Ercan Kesal'dan sepet dolusu tavsiye

Ercan Kesal'dan sepet dolusu tavsiye

19 Ocak 2019 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Ya ben çok mu abartıyorum şu teknoloji işlerini? Öyleysem lütfen söyle bana, bak vallaha darılmam sana. Dişimde maydonoz olduğunu söylemeyen riyakar arkadaş gibi davranıp, arkamdan güldürtme beni, başkalarına...

Güneşler battı battı, çıktı... Mevsimler mevsimleri yedi düvelde kovaladı ve ben hala, hala çok şaşırıyorum cep telefonlarımız içinde taşıdığımız şu canlı kanlı dünyaya. Çok sevdiğimiz kuzenimiz Avustralya'da hapşırır hapşırmaz, anında "çok yaşa" diyebiliyor olmamıza.

2019'a girdik gireli Arap yallellisi gibi bitmek bilmeyen grip yüzünden, ailecek gün yüzü göremedik. Hacı yatmaz gibi o koltuktan bu yatağa devrildik. Tam iyileştim derken, grip sinsice sırtımızdan bir daha hançerledi bizi, tekrar tekrar yataklara çiviledi.

İşte, tam da böyle yatak döşek perişan bir haldeyken, aaa bir baktım, Cem'in okulu İzmir Gelişim Koleji Instagram'da canlı yayında... Dur dedim, yattığım yerden evladımı görürürüm belki, yanakları al al olmuş, yine ateşler basmış mı kendisini, çünkü bugün hastalıktan sıyırtıp ilk kez okula gitti.

Fakat öğrenciler yerine, şu sıralar rol gereği habire adam döven Ercan Kesal çıktı okulun sahnesine. Ve başladı öğrencilere ondan, bundan, hayattan bahsetmeye.

Nuri Bilge Ceylan'ın filmleri başta olmak üzere daha birçok film ve diziden tanıyorsun zaten onu. Oyunculuğunun da senaristliğinin de güzelliğinin farkındasın. 1959 Nevşehir Avanos doğumlu, üniversitede önce siyasal, sonra diş hekimliğine girse de en son Ege Tıp'tan mezun olmuş. Üzerine psikoloji ve antropoloji eğitimi almış. Belki bu bilgiler de kulağına çalındı. Belki okudun bir yerlerde. Belki de onun yazdığı kitaplardan ya da gazete yazılarından birini okudun. Belki yazarlığına aşinasın, belki o doktorken, sen hastasıydın.

Bilemem, tanışma şeklinizi... Ama illa ki, bilirsin kendisini...

Neyse demem o ki sizlere, Ercan Kesal sahneye çıkar çıkmaz sazı öyle bir aldı ki ele, şahane bir senfoni besteledi gençlere.

Dünyanın sahibi olun

"Geçmiş geçmişte kalmadı. Bizi biz yapan deneyimlerimiz, şimdi burada bizimle" diye başladı ve şu minvalde devam etti sözlerine:

"Ne anlatabilirim sizlere? Kendimden başka. Deneyimlerim okuduklarımla, seyrettiklerimle anlam kazandı. Tek bir hayat var. Süresi de çok kısa. Okulunuzdaki fosilleri gördüm. Milyarlarca yıl içinde bir insan ömrü ne olabilir ki?

Biz edindiğimiz deneyimleri size aktarıyoruz. Siz edindiğiniz deneyimleri kendi çocuklarınıza aktaracaksınız. Kendinizden sonra yaşanacak dünyaya birazcık olsun katkıda bulunacaksınız.

Kariyer ve para için bir hayat heba edilmez.

Bu çok daha ilham verici dünyanın sizinle daha zengin bir ilişki kurmasına izin verin.

Mesela sadece bir mimar olmakla yetinmeyin, dünyanın sahibi olun, hakkını verin. Kendinizi yaratıcı sanat dallarından, edebiyattan mahrum etmeyin.

Ancak iyi müzik dinler, okur, tiyatro - sinema izlerseniz sağlam hukukçular, öğretmenler olursunuz. Mesleğinizin tuhaf kısıtlamalarına kendinizi kaptırmazsınız. Hayata, size sunulan kısıtlı notalardan bakmazsınız.

4 çocuklu çiftçi bir ailenin çocuğuyken, bana cennet vaat eden yer Avanos Halk Kütüphanesi'ydi. Kasabanın dışında bambaşka dünyalar olduğunu, yoksulluğun içinde cenneti yaşayabileceğimi bana Jules Verne'ler Victor Hugo'lar öğretti.

Kitapçıya girdiğimde bir gün öleceğim ve şunların hepsini okuyamayacağım diye hüzünleniyorum hala. O yüzden okuyacaklarımı seçiyorum.

Çok okumayan yazamaz. Bazen yazarken yolda benzini bitmiş araba gibi kalıyorum. Elimde plastikle benzinciye gider gibi Çehov'dan Sait Faik'ten benzin alıp, yazmaya devam ediyorum.

Okurken dinlenmek için bile okuyorum. Bir kitaba mola verip, başkasına geçiyorum.

Mesela 3 Maymun'daki mahvolmayı göze almış tutkulu kadın karakteri, biraz Madam Bovary, biraz Anna Karenina'dır aslında.

Başarımın sırrı kitaplar

Gonçarov'un Oblomov'unu okumamış olsaydım eğer, Yozgat Blues'daki Yavuz karekterini canlandıramazdım.

Mario Puzo'nun 'Baba' ve Doğan Yurdakul'un 'Abi' kitaplarını okumasaydım, karton bir İdris Koçovalı karakteri çıkarırdım.

24 yaşında genç bir doktorken bir gecede başımdan geçenleri anlatmasaydım, 'Bir Zamanlar Anadolu' filminin senaryosu olmayacaktı.

Hasta bile doktora aslında hastalığını değil, bir hikaye anlatır. Hekimlik de hikaye dinleme sanatıdır. İlkokul mezunu annemin bana anlattığı hikayeler olmasaydı eğer, Peri Gazozu kitabımı yazamazdım.

Eğer bugün bir başarım varsa, altındaki sebep kitaptır. Ve yolculuğum hala kitaplarladır.

Dünyadaki hikayelere kulak kabartın.

Başkalarının dikkatini çekmeyen şeyler dikkatinizi çeksin. Kimsenin görmediği detayların peşine düşün. Bu hem sanat, hem de ne olursa olsun mesleğini iyi yapmanın yoludur.

Bu dünyadaki görevlerinizi yerine getirmeden göçüp gitmeyin. Yeryüzünü sahiplenin.

Sadece kendini düşün, kendini kurtar, hayır demeyi bil gibi bir dayatma var günümüzde. Buna kaptırma kendini. Evet kendini sev, ama saygı duyman daha kıymetli. Bırak başkaları sevsin seni.

Bencilce sevginin yerine, cömertçe saygı gelsin.

Biriciksin, eşsizsin, bir tanesin. Okyanusun bir damlasısın. Ama kıymetlisin. Sen olmazsan o okyanus eksik. İçini doldur, hak et o damlayı.

Çok kitap oku, çok film seyret. Tarkovski, Bergman, Kieslowski, Haneke'yi tanı. Tahayyül gerçeklere yaslanır. Bütün ilhamlara aç kendini. Ve şükret.

Ve paylaş bilgini."

Not: Bu yazım önce Hürriyet Ege'de yayınlanmıştır.