Fenerbahçe ve kapitalizm

Fenerbahçe ve kapitalizm

16 Aralık 2018 Pazar  |   Mentor

Kaptitalizm adil değil ama dinamik bir sistem, insanlara kar veya ücret adını verdiği kişiselleştirmiş hedefler veriyor ve doğasında bencillik taşıyan insanoğlu ortaklaşa sosyal hedefleri bireysel hedefler kadar büyük bir iştahla kabullenmediği için kapitalizm varlığını sürdürmeyi başarıyor. 

Halen büyük ölçüde yoksulluk üretse de yanında refah üretmeyi başaran tek ekonomik sistem kapitalizm. Yaşanan sosyalist örneklere göre çok daha fazla özgürlük ürettiği de tartışılmaz.

Kapitalizmin en büyük sorunu yoksulluk çünkü sistemin doğası gereği sermaye sistemde emeğe karşı çok açık bir üstünlüğe sahip, oyunun kurallarını hep o belirliyor. Ancak bu kural belirleyicilik sonsuz değil çünkü yoksulluk dayanılmaz olduğunda insanlar artık gönüllü olarak sistemin bir parçası olmak istemiyor ve sistem varlığını sürdürmekte zorlanıyor. 

Kapitalizme ilk darbe 19. yüzyılın sonlarında geldi. Rusya ve Çin'deki peş peşe sol başkaldırılarla kapitalizmin yaşam alanı kaybetmesi dinamik bir sistem olan kapitalizmi çözüm üretmeye itti ve çözümü karların bir kısmından vazgeçmekte buldular, yoksa sistem tamamen çökecekti. Kısalan mesai saatleri, izinler, sosyal güvenlik sistemleri, işsizlik sigortası vs. bu dönemin ürünüdür. Sorunu çözen kapitalizm yoluna devam etti, uluslararsı ekonomik dengesizlikler, teknolojik gelişmeler tamamen olmasa bile belli bölgelerde yoksulluğu kontrol altında tutmasını sağladı. Ancak şimdi sistem bir kere daha tıkanıyor, teknoloji devriminin hızının yavaşlaması yaratılan değerin azalmasına ve yeni paylaşım kavgalarını yaşanmasına ve giderek bunun sertleşmesine neden oluyor. Avrupa'da yaşananlar ve Amerika'nın kendi ülkesinde daha fazla değer yaratmak için ticaret savaşlarını başlatması rastlantı değil.

Kapitalizm bir kez daha yaşam sorunu ile karşı karşıya ve yeniden çözüm üretiyor. Batı'da buna Philnatropicapitalism yani yardımsever kapitalizm deniyor. Bill Gates ve Warren Buffet gibi multi milyarderlerin başını çektiği bu hareketin içeriği basit: Servetinin bir kısmını (ama küçümsenmeyecek kısmını) yoksullukla mücadeleye ayır, hem vahşi yoksulluğu yok et hem de sermayenin sosyalleşmesini sağla. Bu yolla sermaye bir düşman olmaktan çok halka ait bir değer gibi algılanıyor ve kapitalizmin yeniden uzlaşarak yaşamasını sağlıyor. 

Elbette "sermayenin sosyalleşmesi" deyince en kitlesel spor olan futbolun bu işin içine girmesi kaçınılmazdı ve sermaye hızla futbola akmaya başladı amaç marka bilinilirliğinden çok markanın "iyi ve zararsız" olduğu mesajını vermekti.

Bunun en önemli örneklerinden beri yıllık cirosu 125 milyar avro olan Allianz ve Bayern München ortaklığıdır. 2000 yılından beri kesintisiz devam ediyor ve giderek artıyor. 

Bunun Türkiye'ye de yansıması kaçınılmazdı ve ülkemizde bunu ilk fark eden Ülker oldu. Önce bütün kulüplere aynı mesafede durdu ama beklediği sonucu alamayınca topuyla tüfeği ile Fenerbahçe ile ortak oldu. Sonuç muhteşemdi, ülkenin bir kesimi tarafından nefret edilen Ülker ulusal bir marka haline geldi ve Fenerbahçe sayesinde ulusal marka oldu. Fenerbahçe olmasaydı Ülker son 20 yılda bu hale gelebilir ve son yaşadığı sıkıntılardan bu kadar rahat kurtulabilir miydi, sanmıyorum...

"Neden Fenerbahçe, diğerleri böyle bir 'sosyalleşmenin' parçası olamaz mı sorusunun cevabı kesinlikle olamazdır. Çünkü bu ülkede Sözcü gazetesinin temsil ettiği radikal muhalefet anlayışının da, iktidarında da yan gözle baktığı kimseye yandaş olmamış tek markadır Fenerbahçe, bağımsızdır. Üstelik rakipleri başarı için her türlü iş birliğinden medet umarken bedel ödemeyi göze alarak Fetö'ye meydan okumuş ve sosyal amaçlar için bedel ödeyeceğini kanıtlamış güvenilir bir markadır Fenerbahçe. Rakipleri ise Makyavelist başarı anlayışları ile herhangi bir markayı topluma taşıyacak güce ve güvenilirliğe sahip değil ama Fenerbahçe bunu kanıtlamış bir marka.

Son zamanlarda gözden kaçan ama Fenerbahçe'nin ilkeli ve güvenilir marka değerini teyit eden bir başka olay var. Fenerbahçe taraftarı ilkeli olmadığı ve saygıyı kaybettiği için 1 milyondan fazla takipçisi olan bir taraftar organizasyonunun kendini kapatmasını sağladı ki bu organizasyon rakip taraftar organizasyonlarını toplamından bile fazla sosyal medya etkileşimine sahipti. Rakipleri ise sadece çıkarlarını savunduğu için ilkesiz ve holigan da olsa çok daha küçüklerini kendi elleriyle teşvik ediyor.

Bu ülkede spor kulüpleri içinde sadece Fenerbahçe'nin bir sivil toplum örgütü olduğu ve sadece onun kendi kaderine hükmedebilecek ve başkalarının kaderini değiştirebilecek sosyal kudrete sahip olduğu çok açık. Bunu sosyalleşme ihtiyacı arayan büyük sermayenin görmesi kaçınılmazdı. Gördü de...

Ben Ali Koç -Fenerbahçe ilişkisine onun çocukluk aşkı ve sevgisi olarak bakmıyorum, çok daha kurumsal ilerliyor bu ilişki. Koç Grubu'nun ağır topları birer birer Fenerbahçe'ye sponsor oluyor. Bu sadece para vermek için olamaz çünkü para vermenin dışında ismini Fenerbahçe'nin isminin yanına koyarak kendini Fenerbahçe ile özdeşleştiriyor Koç Grubu. Amaç sadece para vermek olsa Ali Koç'un yaptığı gibi parayı verir ama markasını Fenerbahçe'nin gerisinde tutardı ama tutmadı markasını çok sert ve güçlü şekilde Fenerbahçe'nin yanına koydu ve kulüple özdeşleşmekten korkmadı. Oysa bu Koç Grubu'nun kuruluş felsefesine aykırı, kimseden yana taraf olma Koç Grubunun bildiğimiz ilkesi bu.

Ancak öyle değil, önümüzdeki dönemde sermayenin sadece ekonomik gücü ile ayakta kalması imkansız, bir toplumsal tabana ve sevgiye ihtiyacı var. Çeşitli nedenlerle sermayeye karşı oluşacak tepkiler ve olası zararlar için Fenerbahçe'nin yanında yer alıyor Koç Grubu ki, artık sadece parası olan bir ekonomik grup olmasın, aynı zamanda sevilen ve yeri geldiğinde sahip çıkılan bir ekonomik güç olsun.

Bu sadece Türkiye'de değil tüm dünyada böyle ve Fenerbahçe'den başka bir spor markasının böyle bir sonuç yaratacak gücü de yok. Elinde formayla siyaset kapısı bekleyen bir spor markası böyle bir sonuç yaratamaz. 

Her şeyin iki yüzü var: Fetö Fenerbahçe'ye çok şey kaybettirdi, rakiplerine çok şey kazandırdı ama Fetö'ye karşı ayakta kalıp savaşabilme gücü de çok değerli  bir sosyal marka yarattı. Gündelik başarılar unutulacak ama Fenerbahçe'nin kontrol edilemez, boyun eğdirilemez sosyal gücünün yanında durmak isteyen çok marka olacaktır ama rakipleri gündelik başarılara kolay yolla ulaşmayı tercih ettiği için bunu asla başaramayacaklar.

Sonuç; Koç Grubu-Fenerbahçe iş birliği çok uzun zaman devam eder ve çok daha artarak devam edecektir ve kesinlikle kazan-kazan oyunudur, iki tarafı da mutlu eder ve kesinlikle bunun siyasi sonucu olmaz. Tam tersine ekonomik sonuçlara yönelik bir iş birliğidir çünkü başlangıçta veya sonrasında siyasi bir sonuç olması bu iş birliğinde beklenen sonucu tam tersine çevirir ve nefrete neden olur. Bu nedenle Koç Grubu'ndan herhangi birinin, herhangi bir zamanda siyasete gireceğini sanmam ama bundan sonraki kuşaklarda da Koç soyadı taşıyan Fenerbahçe başkanları olacağına eminim diyebilirim.