Gazeteciler birbirine girdi

Gazeteciler birbirine girdi

13 Haziran 2019 Perşembe  |   Günlük

İstanbul belediye başkan adaylarının 16 Haziran’da canlı yayında katılacağı tartışma nedeniyle ortalık yangın yerine döndü. 

Hayır, kastettiğimiz Ekrem İmamoğlu ya da Binali Yıldırım’ın açıklamaları değil, medyada, daha doğrusu artık Türkiye’de medyadan kalan ne varsa, gazeteciler arasında her kafadan bir ses çıkması ve eleştirilerle tepkilerin çoğunlukla bir kişiye yönelmesi.

Canlı yayının moderatörlüğünü üstlenmek için ilk gönüllü Habertürk spikeri Didem Arslan oldu, bu konuda Ahmet Hakan’la aralarında polemik bile yaşandı ama görev ikisine de değil, önce Uğur Dündar’a verildi. Bir fırtınanın ortasına düşeceğini ve kendi deyimiyle ağzıyla kuş tutsa bile kimseye yaranamayacağını gören Dündar çekilince moderatörlük görevi İsmail Küçükkaya’ya düştü. 

Normalde tartışmanın artık kapanması ve konunun siyasete kayması gerekirdi ama çoğu gazeteci bu konuda bir şeyler söylemek zorundaymış gibi açıklamalar yapmaya devam etti.

Mesela Nagehan Alçı, "Resmen ve alenen emeği çalındı Didem’in ve maalesef kendisi dahil tüm kadın medya camiası bu rezalet karşısında boyun eğmiş haldeyiz" dedi ve Küçükkaya'ya çekilme çağrısında bulundu. Tabii, Arslan’dan da Alçı’ya minnet ve teşekkür mesajı gecikmedi. 

Sevilay Yılman da konuya “kadın dayanışması” açısından yaklaştı ve Arslan’a haksızlık yapıldığını ileri sürdü. Yalman’a göre canlı yayında tartışma konusunu ilk gündeme getiren Arslan ve Habertürk’tü, bu nedenle haksızlığı protesto etmek için kanal 16 Haziran gecesi yapılacak yayını ekrana getirmemeliydi. 

Ahmet Hakan da yeniden topa girmek zorunda hissetti ve Küçükkaya’ya, “Herkes kendini kurtarır, olan sana olur İsmail” diye seslenmeyi ihmal etmedi. 

Polemik olur da Cem Küçük geride kalır mı?.. O da Dündar için, "Sırf kendi kariyeri için Atatürkçü yurttaşların aleyhine olacak bir hazırlığın içinde olduğunu anladılar... Öyle bir baskı kurdular ki, moderatörlük için çok hevesli olan Uğur Dündar inanılmaz bir hızla moderatörlükten çekildi" diye yazdı.

Can Ataklı konuya başka bir açıdan yaklaştı ve Yıldırım konuşurken yayında olan kanalların sıra İmamoğlu'na geldiğinde “reklam bahanesi” ile yayından uzaklaşabileceğini öne sürdü ve televizyonların bu konuda bir protokol imzalaması gerektiğini söyledi. 

Polemiğin ortasında kalan ve herkes tarafından bir yana çekilen Küçükkaya ise, programı bir kadının sunması gerektiğini savunanlara ilginç bir güvence verdi: "Kadın duygusunu ve ruhunu herhangi bir kadından daha fazla yansıttığıma inanıyorum."  

Bu da ayrı bir tartışma başlattı ama neyse...

Tabii bir de Küçükkaya'nın Yıldırım'a soruları verdiği iddiası ortaya atıldı.

Gazetecilerin ortalığı yangın yerine çevirdiğini söylüyoruz ama televizyonda son benzer tartışmanın 2002 yılında (fotoğrafta), yani bundan tam 17 yıl önce yapıldığını düşününce heyecanlarını mazur mu görmeli acaba diye düşünmeden de edemiyoruz.

"Neler gördüm ben"

Tartışmaların odağındaki Küçükkaya ise Twitter hesabından şu paylaşımda bulundu:

"Ben sosyal medya lincinden hiç etkilenmem. Yalanlarla dolu itibarsızlaştırma girişiminden de etkilenmem. Oooo neler gördüm ben. Demokrasi adına önemli bir görevim var. Hakkıyla yapacağımdan zerre kadar kimsenin kuşkusu olmasın. Ben sosyal medya lincinden hiç etkilenmem ama avukatlarım bu yalanları yazan ve yayanlarla ilgili hukuki girişimlerde bulundu. Bu alçaklar hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca tazminat davaları açıyoruz. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Pazar akşamı büyük bir demokrasi şöleni bizi bekliyor. "