'Faydacı' iktidarlar

'Faydacı' iktidarlar

14 Temmuz 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Etik tarihi boyunca ahlaken neyin doğru ve yanlış, neyin iyi ve kötü olduğunu hep merak konusu olmuştur… 

Gerçekten ben de hep araştırıp, merak etmişimdir; neye, kime göre iyi kötü, ahlaklı ya da ahlaksız. Antik Yunan’dan beri temellendirilmeye çalışılan etik kuramların hepsinde ortak olan yegane amaç iyiye, doğruya, faydalı olana ulaşmaktı. Kirene Okulu ve onun büyük düşünürlerinden biri olan hazzı, insan doğasına ve onun psikolojik yapısına dayandıran Arıştippos, hazzın en yüksek, iyi ve tek bir türden olduğunu da ilk dile getirenlerdendir. 

Antik Yunan filozofu Epikür, hedonist (hazcı) ve utilitarian (faydacı) en fazla kişinin iyiliğini sağlayan eylemin en iyi eylem olduğunu ve eğer çoğunluk yarar görecekse, az sayıda insanın zarar görmesinin göze alınabileceğini savunan felsefe akımının öncülerinden biri olarak bilinmektedir.

Fakat Antik Yunan’da bu düşünce ilgi görmemiş ve hiçbir yerde de uygulanamamıştır. Bu faydacı düşünce daha sonra İngiliz fikir adamlarınca başarı ile izah edilmiş ve toplumun dinamik yapısına uygun hale getirilerek bu düşünce mükemmelleştirilmiştir. İngiliz düşünürlerinin utilitarian olgusunu açıklayıp ifade  ifade etmiş olmaları, utilitarianizmin İngiliz düşüncesinin dünya fikir hayatına bir katkı niteliğinde ortaya çıkmıştır. 

Faydacı ahlak, bir eylemin ahlaksal olarak doğruluğunun, en çok insana en yüksek düzeyde mutluluğu sağlamasına bağlı olduğunu savunan bir görüştür. Thomas Hobbes, geleneksel etik görüşlerine aykırı, materyalist felsefesiyle uyumlu bir etik anlayışına sahiptir. Hobbes der ki: “Bireyin öncelikli hedefi kendi varlığını korumak ve sürdürmektir, bencillik (egocentrism) insanın doğasında vardır.”

Hobbes’a göre, etik bireyin çıkarlarına uygunluğu, bireyin bu çıkarları toplumunki ile uyuştuğu sürece kişi mutlu olur. Fakat Hobbes, insan tabiatı hakkındaki müşahede ve düşüncelerini otoriter bir devlet anlayışını müdafaa için kullanmış ve onun görüşleri ileride birçok aydın kesim tarafından benimsenmiştir.  

Utilitarianizmin öncüleri veya daha isabetli bir deyimle teolojik faydacıları(dinciler) özellikle altını çizerek en büyük faydacılar olarak sayabilirim. Öyle değil mi, etrafımızda, dünyada, Türkiye`de teolojik faydacılar insani haz peşinde koşan, insanların haz ve mutluluk faydası yolundaki faaliyeti dinlerin, inancın iradesine de uygundur diyerek bugün dünyada yaşadığımız bir çok sorunun sebebidir. Epikür, hazcı bir ahlâk anlayışını müdafaa etmekle beraber mutlu bir geleceğin elde edilecek daha büyük bir kalıcı mutluluğun uğruna halde bazı fedakarlıklar yapılmasını tavsiye etmiş. Epikür bile hazcılığı savunurken; insanoğlunu aşırıya gitmeme, ölçüyü kaçırmama, aşırı olmama ve ölçülü yaşamaya davet etmiştir. Epikür, saadete kavuşmak bugünkü dünyada iktidarların, cemaatlerin, dini grupların yaşadığı gibi maddi zenginlik, kudret ve şaşaaya sahip olmak yoluyla değil, fakat ıstıraptan, huzur bozucu şeylerden ve ihtirasların, aşırı istek, tutkunun, hâkimiyetinden kurtulmak suretiyle mümkün olabileceğini ifade eder. 

18. yüzyılda Jeremy Bentham (1748–1832) tarafından sistemleştirilen faydacılık, günümüzde özellikle İngiltere başta olmak üzere Anglo-Sakson geleneğin hüküm sürdüğü coğrafyalarda, ekonomiden siyasete, ahlaktan hukuka birçok alanda oldukça büyük etkiye sahip bir teoridir. John Stuart Mill, Bentham’ın ortaya koyduğu faydacılık anlayışını bu teoriyle genelleştirmiş ve kendi düşünceleri ekseninde yeniden yorumlamıştır. John Stuart Mill, “Utilitarianizm” adlı eserinde, sosyal bir varlık olarak her insanın yerleşik anlayışında, kişinin diğer insanlarla uyumlu yaşaması eğilimi olduğunu ve bunu diğer insanlara hissettirme ihtiyacı duyduğunu söyler. Ona göre, eğer bireyler arasındaki anlayış ve kültür farklılığı gerçek bir paylaşımı imkansız hale getirse de, onların kendi iyi niyet ve eğilimlerinin diğer bireylerle çatışmadığını bilmesi oldukça önemlidir. Mill, ahlaksal eylemi, hem bireyin hem de toplumun yararına olan eylem olarak görür. O halde birey, diğerlerinin istek ve beklentilerini dikkate alarak onlarla iş birliği içinde olmalıdır. Çünkü kişisel menfaat ve çıkar çatışması olmaksızın, hiç kimse, başkalarını dikkate almadan tüm hayatını geçirmek istemez. Toplumsal hayat, karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma, iş birliği ve yardımlaşmayı gerektirir. 

İnsan olmanın ve akıllıca hareket etmenin gereği de budur. Günümüzde birçok iktidar ya da belli bir güce sahip olan dini grup ve cemaatler, belli bir kesimin mutluluğuna fayda sağlayacak oluşum ve çalışmanın içindeler. Belli bir üst kesimi duygusal, bilişsel, zihinsel olarak yeterince haz duygusuna ulaştırma çabasındalar. Sanki mutluluk bu insanların beklentileri ile doğru orantılıdır. Bu düşünce olarak kendilerine yakın olan insanların beklentileri gerçekleştikçe, iktidarın da faydacı mutluluğa ulaşması daha kolay oluyor. Günümüz iktidarları faydacı mutluluğu; insanların kendilerine en yüksek amaç olarak koydukları bir değer olarak ifade etmektedir. Bu faydacı mutluluk, bilinci dolduran tam bir doygunluk durumu, istek ve eğilimlerin tam bir uyumu, doygunluğudur. Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan dolayı duyulan kıvanç durumu, mutlu olma hali, saadet, huzur demektir. İktidarlar mutluluğu başkalarının acı ve ızdırapları üzerinden uyguluyor. İktidara yakın olan insanlara, tarikat, cemaat ya da milliyetçi olana devlet içindeki işlemlerde ayrıcalık sağlanması, direkt olarak maddi çıkar gözetmekten ziyade, bazı bağlılıklar ve yükümlülüklerden dolayı fayda sağlama mantığı. Başka bir deyişle, hükümetler, işin ehli olan para veya mal gibi ekonomik bir gücü ülkelerin çıkarı adına kullanan sermaye yerine, maddi olmayan bir gücün, örneğin akrabalık bağlarının, siyasi, dini, etnik kökenin etkileme aracı olarak kullanıldığı faydacı ahlaki olmayan anlayışla ülkeleri yönetmekte. Belki de Türkiye dahil birçok ülkede yaşadığımız sıkıntıların sebebi bu tür uygulanan nepotist, favorist, kronisk kayırmacılık anlayışıdır. Günümüz iktidarlarında kayırmacılığın bütün türleriyle istesek de istemesek de karşılaşıyoruz. Bu iktidarlar kayırmacılığın bütün şekillerini uygulayarak bizleri hiçbir dini, siyasi, ahlaki, hukuku boyutu olmayan literatüre girmiş olan bu kelimelerle tanıştırıyor. 

Bu kelimeler nepotizm, favorizm ve kronizimdir.

Nepotizmde kayırmaya konu olan şey kan bağı, aynı soydan gelme durumu, soy birliği iken ; favorizmde eş dost, arkadaş, sevilen ve güvenilen yakın arkadaş, sıkı fıkı görüşülen kimse, gönüldaş, tanıdıklar iken; kronizim ise siyasi, cemaat, gruba tercihe yakınlık olarak tanıdıkların kayırılmasını içermektedir. 

Hepimizin günübirlik konuştuğumuz, rahatsız olduğumuz bir konu değil mi? Görüyoruz, çevremizde işitsel, görsel medyada karşılaşıyoruz; bir kimsenin beceri, kabiliyet, başarı ve eğitim düzeyi gibi işin gerektirdiği niteliklere sahip olmaksızın sadece çok eski yakınlarına, özellikle de politik tercihe yakınlık gibi nedenlerle ayrıcalıklı bir şekilde işe alındığını görüyoruz. Burada anlaşılacağı üzere fayda ilkesine göre, insanlar eylemde bulunurken, eylemlerinin sonucunu dikkate almalı ve kendileri de dahil olmak üzere eylemden etkilenecek insanlar ve hatta tüm duygulu varlıklar için en büyük mutluluğu ortaya çıkaracak eylemi tercih etmelidir. 

Fayda ilkesinin ahlaki failin önüne koyduğu en yüksek amaç olan mutluluk, acının hiç bulunmadığı ya da hazzın acı üzerine baskın olma durumunu ifade eder. Aslında bu, insanın eylemde bulunurken eylemin sonucunun mu yoksa eylemin niyetinin mi fiile ahlak kazandırdığının sorgulanması günümüz iktidar ve insanı tarafından yapılmamaktadır. İnsanoğlunun varlığı boyunca etikle, ahlakla ilgilenen düşünürlerin, filozofların büyük bir kısmı davranışın sonucunun ahlaklılığını vurgularken diğer bir kısmı sonuç değil, niyetin önemine işaret etmiştir. Yani olumlu ya da olumsuz her davranışın hem niyet hem de ahlaki olması konusunda hemfikirdirler. 

Konuyu etik anlayışı taraftarlarına göre, yararcılık toplumsal iyiliklerin dağıtılmasında insanlar arasındaki bireysel farklılıkları gözetmeyen iktidarlar, hükümetlere destek olunmalı ta ki böyle bir oluşum içinde olmayan hükümetlere ise siyaset arenada destek verilmemelidir. İyi bir iktidar, iyi bir hükümet  adalet olgusunun, bazılarının özgürlüğündeki azalmanın, diğer insanlara verilen daha fazla özgürlüğe müsaade etmemeli, ayrım yapmamalıdır. Kuşkusuz adalet olgusu insanlar arasında yansız olmalıdır, yani herkese eşit, ayrımsız, eşitlikçi davranılmalıdır. Burada Antik Yunan filozofları olsun, İngiliz düşünürleri olsun, yararcılık genel toplumsal iyiliğin ölçülmesinde herkesi aynı olarak alırken hakkı ,hukuku veya doğruyu toplumsal iyiliğe göre ele almalıyız. Buradaki düşünce bireyin değil de çoğunluğun mutluluğunu ön gördüğü için adaletsiz ve haksız olduğu çıkarımına dayanıyor. 

Son olarak etnisite temelli çok kültürlülüğü, farklı kültürlere, uluslara, azınlıklara, dini, mezhepsel azınlıklara, vicdan ve düşünce, ifade özgürlüğü, siyasi özgürlük veya seyahat özgürlüğü gibi bireysel temel hak ve özgürlüklerin herkese eşit, faydalı olabilecek şekilde insanların doğasına, kimyasına, toplumun dokusuna uygun iktidarlar, hükümetler istemek her vatandaşın doğal hakkı olsa gerek. Sokratesìn dediği gibi, “Tatmin edilmiş bir domuz olmaktansa, tatmin edilmemiş bir insan olmayı; tatmin edilmiş bir aptal olmaktansa, tatmin edilmemiş bir Sokrates olmayı tercih ederim.” 

Bu tatmin edilen ahlaki olduğu sürece bu haz insana kalıcı mutluluk verir.