Fenerbahçe Kadıköy değildir

Fenerbahçe Kadıköy değildir

21 Şubat 2020 Cuma  |   Mentor

Ben Fenerbahçeli’yim. Fenerbahçe'yi seyretmekten, Fenerbahçe'nin başarılarından mutlu oluyorum ama futbolu yaşam biçimi olarak benimsemiş biri değilim, beni tanımlayan şey de futbol değil. 

Statta maç seyretmekten çok hoşlanmıyorum, evde televizyonun başında maç seyretmek daha keyifli geliyor bana. Arada yurt dışı maçlara falan gidiyorum yani aslında ben de biraz “Beyaz Fenerbahçeli” sayılırım. Şunu söylemek istiyorum: Ben bir futbol seyircisiyim ama takımın performansına katkım olamaz. Yazıyorum, çiziyorum ama asıl etkili ve katkısı olan taraftar stattaki taraftardır. 

Futbol fakir sporudur, İngiltere'de fabrikaların bulunduğu bölgelerde başlamış ve dünyaya yayılmıştır. Bunda futbolun ucuz bir spor olmasının yanında kısa sürede kitleselleşmiş olması ve işçi sınıfının aidiyet duygusuna cevap veren doğası önemlidir. 

Amacım tarih dersi vermek değil, futbolun doğasından bir çözüm üretmek.  

Fenerbahçe futbolun bu gerçeğini çok uzun zamandır unuttu. Fenerbahçe'yi hep ellerinde tutmak isteyen, onu yaşamlarının kutsal ve değerli bir parçası olarak görmek yerine bir tür yandaşları doyurmak için “kabile otlağı” olarak gören yönetim anlayışı Fenerbahçe'yi köklerinden uzaklaştırdı. Böylece giderek ve olmaması gereken ölçüde statta parası olan insanların yer bulabildiği bir organizasyon haline geldi. 

Sanmayın ki bunun tek sonucu Fenerbahçe stattaki taraftar desteğini kaybetti. Hayır, Kadıköy gibi dar bir alana ve o alanın felsefesine sıkışan Fenerbahçe politize oldu. Bu felsefenin ürünü olarak oligarşik asker- bürokrat yapısıyla yakınlaştı ve yakın tarihimizde yaşanan vesayet savaşlarında hedef oldu. 

Kimse kendini kandırmasın, Fenerbahçe'nin halkla bağı koptu ve hiçbir siyasi güç bu bağ koptuğu için Fenerbahçe'yi tehdit olarak görmüyor. 786 bin nüfuslu Trabzon bile Fenerbahçe'den daha güçlü siyasi etkiye sahip. 

Ülkenin Cumhurbaşkanı Fenerbahçe Divan Kurulu üyesi iken, üstelik her iki kişiden birinin oyunu almışken, yani ona oy verenlerin en az % 20'si Fenerbahçeli iken “Fenerbahçe'ye dokunanı yakarım” demiyorsa ki, demiyor, bunun suçunu siyasi ortam kadar kendimizde aramalıyız. 

Herkes biliyor ki AKP'ye fakirler oy veriyor, eğer biz politik destek sağlayamıyorsak Fenerbahçe olarak köklerimizden, yani halktan uzaklaşmışız demektir. Fenerbahçeli bir Cumhurbaşkanı Fenerbahçe'den daha çok Galatasaray'a destek oldu diye şikayet ederken- ki öyle oldu- “Biz nerede hata yaptık” diye düşünmeliyiz. 

Hatamız belli: Halktan koptuk ve Kadıköylü küçük bir elitin takımı haline geldik. İlk bakışta asırlık geçmişi tersini düşündürtüyor olsa da Fenerbahçe gerçek taraftarını ötekileştirmiş durumda. Statta ve salonda öyle bir hava ve ortam var ki ve bu öyle bir algı yaratıyor ki, Fenerbahçeli olmak için belli bir sosyal sınıfa ait olma mecburiyeti var gibi görünüyor.  

Hello Kitty'leri (İnsan aklını kaybeder, bir futbol kulübü ile bunun gibi pahalı bir markayı yan yana getirmekten daha büyük ihanet ne olabilir ki) en pahalı bilet bizde avuntuları, Fenerium'un değme markalara taş çıkartan fiyatlarını ve “Gel buraya göster bakayım forma orijinal mi taklit mi” kafasını terk etmeliyiz, bu tavır Fenerbahçe'yi yok ediyor. 

Fenerbahçe aslına, halka dönmeli. Hanımefendi ve beyefendilerin boy gösterdiği opera suaresi arayışı yerine sıradan, avam, basit olanı seçmeli. Maçtan önce Bağdat Caddesi’nin pahalı kebapçılarında alkol duvarını aşıp eğlence arayanlar yerine “Fenerbahçe kazanmazsa ben ne yaparım” diyen halka dönmeliyiz. 

Fenerbahçe bunu sağlamak için derhal ve hemen statta fiyatları düşürüp ayakta seyirci almaya başlamalı. Bu sadece stadın çehresini değiştirmekle kalmaz, artık tamamen "elitist" bir görünüme bürünmüş imajımızı da halka doğru ilerletir. 

Fenerbahçe Kadıköy veya Ataşehir değildir. Nereye ve kime ait olduğunu hatırlama zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir. 

Fenerbahçe bunu diğerleri gibi köyden kente geçerken çürüyen kültürümüzün yarattığı "varoşlaşma"dan sakınarak başarabilir.  

Not; Burada varoş fakiri değil aksine köyden kente göçen insanların kent tarafından kucaklanmamasından kaynaklanan ortamı kullanıp her türlü ahlaki değeri bir kenara bırakıp başarı ve para için bin takla atan, çoğu zamanda bunu başarmış insanları kasteder.