Ensenizden ticari rekabet

Ensenizden ticari rekabet

12 Aralık 2019 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Futbol adına yüreğimin ilk defa cız edişi, Galatasaray’ın takviyeli Gençlik Gücü’nü 15-1 yendiği maçla olmuştur. 

Hasta Fenerbahçeli bir çocuktum ve nasıl da coşkuyla bekliyorduk Turgay’lı, Metin’li, Suat’lı, Kadri’li Galatasaray’ı. 

Anlamadı, bilmedi Galatasaray takımı maçın önemini ve sanki Fenerbahçe’yle oynarmış gibi art arda sıraladı golleri, Lefkoşa cirit sahasındaydı (Taksim sahası) maç. 

İlk defa o gün kuşkuya düştüm bu güzel oyundan. İlkokulun ilk sınıflarındaydım. 

Sol ayağımın dışı ile ufak ufak, okşar gibi sürerdim topu. Tırıbılcıydım (çalım oldu trıbılın adı sonradan) ve ara pasçı. 

Tutku ölçüsünde sevdiğim bir oyundu futbol, Yenicami’nin öksüz minaresi altında Atatürk İlkokulunun bahçesinde, taşlarla karşılıklı kaleler kurarak oynadığımız maçlar saatler sürerdi, kimi zaman 25-23 iken maç, annelerimizin sahayı basması "Gece oldu hade artık eve" diye ünlemesi ve dinlemezsek, "Kıracam o ayaklarını" tatlı sert markajı ile sonlanırdı oyunumuz. 

O oyunu hep sevdim. 

Lise öğrencisi olup da resme başlamak, dünyayı kötülüklerden kurtarmak solculuğu ile aşk yaşamak da futbol oyununa olan tutkumu engelleyememişti. 

Ne zamana kadar mı? 

Hastası olduğum takım sahaya göğsünde reklam olan formayla  çıkana kadar. 

Yok artık ne Fenerbahçe Fenerbahçe'ydi ne de Galatasaray'dı Galatasaray ve yaptıkları şey de oyun değildi. 

Ticaret yapıyorlardı ve bizi de taraftar değil müşteri yerine koyuyorlardı. 

Niye Fenerli kalaydım ki?

Hayır, benim tutkuyla sevdiğim oyun bu değildi. Onlar gözleri karamış bir şekilde devam ediyorlardı, etsinler ve tuttuğunu sandığı, taraftarı olduğu takımın taraftarı olduğunu sananlar sanmaya devam etsinler ve fakat ben biliyorum ki takımları diye tapındıkları şeyler, onları taraftar olarak değil müşteri olarak görüyor ve müşterilerinin son kuruşuna bile göz koymuştur.

Doymayıp 82 milyonun vergilerini de çarçur etme peşindedirler. 

Futbol takımlarının bankaların, ayaklı koşan hatta gol bile atan reklam panoları haline gelmesinden sonra,  çok da uzun sürmedi. Turgut Özal başbakanlığını yaptığı güzelim memlekete "Dünyanın en pahalı arsası" dedi ve Tansu Çiller de "Artık hasta yok müşteri var" dedi bir hastahanenin açılış töreninde. 

Takım tutmaya devam edebilirsiniz, reklamlı formaları da liracıkları ödeyip sırtınıza geçirip gezebilirsiniz. 

Şirketler sizinle gurur duyuyor. 

Bizim buraları, KKTC'yi hiç sormayın. Hep "bet ofis". Sizin oralar da hep "iddaa." 

Ve nokta.