Gönüllülük esastır

Gönüllülük esastır

13 Şubat 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Gönüllü olur barış. 

Savaşa mecbur kalabilir halklar milletler (uluslar da diyeyim ki, ulus ile milleti farklı sananlar, bu iki kavramın aynı şeyi içerdiği, kapsadığı, birinin daha eski ve ulusun daha yeni bir söyleyiş biçemi olduğu konusunda düşünsünler yeniden) devletler. 

Anlaşma ve barış mutlak surette gönüllülüğe dayanır, dayanmalıdır. 

Alman halkını onların gönlü hilafına, Batı ve Doğu Almanyalar olarak ayırırsanız, bu konjonktürel bir ayrılıktan ibaret kalır ki ilk fırsatta Almanlar birleşir. 

Hırvatları, Sırpları, Boşnakları, Makedonları konjonktürel olarak tarihi bir kişilik olan Joseph Broz Tito’nun eşsiz önderliğinde Yugoslavya devlet çatısı altında birleştirseniz de, Tito’nun ölümü bu konjenktürel birlikteliğin sonu olur ve yüz binlerce ölüm ile dağılır. 

Lenin’in eşsiz önderliğinin yarattığı konjonktürel birlikteliğin ömrü de ancak 70 yıl sürebilmiştir. 

Kıbrıs Cumhuriyeti (KC) devletine gelirsek, o da anavatanların garantörlüğüne ve iyi niyetine rağmen ancak 3 yıl sürebilmiş ve 21 aralık 1963 tarihinden bu yana birbirini tanımayan iki farklı ( Kıbrıs Türk Yönetimi, 1976'dan 1983‘e kadar KTFD ve 1983’ten beri KKTC ve KC- Kıbrıs Elenlerinin yönetimi, ki bu dünya tarafından tanınsa ve kabul görse de Kıbrıs Türk halkını yönetememekte, hükümranlığını kabul ettirememekte ve kabul görmemektedir) 

Anlaşmalarda gönüllülük esastır ve bu anlaşma federasyon çerçevesi altında olacaksa gönüllülük durumu hayati bir durum arz eder. 

Kendisi fonksiyonel bir federal yapı olmasına karşın gönüllülük esasına dayanmadığı için ite kaka ancak 3 yıl gibi kısa süren KC devletini federasyon biçemi ile de olsa yeniden hortlatmaya çalışmak, savaş potansiyeli de taşıyan bir gerilim devletini yeniden yaratmak demek olur ki,  bu bir barış ortamına değil savaşla da sonuçlanabilecek bir belirsizliğe, bilinmezliğe ortam hazırlamaktır. 

Anlaşma için iki tarafın gönüllülüğü gerekir dedikten sonra… 

Federasyonun ancak ve yalnız eşitlik ile olası olduğunu da hatırlarsak. 

Anlaşmaya diğer Elen partilerine kıyasla daha az mesafeli duran AKEL partisinin anlaşma-federasyon ve süreç içinde barış meselesi hakkındaki düşünce ve söylemlerine bakınca, biz Türkler (KKTC ve TC) en iyi niyetlerimizle karar alma süreçlerinde Türklerin bir (1) olumlu oyunu yeterli diye görmeye kadar gerilemişken, AKEL in de tıpkı Anastasiedes gibi "Her karar sürecinde değil, ancak ve yalnız düşük profilli karar süreçlerinde bir (1) olumlu Türk oyu düşünülebilir" noktasında durduğu gerçeği yüzümüze bir şamar gibi vurmaktadır. 

Evet, kesinlikle evet bir anlaşma istiyoruz ve fakat bilmeli ve unutmamalıyız ki, anlaşmanın, hele de barışın yolu gönüllülük esasından hayat bulur. 

Federasyon eşitlikle olasıdır