yazı