Gençlik başında duman

Gençlik başında duman

19 Mart 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Yaşı altmışa vardığında, ilk gençliğindeki futbolcu olma hayalinin içinde halen var olduğunu söylemişti Jacques Derrida. 

Futbolu çok önemsediğimden değil ama genç insan olma durumundaki etkilenmelerin, hayallerin kişinin hep peşinde olduğunun görülmesi anlaşılması babında yazıyorum. 

14-24 yaş aralığında Beatles ya da Led Zepplin dinlemeye sevmeye başlayanların yetmişe merdiveni dayadığında da Beatles’ın Led Zepplin’in bütün zamanların en iyileri olduğunu iddia etmelerindeki ‘'masumiyeti’  vurgulamak istedim. Aynı şey Müslüm Gürses’i ilk gençliğinde sevmeye başlayanlar için de geçerli. 

Uzun saç, gür bıyık ve bol paça kaç yıl öncenin popülaritesiydi hatırlayın, aradan geçen onca yıla karşın, o yıllarda gençliğini sürenler halâ bol paçalı, gür ama kır bıyıklı ve dökülmesine rağmen çoğu uzun saçlı. 

Yolunu seçtiği yaşlarıdır ilk gençliği insanın.  

Seçilen bu yol elbette ki akılla yüründükçe aşar engelleri ve yan yollara sapar. Kendinin mutlak olarak kendinin olan şeyler ile ilk gençliğinde tanışıp da seven kişi kendi benini ben eden bu şeylerden kolay kolay vazgeçmez. 

Led Zepplin ile on sekiz yirmi yaşına basan gencin kırk yaşında piyanist, caz piyanisti ya da cerrah olması onun Zepplin’den vazgeçtiğini göstermez. 

Ne yani liman işçiliğinden emekli olmuşların rock sevmesi yanlış mı ya da 16'sında sıkı bir sol açık olmayı hayal edenin iktisat fakültesinde doçent olması 30'unda. 

Mesleği insanın elbette önemli ve fakat bu önem onun kim olduğunun sadece mesleği kısmındaki bir ayrıntıdan ibarettir. 

Misal; Tayyip Erdoğan’ın kimliğini kişiliğini belirleyen şey AKP başkanı ya da Türkiye Cumhurbaşkanı olması değil vaiz oluşudur. O bir vaiz ve vaazları Diyanet İşleri Başkanı'ndan daha etkili. Gençliğindeki tutkusu vaizlik değil miydi?

Bir başka misal ; Fahrettin Cüreklibatur, o da kim mi diyeceksiniz, tıp fakültesi mezunu bir doktor, gençliğinde artistliğe özenmiş, onu Cüneyt Arkın olarak tanıyorsunuz. 

Cenap Şehabettin’den tutun da, Anton Çehov'a, Conan Doyle'a ve daha nicelerine kadar, tıp diplomasını duvara asıp da yazar olarak bilinenler var, niye var, öyle bilinmeyi kendiler seçti de ondan. 

Yeşil sahaların Che'si diyebileceğimiz Dr. Sokrates  ile doktor Guevara değil de Che diye bildiğimiz de kendilerini öyle oldurdu. 

Sanırım Derrida, elbette bir Alex değil ama iyi bir oyun kurucu olurdu.