Eleştiri vatanseverliktir!

Eleştiri vatanseverliktir!

9 Ekim 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Tolstoy Diriliş adlı romanında çarlık kurumlarına yönelik kıyasıya bir eleştiri yapmıştı. Sadece kurumları değil, mensubu olduğu soylu sınıfını da yerden yere vuruyordu. Rus-Japon savaşı sırasında Çar II. Nikolay'ı sert şekilde eleştiriyordu. Kimileri ona "ikinci çar" diyordu. Tolstoy insan ve ülke sevgisi ile yapıyordu bunu. Nazım Hikmet ülkesindeki haksızlıkları eleştirirken memleketi kalbinin baş köşesindeydi. Bu yürekli aydınlar kendi dönemlerindeki yanlışlara sessiz kalmadılar. Kim ne diyecek diye düşünmediler.  

Hangi dönemde olursa olsun çelişki ve yanlışlıklara değinmek bir insanlık görevi. Değişim için, çocukların geleceği için, daha güzel bir ülke ve dünya için. Fakat makamlarını ve ceplerini başkalarına borçlu olanlar anlamak istemeyebilir bunu.  

Aslında içinde olduğumuz sorunlara bakıyoruz ve yöneticileri suçluyoruz doğal olarak. Ülkemizin birçok sorununun çözümüne katkı yapamıyoruz. Sürekli yeni açmazlar oluşuyor. Elbette ki bunda en büyük sorumlu yöneticilerin kendisi. Fakat atladığımız bir husus var ki o da sorunların yaygın ve derin olduğu; birçok kişiyi, kurumu ve geneli içine aldığı. 

Yani ekonomideki, siyasetteki sorunları bir an için bir kenara bırakıp kurumlarımıza, şirketlerimize, gazetelerimize, dergilerimize, vakıflarımıza, odalarımıza bakalım. Neler görüyoruz buralarda? Her şey olması gerektiği gibi  mi?  

Bu yüzden toplum olarak şapkayı önümüze koyup sorunlarımızla gerçek bir yüzleşme yaşamalıyız. Çünkü “mış gibi” yaşamaktan, yalanlardan, mazeretlerden bıktık artık. Çünkü bu yalanlarla yaşamaya devam edersek çocuklarımızın elinde ekmeği olmayacak, ezilen, hor görülen bir millet olacağız. Çünkü çoğu kimseye yerleşmiş, adil bir bakış açısını sakatlayan davranışlar var. Yanlışlıklar var. Kadınlar öldürülüyor, sokaklarda çocuklar var, töre cinayetleri var.  Gençler ümitsiz, arayış içinde. Her şeyi çok çabuk unutuyoruz. 

Bizde “Uzayan kol bizden olsun” diye bir söz var. Biri bir yere geldiğinde hemen “Ah ne güzel, uzayan kol bizden olsun” derler. Peki neden öyle olsun? Bu gerçekten masum bir ifade mi? Neden bizim bir tanıdığımız olsun? Hayır, uzayan kol bizden değil hak eden olsun. Kim hak ediyorsa, ülkeye, toplumun yararına kim faydalı olacaksa o olsun. Herkes bu ülkenin insanı ve biri diğerine üstün değil. 

Önemli olan adalete ve fırsat eşitliğine dayanan bir sistem yaratmak. Dava deyip de başkalarının hakkını, hukukunu görmezden gelen anlayışlar kendini sorgulamalı. Halk böyle anlayışları iyi tanımalı. 

Bugün en kritik konu olan eğitimin kalitesi, ailelere maliyeti ve fırsat eşitliğine ilişkin sorunlar herkesin çok açık şekilde farkında olduğu bir durum. 

Görmemiz gereken sorunların derin olduğu. 1980 darbesinin hazırladığı altyapıya sonrasındaki anlayışlar da eklenince geldiğimiz yer bu. En büyük sorun değerlerdeki erozyon. İnsanların inancını kaybetmesi. Yani yarın yöneticiler değiştiğinde bazı şeylerin hemen düzeleceğini ve çok ileri bir toplum olacağımızı kimse düşünmesin. Toplum olarak ciddi bir yüzleşme gerekiyor. Kapsamlı ve agresif bir eğitim atılımı gerekiyor. Güçlü ve objektif kurumlar ortaya koymamız gerekiyor. Bu nedenle öncelikle “Kral çıplak” diyebilmeliyiz. Hayır her şey yolunda, siz görmüyorsunuz diyenlere dikkatle bakın. Konumunu neye borçlu? Aykırı ve eleştirel şeyler söyleyenleri yargılamak, yaftalamak yerine bundan neden korktuğumuzu sorgulayalım önce. Sakın koltuklar yüzünden olmasın! 

Sonuç olarak ülkemizi, kurumlarımızla, hukukla ve ortak akılla yönetip, herkesin pozitif enerjisini alamazsak sorunlarımız düzelmeyecek. Özgürlükten, fikirlerden korkarsak, anlama değil şekle yönelirsek ileri gidemeyeceğiz. Tahrip olan toplumsal değerlere yeniden anlam kazandırmamız gerekiyor. Bu ülkeyi insan öğüten bir makine gibi değil kendi tarihimizden birinin, Şeyh Edebali’nin söylediği gibi bir ülkeye dönüştürmek durumundayız: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın…

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın