Gazeteci böyle soru sormaz

Gazeteci böyle soru sormaz

15 Kasım 2019 Cuma  |   MG Özel

ABD Başkanı Donald Trump’ın basın toplantısında soru yönelten Sabah yazarı Hilal Kaplan’a, “Sorduğunuz soruyla gazeteci olduğunuza ve Türk hükümeti için çalışmadığınıza emin misiniz” demesi çok konuşuldu. 

Kaplan'ı eleştiren de oldu, destekleyen de.

Asıl konuşulması gerektiği halde konuşulmayan ise Kaplan’ın sorduğu soruydu. 

Kaplan Sabah’ta cuma günü çıkan köşesinde Trump’a şu soruyu yönelttiğini yazdı: 

“Sayın Başkan, Obama'nın hatalı dış politikasının yükünü miras aldınız. Bu hatalardan biri de ABD tarafından terör örgütü kabul edilen PKK ve onun Suriye kolu YPG ile ABD'yi ittifaka sokmasıydı. Gördüğüm kadarıyla siz bu hataları telafi etmeye çalışıyorsunuz ama YPG elebaşı, kod adı Mazlum Kobani olan teröristi de Beyaz Saray'a davet ettiniz. Kendisi 164 asker ve 48 sivilin ölümüyle sonuçlanan, Türkiye'ye yönelik en az 18 terörist saldırıdan sorumludur. Başkan Erdoğan'la bugünkü görüşmeniz sonrasında hâlâ onu Beyaz Saray'a davet edecek misiniz, ki bu Türk milleti için oldukça gücendirici ve üzücü olacaktır."  

Bu aslında pek çok gazetecinin yaptığı bir hata: Uzun ve yorumlu soru sormak. 

Soru kısa, yoruma açık olmayacak kadar net, yanıtlayacak kişiye "kaçma" olanağı vermeyecek kadar somut ve yorumsuz olmalıdır.

Soruyu görünce Trump’ın neden “Türk hükümeti adına çalışmadığınıza emin misiniz” dediği anlaşılıyor. 

Kaplan soru sormamış, uzun uzun yorum yapmış ve önce Türkiye’nin tutumunu anlatmış. 

Türkiye’nin tutumunu anlatmakla görevli yetkililer var zaten. 

Peki, soru nasıl sorulmalıydı? 

“Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği, 164 asker ve 48 sivilin ölümünden sorumlu tuttuğu YPG’li Mazlum Kobani’yi Beyaz Saray’a davet ettiniz. Başkan Erdoğan'la bugünkü görüşmeniz sonrasında onu Beyaz Saray'a hâlâ davet etmeyi düşünüyor musunuz?” 

Evet, böyle sormak yeterliydi.

Bu hem "gazeteci" sorusu olurdu hem Trump'a "kaçma" fırsatı vermezdi hem de Kaplan gereksiz bir polemiğin öznesi olmaktan kurtulurdu.